EkolojiManşet

Kazdağları’nın biyoçeşitliliğine can suyu

FAO ve Türkiye’nin ortak girişimiyle, Kazdağları’nda biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir orman yönetimi kapsamında gerçekleştirilecek proje için hazırlıklar tamam. Projenin bütçesi 30 milyon dolar.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) , Tarım ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce ortaklaşa gerçekleştirilecek “Kazdağları’nda Biyoçeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Orman Yönetimi’ projesi için ilk adımlar atıldı. Yerel STK’ler ve üniversitelerin de  katkısı alınacak projenin bütçesi 30 milyon dolar. Bunun 5 milyon dolarını GEF (Global Enviroment Facilities – Küresel Çevre Fonu),  kalanını Türkiye karşılayacak. Kazdağları çevresinde yaklaşık 35.000 hektarı korunan alan ve 150.000 hektarı orman arazisi olan, toplamda 180.000 hektarlık bir alanda uygulanacak projenin süresi de 48 ay.

Proje kapsamında Balıkesir Edremit’te yerel STK’lerin ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilen iki günlük çalıştayda, “sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi için gerçekleştirilecek aktiviteler, Kazdağlarının doğal, kültürel ve arkeolojik değerlerinin korunması amacıyla yapılacaklar, paydaşların yetki ve sorumlulukları, alternatif gelir getirici faaliyetler ve Kazdağları’nın sahip olduğu değerler konusunda farkındalık oluşturmanın yolları üzerine konuşuldu.

Çalıştayda konuşan Orman Genel Müdürlüğü, Müdür Yardımcısı Mehmet Çelik, projenin uygulayıcılar, STK temsilcileri ve akademisyenlerin katkılarıyla nihai haline getirildikten sonra GEF’e iletileceğini, onay çıktıktan sonra da zaman kaybetmeden çalışmaya başlayacaklarını kaydetti. Çelik, yereldeki bitki türlerinin korunması, Kazdağları’nda yaşayan canlılara sahip çıkılması ve bu konuda farkındalık yaratmanın önemine vurgu yaptı.

FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık da iklim değişikliğinin tarım ve ormandaki etkilerinin çok önemli olduğunu, küresel anlamda sera gazlarının olumsuz etkileri ve azaltılmasıyla ilgili kaynak oluşturulduğunu belirtti; bunlara katkı vermek için kurulmuş bir fon olan GEF’in çalışmalarına ülkelerin de eş finansman desteği vermesinin önemini vurguladı.

Yetkililer sorunların farkında

Çalıştaya katılan yerel STK’lerden Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Derneği’nin Başkanı Süheyla Doğan ise çalıştaydaki en önemli ve olumlu sürprizin, yetkililerin farkındalığını görmeleri olduğunu söyledi:  “Gerçekleştirilen çalışma gruplarında Çan Orman İşletme Müdürlüğü yetkilisi, ‘bölgemizdeki en önemli sorun, termik santraldir’ dedi. Bir diğer resmi yetkili, Kazdağları’ndaki maden aramalarını en önemli sorun olarak tarif etti. Bu yaklaşım yıllardır bu sorunlara karşı mücadele eden sivil toplum örgütü temsilcilerini heyecanlandırdı. Diğer çalışma gruplarında da kamu yöneticileri benzer ifadeler kullanmış.”

“Demek ki derdimizi iyi anlatabilmişiz” diyen Doğan, “Enerji ve Çevre bakanlıkları devreye girdiğinde, yerel yöneticilerin ‘dik’ durabilmesi kolay olmuyor ama bu tür projelerden ilgili bakanlıklara dönük tavsiyeler çıkması, etkiyi artırabilir”  diye konuştu.

.Projenin daha önce sunulduğunu ve ön kabul aldığını , ancak finansman sağlanamadığı için hayata geçirilemediğini belirten Doğan, bundan sonraki süreci şöyle anlattı:

“Önce bir envanter oluşturulacak. Mevcut çalışmalar taranacak. Üniversitelerden uzman hocaların da katkısıyla biyoçeşitlilik varlıkları belirlenecek. Bunları koruma yöntem ve tedbirleri ile alan yönetimi planları hazırlanacak. Kazdağları’nda tabela ve işaretlerin konulacağı rotalar belirlenecek. Günübirlik alanlar, konaklama yerleri ve bunların kullanım kılavuzları hazırlanacak. Süreçte bölgenin ekoturizm potansiyeline katkıda bulunacak, yerel halkın bu hizmetten yararlanmasını sağlayacak adımların atılması da öngörülüyor.”

‘Sürdürülebilir orman’ kavramı endişe yaratıyor

Doğan, projenin yürütücüleriyle sivil toplum temsilcilerinin bir araya gelmesi ve birbirlerini anlamasının önemine değindi; ancak “sürdürülebilir orman yönetimi” başlığının endişe yarattığına da dikkat çekti: “Sürdürülebilir orman kavramı, ormanlardaki ağaçların belli aralıklarla kesilmesi, ‘gençleştirilmesi’, kereste olarak satılması gibi eylemleri de içeriyor. Bu doğru bulmadığımız bir yöntem olmasının yanı sıra kapsamı, denetimsizlik durumunda yayılabileceği alan bakımından endişe yaratıyor. Bu konuda nasıl bir yöntem izleyeceklerini ve ne yapmak istediklerini tam olarak anladığımızı söyleyemem. Ancak uygulamayı dikkatle izleyeceğimizi belirtebilirim.”

Doğan Kazdağları’ndaki çözüm bekleyen sorunları da şöyle listeledi:

*Bölgede 16 termik santral projesi gündemde. Bunlardan 5’i çalışır durumda. Hava ve su kaynaklarının kirlenmesi, tarım alanlarının zehirlenmesi ve insan sağlığı açısından yarattığı risklerin boyutları giderek artıyor.

*Altın ve diğer metalik madenciliği, Kazdağlarını delik deşik etti. Valilik, dağların kuzeyindeki Tümat/ Lapseki ve kirazlı altın madenlerine beklenen bütün izinleri hızla verdi. Hukuka aykırı olmasına karşın faaliyete de başladılar. Özellikle Kirazlı altın madeni, yörenin içme suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın hemen üzerinde olması yüzünden çok büyük bir tehdit. Güney tarafında Havran, Karaaydın, Yenice bölgelerinde maden projelerine açtığımız davaları kazanmamıza rağmen, apar topar çıkarılan ‘ÇED olumlu’ raporları yüzünden sürekli başa dönüyoruz.

*Hukuki süreçleri devam eden çok sayıda maden girişimi olmasına karşın, şirketlerin kanun tanımaz tutumları yüzünden büyük bir doğa kıyımı da yaşanıyor.

*Bölgede maden açmak için başvuran şirketler, bir süre sonra aldıkları ruhsatları başkalarına devrediyor. Örneğin Tek Madencilik bütün ruhsatlarını Bahar Madencilik adında, şimdiye dek hiç duymadığımız bir firmaya devretti. Bu öyle bir zincir ki, bir noktadan sonra kime devredildi, bu firmalar kimin nesidir, kayboluyorsunuz.

*Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası, bölgedeki madencileri destekliyor. Sivil toplum olarak “yatırım yapmayın” baskılarımıza rağmen, ortakları devletler olduğu ve Türkiye de bankaya katkı sağladığı için etkili olamıyoruz.

*Dereler, ‘dere ıslahı’ adı altında beton kanallara hapsediliyor. Kenarlarında çınar ağaçlarının olduğu dereleri, kanallara sokup duvarlarla çevirdiler. Üzerlerine de demir korkuluklar yerleştirdiler. Derelerin akış yönü, hızı değiştirildi, denize ulaşamadıkları için artık alüvyon da biriktiremiyorlar. Artık ne insanlar ne de hayvanlar derelerden yararlanabiliyor.

*Bölgede DSİ’ne ait 5 büyük baraj projesi var. Başta enerji üretimi için yapıyoruz denilmişti, şimdi içme suyuna döndü. Ancak yöredeki köylerde, baraja karşı ciddi bir direnç var. Baraj demek, iklim değişikliği, nemlenme, su akış sisteminin değişmesi, bölgede mantarlaşma oluşması demek. Yörede yaşayanlara sormadan, onların fikirlerini almadan tepeden planlanan projeler önemli bir sorun.

STK temsilcileri olarak bütün bu sorunları dile getirdiklerini ve bakanlık yetkililerinin de kendilerini dinleyip not aldığını belirten Doğan, söz konusu projenin uygulanması aşamasında da gözlerini Kazdağları’ndan ayırmayacaklarını kaydetti.

Kategori: Ekoloji