Hafta SonuManşetTarım-Gıda

[Cadı Kazanı] Bir hüda-i nabit: Victor Ananias- Nuran Seyhan Bayer

Mart ayının gelişi belki herkese farklı şeyler söyler ama kimsenin yadsıyamayacağı gerçekliği, doğanın şifayla dolmasıdır. Isırgandan ebegümecine çeşit çeşit otla bezenir bakir topraklar. İnsan eli değmeden, kendiliğinden yetişir her yıl zamanı geldiğinde. Bir ay önce çıkmaz çünkü bilir zamanını. Mart ayı da öyle, gücüğün (şubat ayı) karşı koymasına rağmen ısrarla baharı müjdeler. Bir türlü gitmek istemeyen kışın mücadelesinin en sert geçtiği aydır aynı zamanda. Leylekleri “kocakarı fırtınaları” karşılar. Eğer bulunduğunuz bölgede kar yağıyorsa dikkat edin, diğer aylarda yağan kardan farklıdır çünkü. Kar taneleri iki ayrı yönden adeta birbiriyle kavga eder gibi yağar. Çocukluk yıllarımda pencereden bu manzarayı seyrederken annem her seferinde aynı cümleyi tekrarlardı: “Mart’la gücük çarpışıyor, bak, gücük ben gitmem mart ise geleceğim diyor”. Doğanın bin yıllardır süren bir iç dengesinin olduğunu ve eğer bu dengeyi bir şekilde bozarsak hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını, insanın doğaya yaptığı her müdahalenin bir felaketin kapısını araladığını o yıllarda bu cümle öğretmişti bana.

Victor Ananias

Doğanın bu en anlamlı döneminde, sekiz yıl önce bizlere hoşça kalın deyip, geldiği doğanın kucağına dönen  VICTOR ANANIAS gelir aklıma bir de.. Onu en iyi tanımlayan benzetmeyi, bana göre sevgili ÖMER MADRA yapmıştı. Victor için o bir “HÜDAİ-NABİT” di der. Tabiatta insan müdahalesi olmadan yetişen her meyve ağacı için kullanılır bu tanımlama.

Victor, kalbi ve bedeniyle tam anlamıyla doğaya adanmış bir yaşam sürdü, kısa ama anlamlı öğretilerle dolu.

Onu tanıma ayrıcalığına sahip oldum. Yıllarca önce TRT de  yapılan bir kuşak program için hazırladığım “Gündemde Çevre Var” başlıklı bölüm için onunla doğal malzemeler satan  dükkanda ve Buğday Restoranı’nın mutfağında sohbet edip, küçük bir belgesel hazırlamıştım.

Ekolojik yaşamın öncüsü, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu oldu. Bir yazısında “Medya, şirketler, sivil toplum kuruluşları, kamu gibi, insanların aç kalmadan geçinebilecekleri yerlerde çalışan, sorumluluk taşıyan, çoğumuz toplum kalkınması, tüm insanlığın refahı, açlığın olmaması gibi özlemler taşırız; bazılarımızda bunun için değişik çabalarla katkı sağlamaya çalışırız. Benim de Buğday Derneğin’de çalışmamda böyle bir inanç ve motivasyonum var; kimseyi dışında bırakmadım, tüm toplumun refahına katkı verecek formüller ve küçük uygulamalarımızın tümü bu kurumda” diyordu. Buğday Derneğiyle, bu mütevazı yaklaşımının çok ötesinde işler başardı. Derneğin bugün hala yeşerttiği ve çoğalttığı doğal yaşam kılavuzunun ilk tohumlarını o attı. Bugün organik pazarlardan gönül rahatlığıyla meyve-sebze alabiliyorsak onun sayesinde…

Bir yazısında “ Bu kitabı yazacak mıyım bilemiyorum” dediği kitabını yazdı ama yayımlanmasını göremedi. Kitabının adı onun yaşam felsefesinin tanımı oldu: “YAŞAM DÖNÜŞÜMDÜR”.

Neden bir hüdai- nabit olduğunu anlamanız için bu kitabı okumalısınız. Hırslardan, kinden, nefretten uzak, malsız mülksüz yaşamanın anlamını daha doğrusu gerçek insan olmanın anlamını öğrenmek için de okumalısınız.

Victor’un bu kitabında yıllarca sonra Dr. Yavuz Dizdar, uzun raf ömürlü gıda uğruna sanayileşen üretim anlayışının, sağlığımıza olumsuz etkilerini enine boyuna anlattığı “Yemezler” adlı kitabındaki , “Beslenme neden gelenekseldir?”  başlıklı 4. bölümünü Victor Ananias’ın değerli anısına adadı. Şüphesiz onun bu ülkede başlattığı bütün güzel şeyler, örnek olduğu yaşamı sayesinde oluşturduğu farkındalığın sonuçları bunlar.

O “bedende ağırlaşan ruhlar için canlanma vesilesi “ oldu. Malsız mülksüz yaşadı, oğluna bırakmak istediği mirası ise, çok basit ama onurlu bir yaşamın temelleriydi: “(…) Ali’ye miras bırakacağım mutlaka. Miras için gösteriyorum her an çabalarımı Buğday’da. Temiz hava, temiz toprak, temiz su bırakmayı çok istiyor ve bunun için çalışıyorum, ama aslen temiz bir ahlak, örnek bir yaşam, hizmet ve birlik anlayışıyla gidilen bir yol bırakmayı çok istiyorum ona. Bunu başarabilirsem diğer değerleri kendi istediği gibi edinebileceğine, çalışarak kazanabileceğine inanıyorum”

Çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız mirasın, tarla-tapan, ev, araba, yat-kat olmasının anlamsızlığını öğreten üç unsur: temiz hava, temiz toprak ve temiz su. Bu üçü varsa yaşam vardır, yoksa zaten yaşayamayacağımız içim para, mal-mülk ne kadar da anlamsızlaşıyor.

Çok para kazanma uğruna, yok etmek üzere olduğumuz bu dünyada, çocuklarımızın, torunlarımızın, bir geleceği olamayacağını Victor’u anarken bir kez daha hatırlayalım istedim.

“Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”
                                                                        HANNAH ARENDT

Nuran Seyhan Bayer

Kategori: Hafta Sonu