Hayvan HaklarıManşet

Bir Didim Vegfest böyle geçti – Zümre Deniz Denli

“İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı onun merhametine bırakılmış olanlara davranışlarında gizlidir: Hayvanlara… Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır. O kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.”*

Aydın’ın Didim ilçesinde düzenlenen vegan festivalinin üçüncüsü 19-22 Nisan’da tarihi Apollon Tapınağı’nın yanındaki sokakta düzenlendi. Didim Belediyesi ev sahipliğinde organize edilen festivalin bu yılki etkinlikleri kapsamında, diğer yıllara oranla hayvan hakları mücadelesi yapan aktivist, dernek ve inisiyatiflere daha çok yer verildi.  Festivalde yetişkin ve çocuklara yönelik bilgilendirici atölye çalışmaları da düzenlendi. .

Atabay: Paydaşımız halk

31 Mart yerel seçimlerinde yeniden Didim Belediye Başkanlığı’na seçilen Ahmet Deniz Atabay festivale halkın sahip çıktığını belirterek veganlığın felsefi yönünü de benimsediklerinin altını çizdi: “İlk ikisinden de memnundum fakat bu seneki festivalden son derece memnunum. Vegan festivali gibi bir organizasyonu düzenlemek o kadar kolay değil, çok disiplin isteyen ve kurallara uyulması gereken bir organizasyon. Ama paydaşımız da halk. Yerel halk sahip çıkmazsa bugüne kadar gelemezdik. Didim vegfest sadece ilçemizi tanıtmak için değil; vegan felsefesine sıkı sıkıya bağlı olduğumuz için ekip olarak buna odaklandık.”

Atabay sorularımızı da yanıtladı:

Festivalin ilçeye ekonomik katkısı oldu mu?

Şu an Nisan ortasındayız, turizm sezonu Mayıs’tan önce olmaz ama dört gün için de olsa sezonu erken başlatabilmek önemli. Diğer yandan bahar dönemindeyiz. Vegan tipi beslenmenin esas unsuru olan doğadaki otların da bu dönemde çok olması önemli.

‘Atlı faytonlar artık olmayacak’

Dünyada ikinci Türkiye’de ilk vegan dostu kent olma yolundasınız. Ancak hala ilçede atlı faytonlar tamamen kaldırılmadı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bizden evvel yapılmış bir sözleşmeleri var fayton sahiplerinin, o sözleşme bu yıl bitiyor. Veganların bu konudaki eleştirilerini kabul ediyor ve onlara katılıyorum. Bu Türkiye’de ilk vegan festivalidir, üçüncüsü düzenleniyor. Bu sene kıvamını bulup oturdu. Sözleşmeye göre, bu sene sonuna kadar hakları var. Bittiği an zaten kalkacak. Dördüncü vegan festivalinde atlı faytonları görmeyeceksiniz.

 ‘Dünyada iki vegan kent var: Barcelona ve Didim’

Didim Kaymakamı Mehmet Türközü festivalde yaptığı konuşmada veganlık felsefesine değindi: “Daha önceki görev yerlerimde bal festivali yaptım, sonra süt, şeftali, dondurma festivalleri yaptım. Ama bu harika bir festival. Belki içimizde çok az vegan var ama vegan meselesinin farkında olmak, buna dost kent olmak gerçekten önemli. Vegan ünvanı alma konusunda dünyada 2 kent var; biri Barselona biri Didim. Bu nedenle önemli.”

Baraner: Yeni düşüncelerle doğaya dönüş sağlamalıyız

Dünya Kardeş Şehirler Turizm Birliği (TCWTA) Genel Sekreteri Hüseyin Baraner de değişen dünyada turistlerin de artık daha seçici olduğunu, çevreye duyarlı, doğa ve hayvan sevgisinin korunduğu yerleri daha çok tercih ettiğini vurguladı, sadece bina yaparak artık bir yere ulaşılamayacağını kaydetti:

“Günümüzün dünyasında özellikle doğanın, ormanların, denizlerin korunması ile ilgili inandırıcı çalışmalar yapan, özellikle dünyadaki aşırı beslenmeden de arınmak için kendine kapılar açan Didim gibi yerlerin saygınlığı artıyor. Öte yandan dünyada aşırı ve zulmedici bir şekilde hayvansal et tüketimi var. Hayvanlar çok hızlı yetiştiriliyor, çok acı çekiyor, ilaçla o kiloya getiriliyor, biz bunu yiyoruz. Her anlamda tehlikeli bir olay. Bütün bunlardan dolayı vegan olanların sayısı dünyada hızla artıyor. Biz de Didim’den dünyaya bir mesaj göndermek istedik. Bu festival gibi etkinlikler dünyada Türkiye’nin yumuşak gücünü arttırıyor. Bu festival de geleneksel hale dönüşecek, eminim 10-20 yıl sonra Anadolu ve Avrupa’nın en büyük vegan festivali olacak. Artık Türkiye’ye akıllı şehirler değil, akıllı şehirliler lazım. Türkiye çok betona, asfalta, demire, çeliğe oynadı. Dolayısıyla yeni düşüncelerle doğaya dönüş sağlayarak bir yaşam düzeni sağlamalıyız.”

“Nusr’et eyleminde terörist muamelesi gördük”

Hayvan hakları savunucusu, Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu ise vegan olan ve olmayan insanlara hayvanlara yapılan sömürüye karşı yaptıkları çalışmaları anlattı. Topluluk, insanların gerçeklerle yüzleşmek istemediklerine vurgu yaparak şunları kaydetti:

“Bizi suçlayanlar oluyor. Şiddeti yeniden üretiyormuşuz, öyle söylüyorlar ama gerçekleri insanlara göstermeden değişim yaratamazsınız toplumda. Ve bu bir adalet mücadelesiyse adaletsizliğin nerede olduğunu söylemek gerekiyor. Hiçbir mücadele saklanarak gizlenerek verilemez. Bu kişisel ve toplumsal uyanışla ilgilidir. Gerçeklik küpü eylemleriyle de insanlara yüzleşme olanağı sunuyoruz, insanların tercihleri nedeniyle bu şiddet söz konusu. Evet, bir suçlama var ama insanlar değişebilirler, bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Nusr’et restaurantı önünde gerçekleştirdikleri protesto eyleminde, sivil polislerin şiddetiyle karşılaştıklarını söyleyen grup, terörist muamelesi gördüklerini anlattı.

‘Protein sentezleyebilen tek canlı bitkilerdir’

İç Hastalıkları Uzmanı Oğulcan Kınıkoğlu, festivalde katıldığı söyleşide insanların veganlıkla ilgili temel sağlık kaygılarını ele aldı. Bilinenin aksine sütteki kalsiyumun vücudumuza zararlı olduğunu anlatan Kınıkoğlu temel endişeler arasında yer alan protein, D vitamini ve demir konularına da değinerek bunların ana akım medya ve gıda endüstrisinin oyunu olduğunu söyledi:

“Yaklaşık 4 yıldır veganım. Literatüre, yapılan araştırmalara baktığımız zaman veganlar, olmayanlara göre yaklaşık erkeklerde 3-4 yıl, kadınlarda 5-6 yıl daha uzun yaşıyor. Protein en çok endişelenilen konu ama hiçbirinizde protein eksikliği olmaz çünkü protein sentezleyebilen tek canlılar bitkilerdir. Vegan olmaya insanlar, hayvanların ottan aldığı proteini işliyorlar, siz de dolaylı yollardan protein almış oluyorsunuz. Peynir altı suyu tam bir çöptür. Ama hayvan endüstrisinde imha edemeyecekler, bir maliyeti olacak. Onu yapmak yerine presleyip toz haline getirerek protein hapları halinde satıyorlar.”

İnsanların kemiklerini güçlendirmek için fazla miktarda süt tükettiğini hatırlatan Kınıkoğlu, sütun fizyalojik bir gıda olmayıp pek çok hastalığın temelinde yattığını öne sürdü: “ Süt tüketimiyle beraber meme kanseri, kalp hastalıkları, kalça kemiği kırıkları da artıyor. Kalsiyum ihtiyacımızı karşılamak için her türlü yeşil yapraklı sebzelerden faydalanabiliriz. Aynı şekilde kuruyemişler de çok önemli.”

Ece Aksel: Avlu’daki Rüzgar karakterinin çok sevilmesi beni rahatsız etti

Avlu dizisinin sevilen eski oyuncusu, hayvan aktivisti Ece Aksel de festivalde Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’yla beraberdi. Kasım ayından beri vegan yaşama geçen oyuncu dizideki Rüzgar karakterinin veganlığı seçmesinde etkili olduğunu dile getirdi. Karakterin çok sevilip sahiplenilmiş olmasından insanları şiddete öykündürdüğü gerekçesiyle rahatsız olduğunu vurguladı; veganlığa geçiş hikayesini anlattı:

“2015’te evde hiç yıkamadığım bir şeyi yıkadım, annem bütün halde tavuk almıştı, benden yıkamamı rica etmişti. İşte ben o tavuğu yıkarken tavuk birden gözümde canlandı ve ‘ben ne yapıyorum’ deyip fenalaştım. Et yemeyi bıraktım. Ama o zamanlar sütün tecavüz olduğunu bilmiyordum. Geçtiğimiz Kasım ayında sosyal medyada sevgili Zülal’e (Kalkandelen) denk geldim. Katıldığı bir programda mezbahalarda yaşanan hayvan sömürüleri, süt endüstrisinde yaşananlar, hayvan katliamları anlatılıyordu. Öğrenince buraya kadar dedim. Vegan olmak da yetmedi, acil bir şeyler yapmak lazım diye düşündüm. O şekilde Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu’na dahil oldum.”Aksel de sorularımızı cevapladı:

Festivali nasıl değerlendiriyorsunuz?

Veganlık 1940’larda başlamış bir hareket ama ülkemizde çok yeni. Festivalin de üçüncü yılı. O yüzden daha bebek. Tabi ki doğruları yanlışları, eksiklikleri var ama bunlar da fark edilip bir sonraki yıla daha iyi organize edilecek.

Vegan olduktan sonra hayatınızda nasıl değişiklikler oldu?

Avlu’da 12 bölüm oynadım. Rüzgar çok sevilen ve fenomen bir karakter haline geldi. Yaşı çok küçük bir kitle de izliyormuş diziyi, ebeveynlerin de daha dikkatli olması gerekiyor. Bana kalırsa gençlerin ve çocukların o enerjiyi hissetmesine gerek yok. Rüzgar’ın sevilmesi beni çok tedirgin etti. Eylül’de son bölümü çektik ve ben Kasım’da vegan olma kararı aldım. Evet, bir oyuncu olarak başarı yakaladım ama aslında bir taraftan da o iki aylık dönemde ‘ne yaptım ben’ diye sorgulamaya başladım. Aslında başardım, bu başarıysa eğer. Ama ben başarı olarak düşünmüyorum çünkü insanları öykündürdüğüm şey şiddetti. Avlu dizisiyle benim 12 bölümde 33 bin takipçim oldu sosyal medyada, şiddete öykünerek gelen takipçilerdi. Ben vegan olup sosyal medyada buna yönelik paylaşımlar yapmaya başladıktan sonra, hayvanlara yönelik sömürüyü insanlara göstermeye başladığımda ilk bir ayın sonunda 9 bin kişi takibi bıraktı. İnsanlar mezbaha görüntüleriyle karşılaşmak istemiyorlar. Şu an aldığım şikayetlerden ötürü instagram hesabım kapandı, telefonum ve bilgisayarım bloklandı. Rahatsız değilim, çünkü şiddetle gelenler, içinde dahil ve ortak oldukları şiddetle birlikte gitmiş oldular. “

Vegan olduğunuzda zorlandınız mı?

Hayır. Hiç zorlanmadım. Zaten kendinize dışardan baktığınızda, sistemde nerde olduğunuzu gördüğünüz ve o canlılara neler olduğunu anladığınız an vegan olmamak mümkün değil. Tam tersi, zor olan bunları bilip tüketmeye devam etmek olurdu. Ayrıca bir oyuncu olarak net bir şekilde dile getirebilirim; dizi yapıyorum ama yüksek kaşelere sahip değilim, sektör ve ödemeler zaten sıkıntılı, açlık sınırında bir oyuncuyum. ‘Veganlık zor, zengin olmak lazım’ diyenlere açlık sınırında bir oyuncu olarak şunu rahatlıkla diyebilirim ki söylendiği gibi çok paranızın olmasına gerek yok. Ben yaptıysam herkes yapar.

Kalkandelen: Bu bir hayvan özgürlüğü mücadelesi

Festival komitesinde görev alan ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu Kurucusu aktivist, yazar Zülal Kalkandelen bu yılki festivalin diğer yıllardan daha iyi geçtiğini vurguladı:

“Bence üçüncü yılında festival daha iyi yolunu buldu. Benim başından beri vurgaladığım; bunun bir hayvan özgürlüğü mücadelesi olmasıydı. Bu mücadeleyi Türkiye’de sırtlayan aktivist gruplar var. Onlar her zorluğu göze alarak çok çeşitli şekillerde mücadele ediyorlar. Onlara mutlaka bir konuşma platformu verilmesi gerekiyordu. Yani orada sadece gelip stant açmaları değil, konuşmacı olmaları ve verdikleri mücadeleyi anlatmalarını arzuluyordum. Eskiden daha yemek ağırlıklı, vegan yiyeceklerin sergilendiği ve farklı ürünlerin sergilendiği bir ortam vardı. Ama sahnedeki konuşmaların mutlaka veganlık ve hayvan özgürlüğü üzerine odaklanmasını çok faydalı gördüm. Dolayısıyla bu yıl ikisini de buluşturdu.”

 ‘Kaynakları tükettik, yeniden başlamanın tek yolu veganlık’

Festival kapsamında her gün konserler gerçekleştirildi. İlk günü Pamela sahne alırken, ikinci günkü konser programı şehit haberi nedeniyle iptal edildi, üçüncü günde Derya Uluğ sahneye çıktı. Festivalin son günündeyse enstrümantal ve deneysel müzik yapan Nirvan Bilirmul ile vegan sanatçı Pınar Keleş sahnedeydi. Keleş, festival kapanışının iki vegan sanatçıyla yapılmış olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek şunları aktardı:

“Öncelikle her sene çok daha iyi ve çok daha hayvan haklarının ön planda olduğu bir festival. Bu sene geçene seneye göre daha titiz çalışılmış. Bu yıl diğer illerden gelen vegan insiyatifler, deneye hayır, empati, bağımsız hayvan diyen yaşam hakkı savunucularını çok daha fazla gördük. Her geçen sene daha iyi olacağına inanıyorum. Biz veganlar için büyük bir şans, Didim Belediyesi’ne şükran duyuyorum.”

Keleş, yakın bir dostunun gönderdiği, annesinden ayrılmış, önünde kuru mama olan buzağı fotoğrafını gördüğü an vegan olmaya karar verdiğini iletti. “O günden sonra adil tarafta olmaya karar verdim, dört yıldır veganım. Kızım 12 yaşında, o da vegan. Bir anne olarak en doğru beslenme tarzı olduğunu düşünüyorum. Dünya zaten bir gün herkesi vegan olmak zorunda bırakacak. Kaynakları tükettik ve yeniden başlamanın tek yolu veganlık.

‘Tüm eşitlik mücadeleleri beraber verilmeli’

Katılımcılardan, ikinci vegan festivalinde vegan olan Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Hatice Akça, veganlığa geçiş hikayesini anlattı:

“Önce vejetaryen oldum, Adanalı’yım ben, oda arkadaşım da benim gibi vejetaryen ve Adanalı’ydı. Daha önceden zaten hayvan kullanımını sorguluyordum, sirkler, hayvanat bahçeleri gibi daha görünür yerlerde sorguluyordum bunu. Oda arkadaşıma sorular sormaya başladım. Arkadaşım hepsini sabırla cevapladı. Bunca eşitlik sorunu varken hangisinin mücadelesini vermeliyim diye düşünürken ‘Etin Cinsel Politikası’ adlı kitabı okudum. Orada şöyle diyor: “Tüm eşitlik mücadeleleri beraber verilmeli, bir canlıyı diğerinden üstün tutmamalıyız. Hepsinin mücadelesini aynı anda vermeliyiz.”

Akça ailesinin önce popüler kültürün gelip geçici bir hevesi gibi gördüğünü, zamanla heves olmadığına ikna olduklarını anlatıyor. Şimdi ablası da vejetaryen olmuş.

Yerel halk da memnun

Festivalin üç yılında da hazırladığı veganize edilmiş yiyeceklerle stant açan ev hanımı Fatoş Yiğit festival öncesi aldıkları eğitimle vegan yoğurt, çikolata, köfte, kokoreç gibi yiyecek yapımını öğrendiklerini belirttti; “Bu yıl 16 tepsi vegan baklava sattım, çok beğendiler. Biz kadınlar olarak da burada çok faydasını gördük festivalin. Kızım yurt dışında okuyor. Onun giderlerine de buradan kaynak oldu” diye konuştu. .

*Milan Kundera, Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

 

Kategori: Hayvan Hakları