Distress: Deneylerde kullanılan hayvanlarda sıkıntı – Yağmur Özgür Güven

“Hayvanlara iyi bakıyor, gereksiz acı ve sıkıntı çektirmiyoruz”. Hayır, çektiriyorsunuz. Bilerek olmasa bile, çektiriyorsunuz.

Türkiye’de hayvan deneylerini düzenleyen yasal metinlerde hayvan refahı, insancıl yöntemler, etik standartlar gibi terimleri sıklıkla görürürüz. Ayrıca bu metinlerde, prosedürün hayvanda yarattığı olumsuz durumu ölçmeye yarayan “şiddet kategorileri” de yer alır ve bu kriterler hayvanın yaşadığı fiziksel durumun tanımlanması içindir. Ancak (aynı ABD’deki gibi) acı kategorize edilirken, hayvanın yaşadığı sıkıntı kategorize edilmemiş ve net olarak tanımlanmamıştır. Sıkıntı (“distress”), deneylerde kullanılan hayvanlarla ilgili üzerinde durulması gereken noktalardan biridir ve en az ağrı (“pain), korku (“fear”), kaygı (“anxiety”) ve acı çekme (“suffering”) kadar önemlidir.

Hayvanlar üzerinde çalışma yapan kişilerin savunması genellikle hayvanlara gereksiz ağrı-acı çektirilmediği, anestezi kullanıldığı, iyi bakıldığı yönünde olur. Ve buna dayanak olarak da sadece hayvanın çektiği ağrı ve sıkıntı değil, bu etkenlerin hayvanda yarattığı fizyolojik ve psikolojik etkilerin çalışma sonuçlarına yansıması da gösterilir. Ancak sıkıntı her zaman ağrı ya da acı ile ilişkili olmayabilir. Yani bir hayvanın üzerinde “invaziv” tabir edilen bir prosedürün gerçekleştirilmemiş olması, o hayvanın sıkıntı çekmediği anlamına gelmez. Sıkıntı, bir hayvanın yaşadığı (ve çoğunlukla madden ölçemediğimiz) olumsuz psikolojik durumdur.

‘Kanlı gözyaşı’

Sıçanlarda stresin değerlendirilmesine yarayan metotlardan biri, “kanlı gözyaşı” denilen (porfirin dolu gözyaşı) salgılamanın ölçülmesi olmuştur ve buna ek olarak fizyolojik durumu da radyo-telemetri cihazıyla (hayvanın nabzı, kan basıncı, kan akışı, vücut ısısı, göz içi basıncı vs.) uzaktan izlenebilir. Ama bunun için de invaziv bir uygulama gerekir: telemetri vericilerinin hayvana ilk implantasyonu ameliyatla yapılır. Yani hayvanlardaki fizyolojik ve psikolojik durumu ölçmek için kullanılan yöntemler de ayrı bir prosedür gibi, acı-ağrı-sıkıntı verici olabilir.

Laboratuvardaki hayvana, üzerinde herhangi bir deney (ya da tek bir enjeksiyon dahi) yapılmadan, sadece laboratuvardaki rutin bakımını yapmak dahi hayvan için bir sıkıntı sebebidir. Üç rutin laboratuvar prosedüründen non-invaziv olarak tanımlanan tutuş (“handling”), rutin bakımın bir parçasıdır; kafes altlık temizleme ya da kafes değiştirme sırasında hayvanlar mecburen tutularak geçici bir yerde bekletilir ve bir süre sonra yeniden yerlerine yerleştirilirler. Peki acaba bu masum işlem esnada hayvanda ne gibi değişiklikler görülür? Yani hayvanı sadece kısa bir süreliğine tutmak ya da yerini değiştirmek hayvanda ne gibi etkiler yaratır? Bununla ilgili yapılan çalışmalardan bazıları:

Kafes Değiştirme: Sharp ve arkadaşlarının 2002’de 8 erkek sıçan üzerinde yaptığı çalışmada, hayvanların kafesinin değiştirilmesi, kalp atımlarında %46 ve kan basıncında %19 artışa sebep olmuş, 8 dişi sıçanda aynı çalışma yapıldığında da kalp atımında %37 kan basıncında %15 artış gözlemlenmiştir. Line ve arkadaşlarının 6 dişi rhesus makak üzerinde yaptığı çalışmada kafes değiştirme kalp atımında %46 artışa sebep olmuş, Matt ve arkadaşlarının 12 dişi hamster ile yaptığı çalışmada da hayvanlarda prolaktin düzeyinin %125 arttığı görülmüştür. Knudtzon’un çalışmasında ise, kafes değiştirmenin tavşanlar üzerindeki etkisi insulinin düşmesi (-19) ve glukozun artması (+21) olarak belirlenmiştir.

Tutuş: Gallaher ve arkadaşlarının tutuşun etkisiyle ilgili yaptığı çalışmada, 5 dişi sıçanın vücut ısısının (sadece) tutulmaktan dolayı %2,7 arttığı, Clement ve arkadaşlarının 4 dişi fare üzerinde aynı amaçla yaptığı çalışmada da vücut ısısının %4,8 arttığı görüldü. De Boer ve arkadaşlarının çalışmasında, 6 erkek sıçandaki hormonal değişiklikler şöyleydi: kortikosteron artışı %160, noradrenalin %290, adrenalin %220, glukoz %195. Beuving&Vonder’in 14 tavukta yaptığı çalışmada, tutuşun hayvanlardaki kortikosteronu %550 arttırdığı görüldü. Aynı çalışmayı kortikosteron için 90 ördekte yapan Harvey ve arkadaşlarının elde ettiği sonuç %385 iken, 82 serçede yapan Romero ve arkadaşlarının elde ettiği sonuç ise %260-730 arasında değişiyordu.

Özetleyecek olursak, hayvanları sadece kafesinden alarak başka bir kafese koymak ya da yerini değiştirmeksizin sadece onları tutmak dahi vücutlarında önemli değişiklikler ve buna bağlı olarak korku, kaygı, sıkıntı yaratır. Kafes değişikliği yapılan hayvanların kalp atım hızının 45 dakika sonra normale döndüğü de ayrıca gözlemlenmiştir.

Refahçı argüman’ tatmin edici değil

Hayvanlara iyi bakıyor, gereksiz acı ve sıkıntı çektirmiyoruz”. Hayır, çektiriyorsunuz. Bilerek olmasa bile, çektiriyorsunuz: Rhesus makaklarda yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre; bir yabancının odaya girmesi, hayvanlardaki lökositin (ort) %50 artışına, bir yabancının odaya girdikten sonra telefonunun çalması da büyüme hormonunda %2400 artışa sebep olmaktadır.

Hayvanlar makine değildir. Çevrelerindeki değişikliklerden, bir elin bedenlerini kavramasından ya da alıştıkları yerin değişmesinden etkilenirler. Aynı bizler gibi… Bu yüzden, biz deney karşıtları, aynı insanlar gibi hissedebilir olan insandışı hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaları invaziv ya da noninvaziv diye sınıflandırmaz ve hayvan hakları ilkeleri gereği bu deneyleri refahçı bir yaklaşımla değerlendiremeyiz. Bu nedenle de profesyonellerin, deney karşıtlarıyla girdikleri kısır tartışmalarda kullandıkları refahçı argümanlar tatmin edici olmaktan uzaktır. Kaldı ki hayvanları temsilen hayvan deneyleri konusunda bir uzlaşı sağlamaya kalkışmamız mümkün değildir. Onlar adına kabul edebileceğimiz tek şey, kafeslerin boşalması ve hayvanların denek olmadığı alternatif bilimsel yöntemlerin kullanılması olacaktır.

KAYNAKLAR:

Laboratory Routines Cause Animal Stress, J.P.Balcombe&N.D.Barnard&C.Sandusky

Resolving Animal Distress and Pain, A.Karas&M.C.Leach&K.A.Andrutis …

Addressing Distress and Pain in Animal Research, K.Conlee&M.Stephens&A.N.Rowan