EkonomiHafta SonuManşet

Berlin kiracıları: Talepleri yeni bir ekonomik rejimin mi habercisi? – Orhan Esen

Grossdemo Mieterprotest Großdemonstration unter dem Motto Widersetzen - gemeinsam gegen Verdrängung und Mietenwahnsinn . Über 10.000 Menschen protestieren auf einer Großdemonstration von über 200 Mieterinitiativen gegen steigende Mieten, teure Modernisierungen und die Verdrängung einkommensschwacher Mieter aus den Innenstadtbezirken. Demonstrantion mit Schild: Ganz Berlin hasst die Deutsche Wohnen. Berlin Berlin Deutschland *** Grossdemo Tenant Protest Large demonstration under the slogan Oppose together against repression and rent madness Over 10,000 people protesting at a large demonstration of renters against rising rents expensive modernization and the displacement of low income tenants from inner city districts Demonstration with shield All Berlin hates Deutsche Wohnen Berlin Berlin Germany

Kapitalizmin üretimle sınırlı kalması ancak sistemi temel ihtiyaçlara bulaştırmamak gerektiği fikri, yeni bir konsensüs oluşturmaya yatkın gibi duruyor.

Kapitalizm insanoğlunun ufkuna dahil olalı, tarihte ikinci kez böylesine etkin ve topyekün bir muhalefet ile karşı karşıya. İlk muhalefet çalışma üzerinden idi; şimdi konu, barınma. Bu sefer, mesele daha ciddi. Olay mahalli, Berlin.

Barınma, herkesin meselesi: ‘Başını sokacak bir dam’dan öte, asgari hane içi konforu, emek pazarına makul koşullarda ve mesafede erişimi, barınma güvencesini, gerekli sosyal çevreyi, makul mesafede  gerekli sosyal donatıyı sağlayan; diğer temel ihtiyaçları riske atmaksızın finanse edilebilir, kentin bütünü ile uyumlu ve güvenli bir konuta herkesin ihtiyacı var. Kentin, ama özellikle barınmanın finans sermayesinin oyun alanı haline gelmesi, yaşanan ülke ya da şehrin özgün koşullarına bağlı olarak bu kriterlerden en az birini, genellikle de birden fazlasını riske atıyor.

Soruna Istanbul’dan aşinayız, yakın zamanda Fransız taşrasından şahit olduk, oluyoruz. Berlin’de ise özgün koşullardan ötürü hiç bir yerde olmadığı ölçüde kristalize oldu. Alttan alta süren tartışma Fransa’daki kadar medyatik değil, oysa burda en radikal öneriler bile marjinalleşmek bir yana, ana akım siyaset ve medya gündeminde rahat ve geniş yer buluyor. Kapitalizmin güncel haline konut sorunu üzerinden bakma işi toplumu birleştiriyor, çünkü barınma herkesin meselesi ve Berlin’de konutu ile bağdaştırdığı avantajları kaybetme riski artık sadece dar gelirlileri değil, toplumun tüm kesimlerini tehdit eder hale geldi. Karşıt kamplar elbette var, ama tartışma kökten olduğu kadar, açık ve meşru da. Kısacası, bu kez iş ciddi.

Tartışma, hayli dolaysız bir dille yürütülüyor: Kapitalizme gerçekten ihtiyacımız var mı? Anayasa ve legal yapımız bize kapitalizmi dayatıyor mu? Yaşını başını almış muhafazakar beyler ve hanımları bu soruları prime time tartışma programlarında sıkça “Hayır, öyle değil efendim” diye yanıtlarken görüyoruz bugünlerde: “Anayasamız toprağın ve gayrımenkulün kamulaştırılmasına cevaz vermektedir ve bu işin zamanı da gelmiştir”. Kapitalizmin üretimle sınırlı kalması ancak sistemi temel ihtiyaçlara bulaştırmamak gerektiği fikri, yeni bir konsensüs oluşturmaya yatkın gibi duruyor.

Kamunun sonu

Berlin ve Almanya’nın buralara nasıl geldiği ve olası gelişmelerin ne yönde olabileceğine ilişkin önce biraz arka plan bilgi vermek yararlı olabilir. Berlin, Alman Federasyonu’nu oluşturan 16 devletten biri, bir şehir devlet; ama daha önemlisi Berlin bir kiracı şehri. Nüfusun kabaca %80’i kirada yaşıyor. Mal sahipliği oranı çok yavaş artıyor, kendi evinde oturanlar ise ağırlıkla üst ve üst-orta gelir gruplarına mensup.  Mal sahipliği yapısı da Türkiye’dekinden farklı, genellikle kurumsal, ve ölçekler çok büyük. Mal sahiplerinin düzinelerce, yüzlerce, binlerce hatta yüzbinin üstünde konutu bulunuyor. .

90’ların sonuna dek konut stoğunun çok büyük bölümü Berlin devletine aitti. Berlin sakinleri 1920lerden beri 6 Belediye İktisadi Teşekkülü (BİT) üzerinden kamunun kiracısıydı. Kira düzeyleri piyasanın altında, sosyal kira statüsünde ve barınma statüleri de güvencedeydi. Geniş bir diğer kesim ise üyesi oldukları kooperatif evinde kiracıydı. Her iki model de, 21.yy’a kadar, şehir halkına piyasanın spekülatif çalkalanmalarından korunmuş barınma güvencesi sağlıyordu. Ancak birleşmeden sonra, özellikle 90’ların sonu 2000’li yılların başındaki sol parti/sosyal demokratlar koalisyonu döneminde, BİTlerin elindeki konut stoğu “sat kurtul” mantığı ile peyderpey özelleştirildi, kamunun elindeki arsa stoğu da geniş ölçüde elden çıkarıldı. Thatcher’in İngiltere ya da Doğu Avrupa’nın soğuk savaş sonrası, kamu konutlarının daire sakinlerine satılması şeklindeki özelleştirmeden farklı olarak, Berlin’de kamu konutları finans kökenli büyük sermayeye ya da yatırım fonlarına satıldı. Bu şirketler daha sonra sıklıkla borsaya kote GYO’lara dönüştürüldüler veya portföylerini bu nitelikteki firmalara devrettiler.

Bu politikaların etkisi 10 yıldan kısa sürede hissedildi. 2010’lu yıllarda hızlı bir büyüme eğilimine giren Berlin’e sermaye ve emek göçünün artışının da etkisiyle, 2017 ile 2018 yılları arasında kentteki tüm konutların ortalama kirası yüzde 13 arttı. Bu, tüm Almanyadaki en yüksek artış oranı. Yeni kiraya verilen dairelerin kiralarındaki 2011-2016 yıllarındaki 5 yıllık artış ise, Almanya enflasyon oranı yüzde 1 olmasına rağmen, yüzde 75,9 olarak gerçekleşti.

Bugün mal sahipleri genellikle kanundışı yöntemler kullanarak mevcut kiracıları çıkarıp mülklerini daha yüksek ücretlerle kiralamanın peşinde. Ancak fahiş kira artışlarını karşılayacak ya da haklı çıkaracak bir gelir artışından söz etmek mümkün değil. Konutu, dolayısıyla muhiti kaybetme ya da işsizlikle birleştiğinde sokağa düşme riski Demokles’in kılıcı gibi alt gelir gruplarının başının üzerinde sallanıyor. Yoksulların sürekli daha dış mahallelere göçü ve merkez mahallelerin soylulaşması giderek rutinleşiyor. Ancak sürekli kira artışlarının her gelir grubundan hane halkının bütçesi üzerinde katlanılamaz bir yük oluşturması ve bütçelerin artan bir oranının diğer temel gereksinimler aleyhine barınma için harcanmak durumunda oluşu toplumun tamamında giderek daha büyük bir rahatsızlık yaratıyor. Bunun siyasi bir sorun olduğuna dair farkındalık da her geçen gün artıyor.

GYO imparatorluğu 

Bu arka planın en sembolik yüzü olarak 110.000 bin konutla, şehrin en büyük mal sahibi olan Deutsche Wohnen (DW) adlı gayrımenkul yatırım ortaklığına (GYO) bakmak gerekli ve yeterli. Başta Deutsche Bank’ın gayrımenkul işlerine bakmak üzerine kurulan DW, sonradan bankadan bağımsız, borsaya kote ve uluslararası bir GYO’ya dönüştü. Büyük hissedarları arasında ABD’li BlackRock Asset Management ve Norveç Emeklilik Fonu da bulunan şirket, Berlin’deki en büyük alımını GSW adlı Berlin BIT’ine ait konut stoğunun özelleştirilmesi sayesinde yaptı. GSWye ait toplam 61 00 konut topluca özelleştirildi. Hepsini alan DW’nin Berlin portfolyosunun gerisi ağırlıkla GEHAG adlı bir diğer BITin özelleştirilmesinden geldi. DW, GEHAG üzerinden kentteki dünya kültür mirası listesinde yeralan ve koruma altındaki 30 000 kadar konutun da sahibi. Tamamen veya kısmen özelleştirilen bu iki kuruluşun kısaltma adlarındaki “G” harfi “Gemeinnützig” yani “kamu yararına” kavramına karşılık geliyor.

DW’nin binalara bakım ve tamirat yapmaksızın standartları düşüren, buna rağmen kiracıya yüklenebilir kalemleri gereksiz şişirip sürekli kira arttırma yolu ile eski kiracıları çıkmaya teşvik eden politikaları; yeni kiralamalarda fahiş artırımlara başvurarak karlılık ve borsa değerini arttıran,  yatırımcılarına maksimum karı sağlamakla sınırlı saldırgan iş kültürü, giderek artan tepkilere yol açtı. DW’nin farklı yerleşimlerindeki kiracılar önce kendi aralarında, giderek yerleşimler arasında örgütlendi. Başka büyük gayrımenkul ağlarının kiracı ağları, şehir çapında örgütlü iki büyük kiracı birliği ve en önemlisi kent siyasetine müdahale alanında çalışan sivil-siyasi girişimlerle bağlantılar güçlendi.

Yurttaş inisiyatifleri yine sahnede

Halihazırda Sol Parti/Yeşiller/Sosyal Demokratlar üçlü sol koalisyonu tarafından yönetilen Berlin şehir devletinde, çok yakın geçmişte yurttaş inisiyatiflerinin girişimi ile barınma meselesine ilişkin iki başarılı kanunlaştırma süreci yaşanmıştı. 6 Nisan 2019’daki “Çılgın kiralara son!” mottolu yürüyüş ile Berlinliler üçüncü bir girişimi başlattı: “DW kamulaştırılsın! Kamulaştırma, 3000’den fazla konut sahibi tüm büyük şirketleri kapsasın.”

Berlin Anayasası parlamenter demokrasi ile doğrudan demokrasinin bir karışımı olarak, sivil-siyasi yurttaş girişimlerine kanun girişiminde bulunmak, kanun yazmak, bunları Şehir Meclisi ve Senato’da müzakere etmek, önerilen politikalar için bütçeler ayırmak vb. yetkisi verir. Berlin Anayasası’nın kendilerine tanıdığı kanun yazmak, kanun girişiminde bulunmak, bunları Şehir Meclisi ve Senato’da müzakere etmek, bütçe ayırmak vb.  kullanan Berlinliler, yatırımcıların apartman dairelerini satın alarak airbnb gibi kısa dönemli kiralık kullanmasının yasaklandığı Amaç Dışı Kullanım Kanunu ve sosyal konut politikalarına geri dönüşün dayanaklarını tanımlayan Konut Temini Kanunu’nun çıkarılmasında etkili olmuştu. Ancak geminin yönü, üstelik sol bir koalisyon tarafından piyasadan yana çevrilmiş ve piyasa aktörleri ‘barınma sektörü’ne net ağırlıklarını koymuş durumda. Geminin burnunun yeniden sosyal politikalara çevrilmesi için daha somut önlemlere ihtiyaç olduğu görülüyor.

Yeniden kamulaştırmaya doğru

DW ve diğer büyük mal sahiplerine kiracı olanların girişimleri ile geçmiş iki yurttaş inisiyatifinin sivil aktörlerinin ilişkilenmesi ile oluşan tartışma ortamı şu sonuca ulaşmıştı: Şehir halkının barınma ihtiyacı ile küçük/büyük yatırımcıların borsadan gelir beklentilerinin ilişkili olması hatalı bir durumdur, düzeltilmelidir. Bu aktörler bilinçli politikaları ile kira düzeylerinin yükselmesinde birincil müsebbip konumundadırlar. Buradan çıkan sonuç, bir GYO’nun borsaya girmesi için rasyonel ölçeği temsil eden 3000 konuttan daha büyük ölçeğe sahip tüm mal sahibi şirketlerin yeniden kamulaştırılması talebi oldu. İmza toplama 6 Nisan’da başlamasına rağmen, konu neredeyse bir yıldır gündemden düşmüyor.

Girişimin Eylül 2018’de düzenlediği Alternatif Konut Zirvesi ana hatları tanımlamıştı. Ocak 2019’da yapılan bir kamuoyu araştırması şehir halkının %54.8 inin kamulaştırma için çalışan bir Yurttaş Girişimini desteklediğini açıkladı.

Alman Şehir ve Bölge Planlama Akademisi DASL’in toprak mülkiyeti gündemi ile Berlin Kızıl Belediye’de Mart ayında düzenlediği “Avrupa Kentine Toprağını….” yarım-adlı konferansta uzmanlar bu konuyu tartıştı. Lafı tamamına erdirip “… Geri Verin !” kısmını açıkça ifade etme görevi ise meslek dışından bir isme düştü. Konferansın etkileyici keynote‘unu Potsdam’daki Mercator Küresel Müşterekler ve İklim Değişikliği Araştırmaları Enstitüsü (MCC) başkanı, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) nin eski yöneticilerinden Ottmar Edenhofer verdi.

Konut, sadece konut değildir

Edenhofer arazi meselesini, iklim değişikliği ve kentleşme süreçleri ile bağdaştırdığı konuşmasında aynen atmosfer ve su gibi toprağın da, miktarı sabit küresel müşterekler olarak neden özel mülkiyete konu olamayacağını, güncel krize referansla anlattı; sadece konut sorununa değil iklim değişikliğine de bir çözüm stratejisi olarak Amerikalı iktisatçı Henry Georga’a dayanakla, toprak rantı ya da arazi değer artışı vergisi önerisini getirdi.

George’un 1870’lerde tespit ettiği, Edenhofer’in de altını çizerek önerdiği üretken ve rantiye  ayrımı, neo-liberal deneyim sonrası Almanya’da popüler tabana sahip görünüyor: Allensbach ve Ipsos Mori’nin 4 ülkede (USA- UK- FR- DE) zenginler üzerine yaptığı karşılaştırmalı bir araştırmanın Almanya ayağı, Alman halkının %60 ının girişimci ve serbest meslek sahibi zenginlere “servetlerini helal ettiğini” ortaya koyuyor. Bu oran, zenginliği mirastan ve üst düzey yöneticilikten gelenlerde  %20ye düşerken, bankacı ve finans yatırımcılarında %10 ile dibe vuruyor.

Talepler

“DW kamulaştırılsın!” sloganı ile ortaya çıkan yurttaş inisiyatifinin taleplerine, toplumsal ortam cerçevesinde baktığımızda şunları görüyoruz:

“Senato burada tarif edilen içerikte bir kanunu hazırlamalı, meclisten geçirmeli ve uygulanmasını sağlamalıdır:

* 3000’den fazla konuta sahip tüm özel konut şirketleri, federal Anayasa’nın 15. ci maddesi uyarınca kamulaştırılmalı, portföyleri kamuya devredilmelidir.

* İlgili kuruluşlar rayiç piyasa değerinin altında bir bedelle kamulaştırılmalıdır.

* Konut stoğunun yönetimi için, yeni bir kamu kuruluşu oluşturulmalı ve bu kuruluşun yönetmeliğinde özelleştirme yasağı yeralmalıdır.

* Yeni kamu kuruluşu üzerinden kamu mülkiyetine devredilecek konut stoğu demokratik katılımla hemşehriler ve kiracılar tarafından bizzat yönetilmelidir.”

15.ci Madde, otoyol geçirmek için tarla kamulaştırma gibi bir şey değil. O tür işler için 14. madde var. 15.ci madde, çok daha köklü ve ilkesel “felsefi” bir madde: Gereğinde, üstün kamu yararını tesis amacı ile, arazi, doğalkaynaklar ve üretim araçlarının mülkiyetinin tazminatın türü ve kapsamını belirleyen bir kanun çerçevesinde halka devredilebileceğini ifade ediyor. Federal Cumhuriyet kurulalı bu madde henüz hiç uygulanmamış. Kamuoyu yoklamaları eğer siyasal üstyapı, inisiyatifin baskısını ıskalar da iş bir halk oylamasına kalırsa, kamulaştırma kanununun halkoyundan çıkma ihtimalinin güçlü olduğuna işaret ediyor. Ancak son sözü federal Anayasa mahkemesi söyleyecek.

Girişim ayrıca özel sektörün bizzat bilinçli spekülatif eylemi ile yükselttiği rayiç bedeller üzerinden kamulaştırılmasının bir tür mükafatlandırma anlamına geleceğinin, ve bunun kamulaştırma eylemini tümü ile anlamsızlaştıracağını savunuyor ve yaygın destek buluyor. Senato 27 Mart’ta verdiği yanıt ile pazar değeri altından kamulaştırmayı ilkesel olarak kabul ettiğini açıkladı. Girişimin talep ettiği çerçevede çıkacak bir olası kanundan etkilenecek 10 büyük kurumsal mal sahibinin bir bölümünü de temsil eden gayrımenkul yatırımcıları birliği GdW ise, imza kampanyası açılmadan önce tüm siyasi partilere dağıttığı ve kamuoyuna da sızan raporda, “kamulaştırma ister piyasa değerinden ister bunun çok altında bir değerden gerçekleştirilsin…” ibaresi ile rayiç bedel altında kamulaştırmayı zımnen kabul ediyor.  Girişim, senato çevreleri ve basında telaffuz edilen toplam fatura bedeli 7 ila 50 milyar euro arasında oynuyor. 20’nin üstündeki rakamların kamulaştırma öncesinde rayiç bedeli bir kez daha şişirme ve spekülatif el yükseltme stratejisinin ürünü olduğunu düşünmek için neden bol.

Talepler listesindeki yeniden özelleştirme yasağı ve bundan böyle sitelerin bizzat bu binalarda oturanlar tarafından yönetilmesi talepleri ise girişimin ruhu ile uyarlı.

Siyasi sürecin daha epey yolu var, öneri detaylarda tökezlese de bir biçimde somutlaşacağı görülüyor. An itibarıyla Sol Parti Berlin Kiracılar Girişimi’ne desteğini açıklamış durumda. Sosyal Demokrat ve Yeşiller’in tabanları harekete destek veriyor. Bu iki partinin Berlin örgüt yöneticilerinin ilk demeçleri kamulaştırmanın tek başına çözüm olmadığı, kompleks paketler üzerinde çalışıldığı yönünde. Sınırlı bir kamulaştırma ile başka somut önlemleri içeren bir paket kanun çıkması beklenebilir. Ancak tartışmaların gündeme getirdiği topyekün kapitalizm tartışması, bu noktada sonuçlanmasa da yaptığı hatırlatma çok güçlü. Yerleşik siyasetten gelmeyen sivil aktörlerin ortalığı kırıp dökmeden, sakin bir tonla sistemin tam kalbine yönelik sağlam tek bir atışla gündemin ortasına oturması tarihe sıkı bir dipnot olarak geçecek.

Yeşil Gazete

(Birikim Güncel’den kısaltılarak alınmıştır. Yazının referansları içeren tam versiyonuna buradan ulaşabilirsiniz )

 

Kategori: Ekonomi