Ekolojiİklim KriziManşet

‘Sorun siyasi karar alma mekanizmalarında’

Bugün 5 Nisan Çevre Günü. 1972’de Birleşmiş Milletler (BM) Çevre Konferansı’nın aldığı karardan bu yana, her yıl 5 Haziran, dünya çapında farkındalık yaratılması ve eylemde bulunulması amacıyla Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor. Konferans, bu yılki etkinliklerin temasını hava kirliliği olarak belirledi. Türkiye’de çevre, ekoloji ve iklim alanlarında çalışan sivil toplum örgütlerinden Dünya Çevre Günü dolayısıyla ortak ses çıktı: Fosil yakıttan vazgeçin, yaşam hakkını koruyun.

Greenpeace: 10 kişiden 9’u temiz hava solumuyor

Dünya Çevre Günü’nde dünya genelinde 10 kişiden 9’unun temiz hava soluyamadığına vurgu yapan Greenpeace, dünya genelinde hava kirliliğinin sebeplerinin başında kömür kullanımı geldiğine dikkat çekti. Örgütten yapılan açıklamada, bu yıl Dünya Çevre Günü’ne ev sahipliği yapan Çin’de hava kirliliği yüzünden insan yaşamının ortalama üç sene kısaldığı belirtildi; tek başına Çin’de kömür kaynaklı hava kirliliği sebebiyle her yıl yaklaşık 670,000 kişi hayatını kaybettiği kaydedildi: Bu rakam Hindistan’da 80,00 ile 115,000 arasında değişirken Avrupa’da 23,300’e, ABD’de ise 13,200’e ulaşıyor.

Ulaşım sektörünün giderek daha çok karbon emisyonuna sebep olduğu, 2050’ye kadar üç kat büyüyeceği tahmin edilen sektörün bazı bölgelerde parçacık emsiyonlarının Avrupa’da yüzde 30’undan, bazı bölgelerde ise yüzde 70’inden sorumlu olduğuna dikkat çeken Greenpeace Uluslararası Direktörü Jennifer Morgan şunları söyledi:

“Temiz hava bir lüks değil, temel bir insan hakkı. İnsanları kirli ve zehirli havayı solumaya zorlamanın kabul edilebilir bir yanı yok. Giderek daha çok insan sağlık sorunlarıyla boğuşuyor ve buna karşı çözüm istiyor. Bu halk sağlığı sorununu fosil yakıtları bırakıp yenilenebilir enerjiye geçerek çözebiliriz. Bu dönüşüm halihazırda bazı ülkelerde uygulamaya konuldu. Yaşadığımız zorluk teknolojik değil, siyasi.”

Avrupa’nın havası en kirli 10 şehrinin 8’i Türkiye’de

Greenpeace’in açıklamasında, 2017 yılında, Dünya Sağlık Örgütü’nün (PM2,5 verilerini baz aldığı) raporuna göre Avrupa’nın havası en kirli 10 şehrinin 8’inin Türkiye’de olduğuna vurgu yapıldı. Örgütün Akdeniz Projeler Sorumlusu Deniz Bayram Türkiye’deki durumu şöyle açıkladı: “Dünyanın en ciddi çevre sorunlarından biri olan hava kirliliği sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda insanların yaşam süresini kısaltan, hayat kalitesini düşüren bir tehdit. Greenpeace Akdeniz’’in de üyesi olduğu Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı Kara Rapor’a göre, kirli hava Türkiye’de 2016-2018 yılları arasında 52 bin kişinin erken ölümüne neden oldu. Bu, Türkiye’de trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin yedi katı. Aynı yıllar arasında, Türkiye’de 81 ilin yarısı kirli hava soludu.

Hava kirliliğinin üstesinden gelmek için politikalarımızın yeterli olmadığına vurgu yapan Bayram, hava kirliliğine neden olan PM2,5’un azaltılması için dünyada kapsamlı politikalara üretilirken, Türkiye’de tüm ülkeyi kapsayan ölçüm yapılmadığını söyledi: “İnsanların yaşadıkları bölgede, o gün havanın kirli olup olmadığını öğrenebilecekleri erişilebilir bilgilendirme araçları mevcut değil.”

 Barolar: Çevre ve kentleşme projeleri gözden geçirilmeli

Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Artvin, Burdur, Bursa, Denizli, Diyarbakır, Düzce, Hatay, İzmir, Mersin, Muğla, Ordu, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Siirt, Trabzon, Tunceli ve Yalova baroları ortak bir açıklama yaparak devletin yurttaşları ve çevreyi koruma görevine vurgu yaptı. Açıklamada şu görüşlere yer verildi:

“Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının sürekli ihlal edildiği günümüzde, sivil toplum kuruluşlarına ve meslek örgütlerine daha çok iş düşmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. ve 56. Maddeleri; herkese maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı yanında, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını da tanımış, ayrıca her yurttaşa ve devlete çevreyi koruma ödevini de yüklemiştir.

Türkiye’nin taraf olduğu ve Anayasanın 90.maddesine göre üst hukuk normu niteliğinde olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesi, yaşam hakkını mutlak ve vazgeçilmez temel insan haklarının başında saymaktadır. Yaşam hakkı, diğer temel hak ve özgürlüklere sahip olmanın ön koşulu olup bu da çevre hakkının sağlanması ile mümkündür. Bu anlamda çevre hakkı ile yaşam hakkı anlamlı bir bütünlük oluşturur.

Toplum yararını yok sayan yatırımlar, tarihi, kültürel ve doğal varlıklarımızın insan eliyle yok edilmesi, sürdürülebilir yaşamı tehdit etmektedir. Dünyada ve özellikle ülkemizde, temiz su kaynakları kirlenmekte, verimli tarım toprakları ve orman varlıklarımız azalmaktadır. Tüm canlıların içinde yaşadığı çevre ve iklim krizi, önümüzdeki süreçte daha da yoğun hissedilecek ve eko-sistem üzerinde büyük bir baskı yaratacaktır.

Çevre ve kentleşme politikalarımızı yeniden gözden geçirmeli, ekolojik, yenilenebilir ve verimli enerjiyi öne alan bir anlayışla, toprağımızı, havamızı ve suyumuzu daha iyi korumalıyız. Yoksa içine girdiğimiz küresel iklim krizinden başarıyla çıkacağımız söylenemez.

Bu nedenlerle, daha önce İzmir ve Antalya’da çevre ve kent hukuku çalıştaylarında bir araya gelmiş Barolar, Dünya Çevre Günü’nde anılan tehlikelere dikkat çekmeyi bir görev bilmektedir.”

WWF-Türkiye: Kirlilik tehlikeli boyutta

Türkiye’de hava kirliliği yüzünden ölenlerin trafik kazalarında hayatını kaybedenlerin 7 katı olduğunu kaydeden WWF-Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:

“Hava kirliliğinin doğamız üzerindeki etkileri de asit yağmurları, ağaç kurumaları, ötrofikasyon, ozon tabakasının zarar görmesi ve iklim değişikliğini tetikleme şeklinde kendini gösteriyor. Sudaki azot, fosfor, vb içerikli besin maddelerinin artması sonucu, plankton ve alg varlığının aşırı şekilde çoğalması olarak tanımlanan ötrofikasyon, özellikle göllerde balıkların ölümüne ve canlı çeşitliliğinin kaybına neden oluyor. Hava, toprak ya da yüzey sularında biriken toksik kirleticiler, yaban hayatını çeşitli şekillerde etkiliyor. İnsanlar gibi, hayvanlar da zaman içinde havadaki toksik maddelere maruz kaldığında sağlık sorunları yaşayabiliyor, hayatlarını kaybedebiliyor.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli “Hava kirliliği ile mücadele etmek için öncelikle yenilenebilir enerji kaynaklarını önceliklendirecek politika ve teşvik mekanizmalarının geliştirilerek, daha fazla fosil yakıt kullanımının önüne geçilmesi gerekiyor” dedi.

TEMA: En büyük kirletici termik santraller

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, son dönemde hava kirliliği konusuna olan toplumsal hassasiyetin yükseldiğine işaret etti; KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından Mart 2018’de yapılan Çevre Bilinci ve Çevre Koruma Araştırması’na göre katılımcıların %68’i yaşadıkları yerde hava kirliliğinin arttığını söylediğini ve bu konuyu çevre sorunlarının başında gösterdiğini hatırlattı.

Enerji üretiminin hava kirliliğinin en önemli kaynağı olduğunu ve termik santrallerin de hava kirletici tesislerin başında geldiğini belirten Ataç şöyle konuştu:  “Mayıs ayında yayınlanan “Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri: Kara Rapor”a göre en kirli il Kahramanmaraş olurken Ardahan ise en temiz il olarak yer alıyor. Kahramanmaraş’ın yanı sıra Manisa ve Muğla da havası kirli iller arasında gösteriliyor. Bu illerin ortak özelliği olarak her birinde kömürlü termik santrallerin işletilmesi ön plana çıkıyor. Örneğin Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde hava kirliliği, ulusal limit değerinin üç, DSÖ limit değerinin ise altı katına erişmiş bulunuyor. Hali hazırda iki kömürlü termik santralin çalıştığı Elbistan’da altı yeni kömürlü termik santral yapılması planlanıyor. Eğer bu santraller inşa edilirse hava kalitesinin daha da kötüleşeceği ve işletmede oldukları süre boyunca 32 bin erken ölümün gerçekleşeceği hesaplanıyor. Karar vericileri hava kirliliği konusunda toplumsal hassasiyetleri ve yaşamsal tehlikeleri göz önünde bulundurarak önlem almaya çağırıyoruz.”

Ekoloji Birliği: İklim krizi, en dezavantajlı olanları vuruyor

Ekoloji ve iklim konusunda çalışan çok sayıda STK’nin üyesi olduğu Ekoloji Birliği, İklim krizinin yakıcı etkilerinin her geçen gün daha çok hissedildiğine işaret etti; küresel ısınmanın en fazla, bu soruna en az katkısı olan ülkeleri, insanları, dezavantajlı grupları vurduğunu vurguladı: Olmayan sanayisi ile karbon emisyonuna en az sebebiyet veren Afrika ülkeleri küresel ısınma kaynaklı susuzluk, gıda yetersizliği, iç savaşlarla boğuşurken, küresel ısınmanın baş aktörleri ABD ve diğer gelişmiş emperyalist ülkeler iklim krizinden en az etkilenenler arasında.”

Birlikten yapılan açıklamada,  “Olmayan enerji ihtiyacı gerekçe gösterilerek ülkenin dört bir yanının  enerji yatırımları, termik santraller, RES, HES, GES, JES’lerle dolduranlar, yüzlerce yeni projeye onay verip enerji üzerinden sermayeye rant aktarımı yapıyorlar. Bu da yetmiyor artık tüm dünyanın vazgeçtiği, riskleri nedeniyle birer ikişer kapattığı nükleer santral projelerini de aynı çarkın içine dahil ettiler”denildi: Türkiye’nin tarımının, akarsularının, jeotermal kaynaklarının ve yeraltı kaynaklarının tüketilmesi ve yok edilmesi pahasına sadece kar amacı taşıyan enerji yatırımlarına karşı mücadele etmeye devam edecekleri belirtildi.

TÜSAD: Riskler belirgin olarak artıyor

Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Prof. Dr. Arzu Mirici , 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, iklim değişikliği ve hava kirliliğinin başta akciğer hastalıkları olmak üzere insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Mirici, bu durumun akciğer sağlığı açısından oluşturduğu tehditleri şöyle anlattı: “Çevresel etkenlerin akciğer sağlığı üzerine etkileri incelendiğinde, hava kirliliği ile hastalıklara bağlı ölüm riskinde artış, başta astım ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) olmak üzere zatürre ve alerjik hastalıkları hava kirliliğinin artırdığı biliniyor. Hava kirliliği bu hastalıkların oluşmasına neden olmanın yanı sıra var olan hastalıkların gidişatını ve sonucunu olumsuz yönde etkiliyor, acil hastane başvurularının artması gibi sonuçlara da yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) uzun süre hava kirliliğine maruz kalmanın akciğer kanseri riskini belirğin olarak artırdığını bildiriyor. İklim değişikliği ise özellikle bakteri ve virüs gibi mikroorganizmaların özelliklerini değiştirerek enfeksiyon hastalıklarının artmasına ve şekil değiştirmesine neden olabiliyor. Özellikle toplumda çok sık görülen hastalıklar olan üst ve alt solunum yolu hastalıklarının artabileceği düşünülüyor. Kirleticiler, çöl tozları, ısı ve nem artışına bağlı olarak atmosferdeki bakteri ve mantar spor yoğunluğu insan sağlığı açısından büyük tehdit oluşturuyor.”

Havayı kirleten en önemli unsurların fosil kaynaklı yakıtların kullanımına bağlı kirlilik, ısınma amaçlı ve taşıtlarda kullanılan yakıtlarla, kömürlü termik santraller olduğunu kaydeden Mirici, “Üstelik bu santraller tarım alanları ve ormanları da olumsuz etkilediği için iki kere zarar veriyor. Bu noktada mevcut santrallerin devamı ve yenilerine izin verilmesi konularının yeniden düşünülmesi gerekiyor” dedi.

‘Sağlıklı akciğer yetmez’

“Unutmayalım ki nefes almak için sağlıklı bir akciğer kadar temiz bir çevre ve temiz havaya da ihtiyacımız var” diyen Prof. Dr. Mirici, sunları söyledi: “Bu nedenle devletler, sanayi, toplumlar, bireyler bir araya gelerek yenilenebilir enerji ve yeşil teknolojileri kullanmaya, şehir ve bölgelerdeki hava kalitesini iyileştirmeye yönelik çalışmalar yapmalıyız. Çünkü kalkınma ile sadece ekonomik büyümeyi hedefleyemeyiz. Aynı zamanda insanın ve doğanın uyum içerisinde, biyoçeşitliliği ve yaşam kalitesini yükseltmesini amaç edinmeli, sürdürülebilir kalkınma ve geleceğimiz için hep birlikte mücadele etmeliyiz.”

Kategori: Ekoloji