İklim KriziManşet

Akdeniz’de doğal gaz arayışları, doğa ve iklime büyük zarar verebilir

‘Doğu Akdeniz’deki ‘doğalgaz arama’ savaşı, fosil yakıtlara bağımlılığı daha da artıracak; yeni petrol ve doğal gaz arama çalışmalarının küresel iklim ve biyosfer üzerindeki etkileri katlanarak artacaktır’

Doğu Akdeniz’de doğal gaz arama çalışmaları devletler arasında siyasi gerilimlere neden olurken, bir fosil bir yakıt olan doğal gazın çıkarılması ve üretiminin çevreye olası zararları üzerinde yeterince durulmuyor.

Kıbrıs, Mısır, İsrail ve İtalya gibi ülkeler, bölgeyi enerji üretim merkezlerinden biri haline getirmek için iş birliği yaptı. Bölgede yalnız kalan Türkiye’nin doğal gaz arama çalışmalarına başlayacağını duyurması uluslararası alanda tepki yarattı.

Tamar ve Leviathan ile 2011’de keşfedilen Afrodit sahası, Doğu Akdeniz’de doğal gaz üretimi yapılacak alanlardan bazıları. Güney Kıbrıs Yönetimi, Afrodit sahasında 2024 itibariyle doğal gaz üretimine başlanacağını açıkladı. İlk aşamada sahadan günde yaklaşık 22 milyon 656 bin metreküp gaz üretilmesi bekleniyor. Çıkarılan gaz Mısır üzerinden boru hattıyla Avrupa’ya gönderilecek.

Euronews Türkçe Doğu Akdeniz’de doğal gaz faaliyetlerinin çevre ve canlı hayatına maliyetini Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli ile konuştu.

Doğal gaz sanıldığı gibi ‘temiz’ değil

Doğal gazın çevreye zararı olmayan, temiz bir yakıt olduğu düşünülüyor. Ancak bu tam olarak sanıldığı gibi değil. Doğal gaz, kömür ve petrol gibi fosit yakıt; çevreye zararı kömür ve petrole oranla daha az fakat bu doğaya ve insana zararı olmayan bir enerji kaynağı olduğu anlamına gelmiyor.

Aslı Pasinli, “Fosil yakıtlar iklim değişikliğine neden olan sera gazlarının atmosferde birikmesine bu da iklim değişikliğine yol açar.” diyerek fosil yakıtların iklim değişikliğine olan etkisine dikkat çekiyor. Pasinli, ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası ve fosil yakıtların olası tehlikelerinden biri olan iklim değişikliği ve bunun sonuçlarıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Akdeniz Havzası, küresel iklim değişikliğine karşı yerkürenin en hassas bölgelerinden birisidir. Akdeniz Havzası’nda gerçekleşecek 2°C’lik bir sıcaklık artışı, beklenmeyen hava olayları, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve bunların sonucunda doğal afetler ile orman yangınlarının sıklığı ve etkisinde artış, tarımsal verim kaybı, turizm gelirlerinde azalma, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi çeşitli şekillerde etkilerini hissettirecektir.”

Akdeniz binlerce canlı türüne ev sahipliği yapıyor.

‘Akdeniz kuşatma altında’  

WWF, Akdeniz’de yaklaşık 350 endemik denizel canlı türü olduğunu ve yüzde 28’lik endemizm (yerel, yalnızca o yere ait olan tür) oranıyla küresel biyolojik bir çeşitlilik sıcak noktası olduğunu vurguluyor. Öte yandan Akdeniz’de ekosistemler üzerindeki baskıları değerlendiren son çalışmalar, karasal ve denizcilik sektörü faaliyetlerinin etkilerinin yüksek oranda arttığını gösteriyor.

Pasinli, “Yarı kapalı bir deniz olması ve su yenileme süresinin 80 yıla ulaşması kırılganlığını artmaktadır. Bu nedenle Akdeniz, ‘kuşatma altında’ bir deniz olarak nitelendirilmektedir.” diyor.

Çevre örgütlerini endişelendiren bir başka nokta da Akdeniz’de, 2010’da Meksika Körfezi’nde meydana gelen kazanın bir benzerinin yaşanması.

Aslı Pasinli bununla ilgili “Olası bir kaza türler ve ekosistemler üzerinde yıkıcı etkiler yaratarak, gıda güvenliği ve Akdeniz ekonomisinin bağlı olduğu turizm, balıkçılık gibi ekonomik faaliyetler üzerinde geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracaktır. Bununla birlikte, fosil yakıtlara bağımlılığı daha da artıracak yeni petrol ve doğal gaz arama çalışmalarının küresel iklim ve biyosfer (yaşamküre) üzerindeki etkileri katlanarak artacaktır.” değerlendirmesi yapıyor.

Pasinli’ye göre doğal gaz çalışmaları sadece fosil yakıt çıkarılması yönüyle değil, bu çalışmalar sırasında oluşan gürültü kirliliği açısından da Akdeniz’de canlı yaşamını tehdit ediyor: yen”Denizlerdeki gürültü kirliliğinin en çarpıcı sonuçlarından biri, balinaların ve yunusların kıyıya vurmasıdır. İnsanlarda olduğu gibi, denizlerdeki gürültü kirliği deniz canlılarında işitme hasarına neden olabilmekte, hatta yaşam alanlarından kaçmalarına ve buraları terk etmelerine yol açabilmektedir.”

‘Yenilenebilir kaynaklara yönelmeli’

Türkiye rüzgar, jeotermal ve güneş enerjisi açısından önemli bir potansiyele sahip. Tıpkı diğer Akdeniz ülkeleri gibi. Ancak bu potansiyeli kullanma girişimlerinden çok, doğal gaz çıkarma ve taşıma faaliyetleri ön planda.

“Fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerjinin kullanımı ve enerji verimliliği politikalarının geliştirilmesi, iklim değişikliğinin ülkemiz için geri dönülemez sonuçlara yol açmasını önlemek ve sıcaklık artışlarını sınırlandırmak için çok kritiktir.” diyen Aslı Pasinli, yenilenebilir kaynakların önemini vurguluyor.

Yenilenebilir kaynaklardan faydalanmanın ne derece mümkün olduğu sorusuna ise “Yenilenebilir enerjinin teknolojik gelişmeler sayesinde azalan maliyeti iklim değişikliğinin önüne geçmek için ekonomik olarak müthiş bir fırsat alanı yaratıyor. Günümüz teknolojisi ile de bu hedefi gerçekleştirmek mümkündür ve inovatif çözümler sayesinde maliyetler her geçen gün düşmektedir.” cevabını veriyor.

WWF’in hedefi 2050 yılında küresel ölçekte %100 yenilenebilir enerjiye geçişin sağlanması. Vakfa göre bu hedefe giden yol enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılmasından geçiyor

 

Kategori: İklim Krizi