Doğa için hareket vakti!

‘İnsan olarak diğer canlıların yaşamını o kadar zorlaştırıyoruz ki bunun sonunda insanın da yok olacağını aklımıza bile getirmiyoruz.’

Kendi haline bırakıldığında oldukça etkili görüntüler sergileyen ekosistemler ve onların bileşenleri, üzerlerinde var olan kirlilik, tahribat ve iklim değişikliği baskılarını saymazsak hala büyülemeye ve kendisine hayran bırakmaya devam ediyor. Çoğunlukla kendini göç olayı olarak gösteren bu etkileyicilikler şu sıralar ülkenin farklı bölgelerinde vuku buluyor.

Bunların içerisinde en önemli iki tanesi, Van Gölü havzasında yaşanan inci kefali (Alburnus tarichi) göçü ve ülkenin Akdeniz sahillerinde yaşanan kaplumbağa (Caretta caretta ve Chelonia mydas) yumurtlama faaliyeti. Her iki olay da doğanın muazzam üretkenliğinin -tekrar etmesine rağmen- büyüleyiciliğini koruyabildiğinin göstergesi niteliğinde. Tekrar eden şeylerin bir noktadan sonra sıkıcı olma özelliği söz konusuysa da bu durum doğa için geçerli değil. Her ne kadar gerek Akdeniz gerekse de Van Gölü kıyılarımız ciddi bir beton ve kirlilik sorunuyla karşı karşıya olsa da canlılık kendini var etme mücadelesini tüm gücüyle sürdürüyor.

İnci kefalleri yolculuğa çıktı

Her yıl nisan ve temmuz ayları arasında gerçekleşen Van Gölü inci kefalinin nehirlere olan üreme göçü bu yıl da su sıcaklığının 12 0C’yi geçmesiyle birlikte başlamış vaziyette. Van Gölü’ne dökülen tüm irili ufaklı nehirlerde inci kefallerine rastlamak mümkün. En önemli iki gözlem noktası ise Muradiye ve Erciş ilçeleri sınırları içerisinde. Şehir merkezinden 1-1.5 saatlik yolculuk sonrası gerek balık bendi olarak nitelenen yere gerekse de değirmen olarak adlandırılan yere ulaşarak bu muazzam doğa olayını gözlemleyebilirsiniz. Yoğun çabalar sonucu iyi bir koruma hikâyesine sahip olan inci kefali, hala birçok problemle karşı karşıya. Hatta şimdilerde hiç olmadığı yoğunlukta Van şehir merkezi içerisinden akan derede bile binlercesini görmek mümkün. Kaçak avcılıktan dolayı oluşan baskının minimize edilmesi balığın boyunun ve sayısının artmasına neden olmuş olsa da her şey güllük gülistanlık değil. Özellikle kirlilik ve habitat tahribatı önemli bir problem olmaya devam ediyor. Buna rağmen fırsatınız varsa Van’a inci kefalini görmeye gidin derim.

Kaplumbağalar aşırı kirlilikten denize dönüyor

Diğer bir hareket ise başta, Hatay/Samandağ olmak üzere, Adana/Akyatan, Antalya/Patara, Mersin/Davultepe ve Muğla/İztuzu sahilleri gibi 21 ayrı bölgede meydana gelen kaplumbağa hareketliliği. Bu hareketlilik de üreme için. Binlerce kaplumbağa, 100 milyon yıldır yaptıkları gibi, ağustos ayına kadar yumurtlamak için kumsallara çıkacak. Her kaplumbağanın doğduğu sahili yumurtlama alanı olarak tercih ettiği biliniyor. Ancak bunu gerçekleştirebiliyor mu, orası biraz karmaşık. Çünkü yumurtlamak için kumsala çıkan kaplumbağalar her türlü gürültü, ışık, kirlilik ve habitat tahribatına karşı oldukça duyarlı.

Öyle ki geçtiğimiz üreme döneminde Hatay/Samandağ’da yaptığımız çalışmada, kaplumbağaların üremek için çıktığı sahilden, plastik çöpler yüzünden herhangi bir yuva kazamadan geri döndüğünü kısmen de olsa ortaya koyduk. Yani yumurtlamak için sahile çıkan kaplumbağa aşırı kirlilikten dolayı tekrar denize geri dönebiliyor. Bu durum da ciddi anlamda stres kaynağı. Henüz aynı kaplumbağanın kirlilikten dolayı yuva kazmadan denize dönüp sonra başka bir sahile gidip gidemediği hakkında bir yorum yapamıyoruz.

Ancak söyleyebileceğimiz bir şey var ki her başarısız deneme, gelecek nesiller için ciddi bir tehlike yaratıyor. Çünkü birkaç deneme sonunda yumurtlamak zorunda olan kaplumbağa bir sonraki denemede su altında kalma ihtimali yüksek olan bir yuva kazıp oraya yumurtlayabilir ya da yumurtlamak için uygun yeri seçene kadar karada geçirdiği sürede karaya vurmuş bir balıkçı ağına takılabilir. Hatta başka bir hayvanın saldırısına bile uğrayabilir ki bunun birçok örneğine yaptığımız arazi çalışmasında rastladığımızı söyleyebilirim. Yani üremek için 100 milyon yıldır aynı aktiviteyi yapan bir canlının, geçmişi henüz 50 yıl bile olmayan ve nedeni tamamen insan faaliyetleri olan plastik kirliliği yüzünden başarılı şekilde üreyememesinden bahsediyoruz. Buna bir de sahillere yapılan ışıklı yollar, binalar, ve anlamsız rekreasyon çalışmalarını da eklediğimizde üremenin ne kadar güç olabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.  Bu tehditler sadece yumurta bırakan anne için değil, yumurtadan çıkan yavru için de geçerli. Doğal ortamında ve insan kaynaklı herhangi bir baskının olmadığı durumlarda erişkin hale gelebilen yavru sayısının tahmini olarak binde bir olduğunu düşünün ve o hayatta kalması gereken yavrunun da insan faaliyetlerine takılabileceğini üzerine koyun. Üstelik her yıl yüzlerce kaplumbağa gemi hareketlerinden ve balıkçılık faaliyetlerinden dolayı ölü olarak sahillere vuruyor. Yani hem denizde hem de karada bir tehdit söz konusu.

İnsan olarak diğer canlıların yaşamını o kadar zorlaştırıyoruz ki bunun sonunda insanın da yok olacağını aklımıza bile getirmiyoruz. Doğa ise buna rağmen bize güzelliklerini sunmaya var gücüyle devam ediyor.

Doğayla kalın!

(Yeşil Gazete)