Hafta SonuKitapKültür-SanatManşet

Aras’tan yeni kitap- Madam Amati

Rita Ender’in, Madam Amati” Avrupa’dan İzmir’e bir keman ikonu” kitabı Aras Yayıncılık’ta yayımlandı

Madam Amati, 1902’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu topraklarında doğan ve sonraki onyıllarda Avrupa kıtasını kasıp kavuran gelişmelerin sonucu olarak savrulduğu İzmir’de kendine yeni bir yaşam kuran keman sanatçısı Marta Amati’nin yaşam öyküsünü anlatıyor.  Madam Amati’nin ölümünden yıllar sonra onun tek bir fotoğrafını İzmir’deki Beth-İsrael Sinagogu’nda gören ve bu gizemli kadının kim olduğunu merak eden Rita Ender, arşivlerde ve İzmirlilerin belleğinde iz sürerek onun hikâyesini ortaya çıkardı. Kemanı ve müziğiyle İzmir sosyal yaşantısının ayrılmaz bir parçası olan, pek çok öğrenci yetiştiren Madam Amati’nin kim olduğu, İzmir’e yerleşmeden önce nasıl bir hayat yaşadığı kimselerin dikkatini çekmemişti. Bu sanatçı kadın aslında kimdi? Hangi rüzgârlar onu Avrupa’dan İzmir kıyılarına atmıştı? Başına neler gelmişti? Ender, bu sorulara cevap bulabilmek için onun nerede doğduğunu, okuduğunu, nerede, nerelerde ve nasıl yaşadığını, çalıştığını, Türkiye’ye nasıl geldiğini, İzmir’de nasıl bir hayatı olduğunu öğrenmeye çalıştı. Bütün bu araştırmaların sonucunda ise ortaya sarsıcı bir hayat hikâyesi çıktı. Berge Arabian’ın fotoğraflarıyla zenginleşen Madam Amati, bir dönemin İzmir’ine dair pek çok önemli tanıklığı da bir araya getiriyor. Rita Ender’in incelikli kaleminden.

Kitaptan:

Marta Amati hayatını müzikle doldurmuş ve doyasıya yaşamış bir kadındı. Ben ona ölümünden 28 yıl sonra bir sinagogda rastladım.

İzmir’deki Beth-İsrael Sinagogu’nda. Sinagogun artık müzeleştirilmiş bulunan ve aslında kadınlar için ayrılmış olan ikinci katında bir org duruyordu. Bu yıllanmış ahşap orgun üzerine bir çerçeve yerleştirilmişti. Çerçevede, keman çalan, hafif kambur, “yaşını başını almış” bir kadının fotoğrafı vardı. Fotoğraftaki o kadının adı ise, çerçevenin hemen altına, orgun üzerine oturtturulan bir kâğıt parçasına yazılmıştı:

“Madam Marta Amati”.

Kimdi Madam Marta Amati? Fotoğrafı neden oradaydı?

Merak ettim ve sormaya başladım. Beth-İsrael Sinagogu’nun idarecilerine sordum önce:

“Marta Amati kim?”

“Düğünlerde keman çalardı,” dediler.

“Tanıyor musunuz onu?” dedim.

“Tabii,” dediler, “Madam Amati, bizim düğünümüzde de çalmıştı.”

Çalmıştı ama kimdi o?

Bildiğim, tanıdığım tüm İzmirli Yahudiler ile onun hakkında konuşmaya başladım. Hemen herkes onu anımsıyordu. Onunla birlikte kendi düğünlerini de hatırlıyorlardı. Fakat kimse şu sorulara tam bir yanıt veremiyordu: Neden ona “Madam” diye hitap ediyorlardı? Nereliydi? İzmir’e nasıl ve neden gelmişti? Yahudi miydi?

Bilmiyorlardı.

Kimi Alman olduğunu, kimi Doğu Avrupa’dan geldiğini söylüyordu. Birilerine göre “Belki de savaştan kaçan bir Yahudi”ydi, birilerine göre “Katolik”ti, birilerine göreyse “Cenazesi Kilise’den kalktığına göre Yahudi olamazdı.”

Fakat aslında bilinmiyordu. Ve bu bilinmezlikte bir tuhaflık vardı.

Yıllar boyunca sinagoga girip çıkan, her düğünde sesli bir rol oynayan bu müzisyen kadını demek ki hiç tanımıyorlardı. Onun hayatını merak etmemişlerdi. Halbuki ben biliyordum ki, İstanbullu bir Yahudi olarak başka bir şehirdeki sinagoga gidip, bir ibadete veya bir törene katılsam, önce hemen “yabancı”lığım tespit edilirdi. Üstüme başıma, halime tavrıma bakılır ve ardından şecerem çıkartılırdı. Ailem, işim, varlığım, eşim dostum tek tek, hızlıca ortalığa saçılırdı. Tabii neden orada bulunduğumu da mutlaka sorarlardı. Arada belki, ne zaman çocuk sahibi olacağımı hep beraber konuşma fırsatı bile bulurduk. Sonrasında iyi dilekler dilenirdi ve ayrılırken aileme selam gönderilirdi.

Peki, Madam ile kime selam göndermişlerdi?

Kimseye.

Madam İzmir’de yalnızdı.

Kemanıyla ve müziğiyle kabullenilmişti. Sorgulanmamıştı. Daha doğrusu, koyduğu nazik mesafe ile sanki o kendini hiç sorgulatmamıştı. Kimseyle içli dışlı olmamış ve kendi meşru alanını yaratmıştı, sevilmişti. Onun orada olması, yukarıda durması çok doğaldı. Hatta İzmirli Avram Ventura’nın söylediği üzere, sinagogdaki varlığı herkese o kadar doğal görünmekteydi ki, eksikliği ancak öldükten sonra hissedilmişti…

RİTA ENDER

1984’te İstanbul’da doğdu. 2003’te Saint Joseph Fransız Lisesi’nden, 2008’de Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Ocak 2010’da avukatlığa başladı. Galatasaray Üniversitesi ve Panthéon – Assas Üniversitesi’nde – Paris II yüksek lisans yaptı ve azınlık hakları üzerine çalıştı. 2001’den beri çeşitli gazete ve dergilerde yazan Ender’in, Mümkündür Mucizeler – Rafael Torel’in Hayatı (Gözlem Yayınları), Kolay Gelsin (İletişim Yayınları), İsmiyle Yaşamak(İletişim Yayınları), Aile Yadigârları (İletişim Yayınları), Objets Portraits (Lior Éditions – Fransa) isimli kitapları ve “Las Ultimas Palavras” başlıklı bir belgeseli bulunmaktadır.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu