Yeşiller solun neresinde?

Aral Gölü’nün sosyalist anavatan için yok edilmesinin, Sovyetler Birliği halklarının iyiliği için yapıldığı söylenebilir ancak sonuçta oluşan tahribat kapitalist batılı bir sermayenin de gerçekleştirebileceği doğaya karşı kayıtsızlık ve acımasızlık düzeyindedir.

Bir süredir yeşil ideolojinin kendini konumlandırmaya çalıştığı noktayı kendimce düşünüyorum. Yeşillerin kendilerini tarihsel olarak olmaları gereken yerde konumlandırmadıklarına ya da konumlandıramadıklarına karar verdim. “Sen de kim oluyorsun bu kararı veriyorsun” diye sorabilirsiniz. Bunlar benim naçizane görüşlerim zaten. Bu yazı ve sonrasında yazmaya devam edeceğimi umduğum bir grup yazı daha, aklımdaki fikirlerin mümkün mertebede derlenmiş hali olacaktır. Henüz çok net bir çerçevesi olmayan bu yazılara umarım yakında bir çerçeve çizmeyi başarabilirim.

Yeşiller solun neresinde?

Bu tartışmaya başlamak için bir temele ihtiyaç duyuyorum. Aşağıdaki basitleştirilmiş ilke ve ilişkileri bu temel olarak kabul edeceğim.

Yeşiller, en yaygın kullanımla kendilerini çevrecilik, şiddetin reddi, sosyal adalet ve tabandan demokrasi üzerine temellendiren ideolojik bir harekettir. Yeşillere destek veren kişiler çoğunlukla ekoloji, doğa korumacılık, çevrecilik, feminizm ve barış hareketlerine destek verenlerle ortak değerleri taşırlar. Yeşillerin ekososyalizm, ekofemizm ve ekoanarşizm ile bağlantıları vardır ancak bu hareketlerin ne derece yeşil politikanın parçası olduğu tartışmalıdır. Kendini sol politikalarla ilişkilendirmiş yeşillerin duruşuna zıt olarak da yeşil korumacılık ya da yeşil kapitalizm gibi sağ hareketler ortaya çıkmıştır.

Buraya kadarki, kendini yeşil hareketin bir parçası olarak görenlerin ya da Yeşilleri bir şekilde tanıyanların yeşil hareket konusunda hakaret içermeyen tanımları olabilir. Peki, Yeşilleri politik bir spektruma yerleştirirsek tam olarak nerede dururlar, ne dersiniz?

Şekil  1. 9 Eylül 2017’deki duruma göre Avrupa Birliği Parlamentosundaki grupların dağılımları

Şekil 1 bize Eylül 2017’deki AB parlamento dağılımını vermektedir. Frankfurt okulunun sınıflandırmasıyla en solda sosyalist sol ve en sağda aşırı sağ yer almaktadır. Peki, aralardaki diğer partiler ve siyasi gruplar bunların az ya da çok karışımı mıdır? Bunu anlamak için biraz geri çekilmek gerektiğini düşünüyorum.

Politik spektrum

Alışılagelmiş bir şekilde sol ve sağı tek eksenli bir düzleme yerleştirdiğimizde Eylül 2017’deki Avrupa Parlamentosu’nda Yeşiller ve Yeşil Sol hareketler Şekil 2’deki gibi bir konum elde ediyorlar. Şekil 2 ve sonraki şekilleri bir tür analoji için çizdiğimi, bir ölçüm sonucu çıkmadıklarını belirtmem gerekir.

Şekil 2 AB Parlamentosu 2017 Eylül dağılımı ve Yeşiller

Bu politik spektrum aslında bizlere Fransız devriminin bir mirası. Muhafazakârlar bir yere, yenilikçiler bir yere. Ancak bu dağılımı tarihsel olarak anlamak için bir noktayı atlamamak gerekir. Fransa Ulusal Meclisi ve ardından gelen diğer meclislerdeki bu oturma düzeninin politik şartlara (darbeler, imparatorlar, ikinci/üçüncü cumhuriyetler gibi) göre değişiklik göstermesi ve günümüzdeki kavramlara ulaşması zaman alsa da bu meclislerdeki temsilcilerin çoğunluğu Fransa’ya inanmıştır. Peki ya ortak paydalar azalıyor, farklılıklar artıyorsa?

1930’lu ve 1940’lı yılların dünyasının, sözümü getirmek istediğim durumu iyi temsil ettiğini düşünüyorum. Bir tarafta İngiltere, Fransa, sonrasında Amerika gibi bugün batı medeniyeti dediğimiz değerleri savunan Müttefikler, bir tarafta aşırı sağda duran Almanya, İtalya, Japonya ve onların uydu devletlerinden oluşan Mihver güçler ve diğer tarafta Sovyetler Birliği. 1940’lı yılların sonlarına rastlayan NATO ve Varşova Paktı’nı şimdi anlatacağım ilişkilerden ayrı tutuyorum.

Bu tarafların her birinin perspektifinden diğer ikisini aynı görmek aslında son derece mümkündür. Komintern açısından iki taraf da emek düşmanıdır, Müttefikler açısından iki taraf da otoriteryan ya da Almanya açısından Mihver güçler de dâhil olmak üzere herkes ari ırkın düşmanı olabilir. Dışarıdan bir gözlemci olarak bu tarafları biz tek eksenli bir sınıflandırmaya soksak, mesela emek açısından Müttefikleri ve Mihver güçleri aynı ya da en azından oldukça yakın bir yere koyabilirdik. Ancak bir tarafın ölüm fabrikaları inşa etmesi ve diğer tarafın kendi toplumu içindeki anti-semitizme rağmen bunu devlet politikası haline getirmemiş olması, küçük değil aslında büyük bir farktır. Bu durumda Şekil 3’te yer alan üretim araçlarına sahiplik ve sınıf çatışması açısından politik spektrumdaki konumlandırma Şekil 4’teki üretim araçlarına sahiplik ve faşizm açısından konumlandırmaya dönüştürülebilir. Bu şekli doğru okumak için bir not ekleyeyim. Köşeler bir ideolojinin en katıksız hali, çizgiler üzerinde hareket ise sadece bu iki ideolojinin karışımlarını ifade etmektedir. Üçgenin içindeki alan ise az ya da çok üçünün karışımıdır. Bu noktada tekrar etmek isterim ki şekiller analoji için çizildiğinden ölçeğin bir anlamı yoktur.

 

Şekil 3 Üretim araçlarının paylaşımı açısından Komintern, Müttefikler ve Mihver Güçler

Şekil 4 Üretim araçlarının paylaşımı ve faşizm açısından Komintern, Müttefikler ve Mihver Güçler

Son olarak Şekil 4’e Eylül 2017’deki AB Parlamentosundaki grupları yerleştirmeye kalksaydık sanırım Şekil 5’teki gibi bir sonuç elde etmiş olurduk. Yine bir ölçek söz konusu değildir.

Şekil 5 Eylül 2017’de AB Parlamentosundaki grupların tahmini dağılımı

Şekil 5’ten ötürü yapabileceğimiz yorum, Yeşillerin ve Sosyalist Solun farkının; üretim araçlarından daha çok pazara ekonomisine inançlarında yatıyor olmasıdır. Konuyu oldukça basite indirgeyerek bu yorumu yaptığımın farkındayım.

1980 sonrası siyasetin, sağda büyük bloklar ve solda parçalı yapılara dönüştüğünü söylemek yanlış olmaz. Küreselleşmeye başlayan dünya ve Sovyetlerin ideolojik yenilgileri sırası ve sonrasında solda yaşanan kopuşla sol, kendini küçük gruplarda mikro siyaset içinde buldu. Bu mikro siyaset her şekilde birbirinden farklılık gösterebiliyor ve konusu cinsiyet rolleri, kadın, çocuk, çevre, hayvan hakları ve bunun benzerleri ve hatta kombinasyonları olabiliyor. Tam da bu sıralarda ortaya çıkan Yeşillerin kendilerini temellendirdikleri çevrecilik, şiddetin reddi, sosyal adalet, tabandan demokrasi, 1980’lerden başlayarak öyle ya da böyle birçok siyasi grup ve harekete de nüfuz etti. Artık mesela çevre felaketi de devrimden sonra çözülebilecekti. Bu fikirlerin kaynağı Yeşiller olmasa da bunları reel sosyalizmden önce benimsemiş oldukları bir gerçek. Zaten Yeşiller’in ne olduğuna ve nasıl bir araya geldiklerine baktığımızda Bahro’nun ifade ettiği üzere sola yakın ancak sosyalist olmayan grupların bir bütünü oldukları ortaya çıkar. [1]

Yeşilleri oluşturan grupların ya da Yeşillerin de içinde bulundukları sol yelpaze içindeki yapıların, bu az ya da çok farklarını ifade etmek için Şekil 5’teki gibi bir başka eksene ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum. Bu noktada Landauer’e bir şekilde kulak vermek diğer ekseni bulma konusunda yardımcı olabilir. Landauer’e göre, Marx’ın savunduğu ekonomik sistemin temelindeki yapıların kapitalizmle olan benzerliğinden ötürü Marksizm bir devlet kapitalizmine dönüşecektir. Ona göre “Kapitalist sistem işçinin kendisini bir sayıya indirger. Teknoloji, kapitalizm ile ittifak halinde, işçiyi makinenin çarklarının bir dişlisi haline getirir. Nihayet devlet, kapitalistin işçinin ölümünün yasını tutması için bir neden olmadığı gibi ölüm ve kazalarda bile kapitalistin herhangi bir şekilde kişisel olarak buna dâhil olması için bir gereklilik olmadığını görür”. [2]

Landauer’in bu yaklaşımına verilebilecek iyi bir örnek Aral Gölü’nün sosyalist anavatan için yok edilmesi olabilir. Gölün başına gelenin, Sovyetler Birliği halklarının iyiliği için yapıldığı söylenebilir ancak sonuçta oluşan tahribat kapitalist batılı bir sermayenin de gerçekleştirebileceği doğaya karşı kayıtsızlık ve acımasızlık düzeyindedir. Buradaki en temel fark üretim araçlarına sahiplik ve elde edilenlerden fayda sağlayan taraflardır.

Yine Landauer’e göre “Yeryüzü bize geri verilmelidir. Yeryüzü kimsenin mülkü değildir. Ancak yeryüzünün efendisi olmadığında insanlar özgür olabilir.” [2] Bunu insan odaklılık ve doğa odaklılık olarak okumanın mümkün olduğu inancındayım.

Bu fikirden yola çıkarak Şekil  4’ü sosyalizm – pazar liberalizmi, ekosentrizm – egosantrizm grafiğine dönüştürmek mümkündür. Burada ekosentrizm azami doğa odaklılığı, egosantrizm azami insan odaklılığı temsil etmektedir. Azami insan odaklılık bu skalada kendine aşırı sağ olarak yer edinebilir. Şekil 6 bu yeni ekseni Eylül 2017’de AB Parlamentosundaki grupların dağılımı ile göstermeye çalışmaktadır. Grupların konumları bir ölçüme değil ancak benim gözlemlerime ve yorumuma dayanmaktadır ve analoji amacıyla yerleştirilmiştir.

Figür 6 Üretim araçları ve insan merkezlilik/doğa merkezlilik açısından politik spektrum ve Eylül 2017 yılındaki AB

Bu gösterimdeki ekosentrizm pekâlâ Malthusçu derin ekolojik bir perspektifi temsil edebilir. Bu durumda ekosentrizmin aksi ucuna yerleştirilen egosantrizm, aşırı sağ ve tamıyla doğadan kopuk insan merkezli yapıları temsil edecektir. Burada iki eksenli gösterimin amacı, bir yanda ideolojik üst yapı için bir ölçüt oluştururken diğer yanda sosyoekonomik taban için bağımsız başka bir ölçüt kullanmaktır.

Ayrıca, bu temsil içine insan ve doğa merkezlilik açısından sınırlar eklemenin anlamlı olduğunu düşünmekteyim. Üst sınır iklim değişikliğiyle mücadele için Jonathon Porrit’in ifade ettiği yeşil hareketin tarihsel rolünde sistemin evrilmesi gereken doğa merkezlilik ölçütüyse, alt sınır biri ya da birilerinin bulaştığı faşizm ve benmerkezcilik illetinden kurtulamayacakları nokta olacaktır.

Literatürde politik spektrumu birden çok eksenle göstermeye çalışan örnekler vardır. Ancak şimdiye kadar doğa ve insan ilişkileri üzerinden bu sınıflandırmayı yapan bir çalışmaya denk gelmedim. Bu konuda tavsiyelere de açığım.

Şimdilik burada bırakıyorum. Bitirmeden son bir şekille reel sosyalizm ve kapitalist batının Şekil 6’da nereye denk düşebileceğine dair fikrimi paylaşayım. Bu konuyu yazmaya devam edeceğim.

Şekil 7 Reel sosyalizm ve kapitalist batının üretim araçlarına sahiplik ve insan/doğa odaklılık açısından yerleşim analojisi

(1) Rudolf Bahro, Nasıl Sosyalizm? Hangi Yeşil? Niçin Tinsellik?, Çeviren: Tanıl Bora, Ayrıntı Yayınları, 1996.

(2) Ümit Şahin, Yeşiller ile Sosyalizmin Tarihsel Kesişme Noktası Anarşizm mi?, Üç Ekoloji, Sayı 8, 2010.

(3) Jonathon Porrit, Yeşil Politika, Çeviren: Alev Türker, Ayrıntı Yayınları, 1989.

(Yeşil Gazete)