Geçmişi Ararken – Gamze Alarslan

O soru ağzımdan hemen de nasıl çıktı öyle hala anlamıyorum, ama aldığım cevabın utancı, içimi ve yüzümü bir anda saran kırmızılık unutulacak gibi değil. “Peki siz nereden gelmişsiniz” diye sordum Armoni’ye, yaşının verdiği olgunluk ve benim sorumdan önce annemle devam eden samimi sohbet havası içinde tüm doğallıyla, hiç de sorumu yadırgamadan ve beni de ayıplamadan, “E biz hep oradaydık” deyiverdi.

Tam 50 sene sonra, biraz dolambaçlı yollardan bulmuştuk annemin aynı mahallede kapı komşuları olan çocukluk arkadaşlarını. Annemin ailesi, Osmanlı-Rus harbi sırasında Erzurum’dan Yozgat’ın Sorgun kasabasına göçetmiş. Daha önce de Kafkaslardan gelip Erzurum’a yerleşmişler. E bizim kökenimizde böyle bir göç hadisesi var ya, ben de soruverdim, Armoni’ye “siz nereden geldiniz” diye.

Yolda görseler birbirlerini hiç tanıyamayacakları kesin, ama, gelmeden telefon ettiğimiz için Yeşilköy’deki apartman dairesinin kapısında bekleniyoruz. Sanki dün ayrılmışlar gibi sıcak bir kucaklaşma, hafif gözyaşları. Annem Armoni ile yaşıt olduğunu tahmin ediyor, 68-70. Armoni’nin Ağabey’i Artin, 75-80 arası yaşlarda, kalbinden rahatsız. Az ve ağır konuşuyor. Çoklukla anneme, bana bakıyor, belki geçmişin izlerini arıyor. Eve gitmeden önce telefonla ilk konuşmada annemin sesini duyunca Artin diyor ki, “Kalbimden rahatsızım epeydir Gönül, dün gece rüyamda hep sizi gördüm. Çocuktuk, anneni, babanı, eski günlerdeki gibi”. Tuhaf bir tesadüf, tüylerim ürperiyor. Yorgun bir yüzü var, Artin’in kardeşinin anlattıklarına onay verir gibi arada başını sallıyor. Anadolu’nun o meşhur misafirperverliğini, sanki kendine göre çok daha genç olan eşi göstermekte kusur edecekmiş gibi, arada yönlendirmeler yapıyor. Annemin ailesinde nasıl misafir ağırlanırsa aynı ihtimam, özen, ısrar. Hal, tavır, konuşma şekli, Sorgun’da tanıdığım diğer insanlardan farklı değil. Aslında onlar Ermenice bile bilmiyorlar.

Sonra eski fotoğraflar çıkıyor ortaya. Artin, gerçekten çok yakışıklı, babasının yanında boylu poslu bir genç adam. Sonra babası ve annesinin yan yana resimleri. Şimdilerde neredeyse hiç bir kadının başörtüsüz, kolsuz ya da kısa etekli çıkmadığı Sorgun sokaklarında, 30-40’lı yıllarda gayet modern giyimli iki insan. Ama sadece Ermeniler değil, o zamanlar annemin aile resimlerindeki kıyafetler de günün modasına uygun batılı tarzda.

Sonra Armoni eskilerden anlatmaya devam ediyor. Sorgun’da çok büyük toprakları, bağları varmış. “Sonra”, diyorum. Annem araya giriyor, “E biliyorsun 42’de çıkan varlık vergisi kanunu”, Armoni tamamlıyor, “Çok mal kaybedildi, çok da Ermeni bu yüzden intihar etti, çoğu da Sorgun’u terketti.”Öğreniyorum ki artık Sorgun’da yaşayan Ermeni neredeyse kalmamış. Büyük şehirlere gidenlerin çocukları da yurtdışında hayatlar kurmuşlar kendilerine, Artin ve Armoni’nin çocukları gibi. Artin, özlemin de verdiği acıyla bu konuda çok hassas, “Oğlum Amerika’da” diyor. Sonra ben, “Ne yapıyorlar orada” diyorum. Armoni işaret ediyor, konuyu kapatalım diye. Artin, “Şimdiki nesil memleket kıymeti bilmiyor” diye araya sıkıştırıyor sözünü.

Tam 14 yıl oldu ben Ankara’dan İstanbul’a taşınalı. Annem de Ermeni komşuları Kasap Miran (Mihran) (annemlere göre Arif Dayı) ve Verjin Abla’nın çocukları olan oyun arkadaşlarının, yıllar önce İstanbul’a taşındıklarını öğrendiğinden beri düşmüştü onların peşine. Bunca zamandır belki aramanın doğru yolunu bulamadık, belki de annemin ısrarlarına pek önem vermedik (ooo, 50 sene olmuş, nerede bulacağız biz şimdi onları) sanırım ki, izlerini bulmamız da epey zaman aldı. Ama o Pazar sabahı annem ısrarlıydı: “Gidelim, madem bize Samatya’daki kiliseye gidin dediler hadi gidip soralım onlara, mutlaka bilirler” dedi.

Pazar günü söylenilen kiliseye ne yazık ki biraz geç ulaşmıştık. Ahali dağılmıştı. İçerideki görevlilere annem, ısrarla Sorgun’dan gelen kasap Miran’ın çocuklarını, isimlerini tek tek söyleyerek sordu. Ama, soyisimlerini bilemediğimiz, Siranuş, Artin, Armoni ve Ramila’yı bilen yoktu. Fakat annem ısrarlı, kilisenin kapısından ayrılmıyor, adamlara Miss Marple edasında birbiri ardına sorular soruyor. Ben, tedirginim; sonuçta sadece anne baba isimlerini bildiğimiz ve Sorgunlu olduğundan bahsettiğimiz birilerini arıyoruz. Annem çocukluk arkadaşlarıyım diyor, ama soyisimlerini bilmiyor. Neden bulmaya çalışıyoruz bu insanları belli değil. Ama onlar, her nasılsa anneme güvenip yardım etmek için çırpındı. Sonunda yaşlıların olduğu kahveden biri, kasap Miran’ı tanıdığını söyledi. Tabi o hayatta değil, ama kızının oturduğu eve kadar bize eşlik ettiler.

Evet, kasap Miran’ın kızıydı, ama babası Kayseri’den gelmişti ve Artin, Armoni diye de kardeşi yoktu. Buna rağmen, neredeyse kollarımızdan çekilerek eve davet edildik, bir soluklanmak üzere. Ariknaz, 50’li yaşlarda, eşini yeni kaybetmiş, kızıyla oturuyor. Bir de onları ziyarete gelen kuzeni Julyet karşıladı bizi. Ayakkabılar kapıda çıkarıldı, salona davet edildik. Güleryüz, birşey ikram etmek için ısrar, pek tanıdık. Sonra, bütün hikayeyi yeniden anlattık. Julyet, çok yetkin bir dedektif gibi olayın peşine düştü, onları tanıyabilecek herkese telefonlarla ulaştı ve sonunda yakaladı. Kardeşlerden Ramila, artık hayatta değil, ilk üzücü haberi alınca annem, kaygılandı, çünkü Ramila küçükleriydi. Ramila’nın kocası Levon’dan, İstanbul’da yaşayan kızı Yerçenik’e oradan da dayısı Artin’in telefonuna ulaşınca, 50 yıllık arkadaşlar Yeşilköy’de buluşabildi.

O Pazar sabahına kadar varlıklarından haberdar olmadığım, ancak bir anda dedektiflik hikayemizin başrol oyuncularına dönüşen, Ariknaz ve ailesinin, kadın kadına olununca anlatılan özel hayatlarının artık aklımdan çıkması imkansız. Erken yaşta evlendirilen Ariknaz, meğer ne çok koca dayağı yemiş, ne çok kayınvalide eziyeti çekmiş. Şimdi erken bir yaşta kocasını kaybedince de, cemaat baskısı cabası. Yastayken sokağa çıkmak, çıktığında giyeceği kıyafet hep mahalle kontrolünde. Kocasına çok ağlaması ayıp, hiç ağlamazsa sevindiği düşünülebilir. Sigara tiryakisi, ama içerse, kocası öldü diye keyif yapıyor sanabilirler. Anadolu’da kadın olarak yaşamanın meğerse ne çok ortak yanı varmış, dinler ve ırklar farklı olsa da.