Bu kaçıncı reform paketi?

Ekonomik yapı öyle kırılgan ki, tüm duvarın üstünüze çökeceğini hissederken elinin altındaki bir taşı yerinden oynatmaya cesaret edecek kişiyi bulmak zor olacaktır .

Ekonomi yönetimi geçtiğimiz hafta yeni ekonomik reform paketini açıkladı. Dolar ve faizin verdiği tepkilerden hareketle, yurtiçi ve yurtdışında tatmin edici bulunmadığı görülüyor. Komplo teorisi meraklısı bir grup iktisatçı dışında kimse bunu şaşırtıcı bulmuyor. 2009’dan beri bu kaçıncı paket?

İlk yıllar, şartları Türkiye dışında olgunlaşmış 2008 Küresel Krizi’nin ülkeye yansımalarını azaltmak amacıyla açıklanan paketler, son yıllarda giderek Türkiye yapımı krizlere yönelik açıklanmaya başladı. İlk dönemlerde yurtiçi talebi (dolayısıyla ekonomik büyümeyi) canlı tutmaya odaklanırken yapılan rant odaklı tercihler bir sonraki dönemin sorunlarını yarattı. Bunları aşmak için açıklanan paketler yeni sorunlar yarattı. Karabasan gibi ağırlaşarak devam etti bu süreç.  Ardı arkasına seçimler yaşanan ülkede, hükümetin “seçimleri kazanalım da sonra bakarız” yaklaşımı bugün yaşadığımız ekonomik, toplumsal ve ekolojik krizin taşlarını döşedi. Ama artık deniz bitti. Hazine’nin, bankaların talebi canlandıracak mali kaynakları kalmadı, 2009’da sağlam olan finansal sektör oldukça kırılgan bir yapıya büründü. Yeni kaynak bulmak lazım ama nasıl olacak bu? İşsizlik fonu kullanıldı, sıra kıdem tazminatlarına geldi.

Seçim odaklı paketlerin sisteme ettiği…

Bu arada bir müjde de tasarruflara yönelik açıklandı. Bireysel emeklilik sistemi zorunlu hale geliyor. Daha önce çok kez denendiği halde, ilk fırsatta çoğunluğun kaçtığı (sistem bırakın reel bir kazancı, birikimleri enflasyona karşı bile koruyamadığı için) bireysel emeklilik sistemini hükümet halka nasıl kabul ettirecek göreceğiz.  Yurtdışından gelen kaynağa daha yüksek faiz verirken, yerleşikleri enflasyona (o da TÜİK’in “iyimser” oranları) ezdiren ekonomi yönetimine halkın verdiği tepki TL’den dolara altına kaçmak oluyor. Yabancı para cinsinden mevduatlar rekor üstüne rekor kırdı. Ekonomi yönetimin manevra kabiliyetini oldukça düşüren bu gelişme yönetimin, ekonomik yapının birbirine bağlı bileşenlerden oluşan bir sistem olduğunu kavrayamadığını gösteriyor. Görünen, seçim kazanma odaklı ekonomik canlanma paketlerinin sistemin tüm işleyişini felç etmiş olduğudur. Ekonomi artık dikiş tutmuyor, kontrolden çıkmış vaziyette. Bu karanlık manzaranın yaratılmasında reform paketleriyle dağıtılan paraların ve onların yaydığı sinyallerin etkisi çok büyük. 

Bir rant dağıtma hikayesi: Enerji sektörü

Açıklanan reform paketinin temel unsurlarından biri de batık enerji sektörüne yapılması düşünülen suni solunum. Hükümet, çoğunluğu günümüzde rantabl olmadığı için işletilemeyen, dolayısıyla aldığı borcu geri ödeyemeyen sektörü kurtarmaya çalışıyor. Öncelikle biz bu kadar santrali neden inşa ettik sorusuna tatmin edici bir cevap verilmesi gerekiyor.

Enerji bürokrasisi bir tuhaf! EPDK, her yıl önümüzdeki 5-10 yıl içinde Türkiye’nin enerji talebi şu düzeyde olacaktır diye projeksiyonlarını yayınlar. Örneğin 2008’de yayınlanan projeksiyonda 2017’de Türkiye’nin 391 milyar Kwh enerji ihtiyacı olacağı belirtilmiş. Oysa 2017 geldiğinde gerçekleşen talep 295 milyar Kwh’de kalmış. Hedeflenenle gerçekleşen %33 şaşmış. EPDK bu başarılı performansını uzun bir süredir devam ettiriyor. 2000 yılında 2014’e ilişkin yapılan tahmin %48 sapmış. Bu projeksiyonlar sadece kağıt üzerinde kalsa bir sorun olmayacaktı. Ne yazık ki, bu projeksiyonları temel alan enerji yatırım teşvikleri sonucunda en iyimser tahminle üçte biri boşuna inşa edilmiş santraller, onlar için alınmış ama şimdi nasıl ödeneceği düşünülen dış borçlar, ve batık bir sektör var karşımızda.

Bu projeksiyonları hazırlayan, bunları doğru kabul edip bol keseden teşvik belgesi dağıtan bürokratlardan, nihayetinde bunlardan sorumlu bakanlardan hesap sormayı düşünen var mı?

Teşvik bağımlısı zombi ekonomi

Seçim kazanma endeksli reform paketleri ekonomik işleyişi bozdu, ülkeyi krize soktu. Bu kafayla yapılacak en iyi iş yeni bir reform paketi açıklamamak olacaktır.

Teşvik, vergi affı vs. bağımlısı hale gelmiş, zombileşmiş bu yapıyı daha fazla yaşatmanın anlamı yok. Pahalı tedaviyi kesip fişi çekmek gerekiyor. Elbette bunun kısa dönemde işsizliği daha da arttıracağını öngörmek gerekiyor. Ancak bu zombileşmiş yapı suni biçimde yaşatılırken de geleceğimiz nokta farklı olmayacaktır. Ne kadar erken o kadar iyi!

Peki, hükümet buna cesaret edebilir mi? Bu konuda pek umutlu değilim. Ekonomik yapı öyle kırılgan ki, tüm duvarın üstünüze çökeceğini hissederken elinin altındaki bir taşı yerinden oynatmaya cesaret edecek kişiyi bulmak zor olacaktır. İşin kötüsü, bekledikçe temelsiz yükseltilmiş duvar düzelmiyor, aksine yeni “reform paketleri” ile daha da sorunlu hale geliyor.