Nasıl bir kent istediğinizi hiç düşündünüz mü? – Pelin Cengiz


Bu yazı
artigercek.com sitesinden alındı

Gezegen artık giderek daha fazla kentli. İçinde bulunduğumuz yüzyılda aslında kentlerin nerede başlayıp nerede bittiği tam olarak kestirilemez halde. 

Uzaydan bakıldığında İngiltere’nin Manchester ve Salford şehirleri tek bir şehir gibi gözüküyor. ABD’de Manhattan ve Brooklyn, Japonya’daki Tokyo ve Yokohama’da aynı şekilde iç içe geçen yerler…

Dünyanın sadece yüzde 3’ünü kaplamasına rağmen, toplam enerji tüketiminin yüzde 60 ila 80’i kentlerde gerçekleşirken, küresel karbon emisyonlarının yüzde 75’i de kentlerde oluşuyor.

Küresel gayrisafi hasılanın yüzde 70’i kentlerde üretiliyor. Giderek artan kent nüfusları ve ekonomik faaliyetler sorunları ve artan talepleri beraberinde getiriyor.

Kentler bu kadar uçsuz bucaksız olunca, haliyle tüketen ve giderek daha fazla tüketen kentler, kabına sığmayarak taleplerini başka yerlerden karşılamaya çalışıyor.

Örneğin bugün kentlerin arkasındaki itici güç inşaat sektörü, bütün suyun yüzde 40’ını, orman ürünlerinin yüzde 70’ini, enerjinin yüzde 45’ini kullanıyor. Bunun için de kentin çeperinde ve hatta kentin ötesinde kalan kentleşmemiş bölgeleri kentin operasyonel alanları haline getiriyor.

2018 yılı verileriyle baktığımızda dünya nüfusunun yüzde 54’ü kentlerde yaşıyor. Tahminlere göre bu oran, 2030’a geldiğimizde yüzde 60’lara çıkacak.

Dünya nüfusu her yıl ortalama 80 milyon artarken, kentlerin yükünün ağırlığı artıyor.

Kentler, sadece nüfus yoğunluğunun arttığı bölgeler değil, aynı zamanda tüketimin ve farklı biçimlerde kendini gösteren eşitsizliklerin de merkez konumunda. 

Bu sınır tanımaz arsız kentlilik hâli, eşlik ettiği tüketim pratikleriyle gezegenin dört bir yanına yayılarak her yeri dümdüz ediyor. 

Dünyadan yana örnekler pek çok ama Türkiye’ye baktığımızda kentlerin resmi nasıl?

81 milyonluk Türkiye nüfusunun yüzde 92.5’i il ve ilçe sınırları içinde yaşıyor.

Geçtiğimiz yıllarda 6360 sayılı kanunla büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde yer alan köyler “mahalle” statüsüne dönüştürüldü. Belediyelerin yetki ve sorumlulukları büyük şehirlerdeki kırsal alanları ve kırsal alanlarda yaşayanları kapsayacak şekilde genişletildi.

Pek çoğumuz hatta belki yerel ve ulusal düzeydeki yöneticiler bile farkında değil ama Türkiye’de çevre sorunları arasında en fazla erken ölüme hava kirliliği sebep oluyor. Hava kirliliği, Türkiye’de her yıl yaklaşık 30 bin kişinin erken ölümünden sorumlu.

İklim krizini her geçen gün derinleştiren karbon emisyonlarının yüzde 70’i kentlerden kaynaklanıyor demiştik. Dünya çapında en yüksek karbon ayak izi olan 100 kent küresel karbon ayak izinin yüzde 18’inden sorumlu. Bu 100 kent arasında İstanbul 26’ncı, Ankara ise 80’inci sırada.

Belediyelerin temiz hava eylem planlarının hazırlanması sürecine aktif katılarak kentlerdeki hava kalitesinin iyileşmesini sağlamaları şart.

Türkiye’de su dağıtımında suyun yüzde 50’si kayıp-kaçaklar nedeniyle boşa gidiyor. Bu miktardaki su varlığı; nüfus artışı, çevre kirliliği baskısı ve iklim değişikliği nedeniyle ilerleyen zamanlarda çok daha kritik bir konuma gelecek. 

Mevzuata göre, su idareleri yönetmeliğinin yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl içinde büyükşehir ve il belediyelerinde kayıp kaçağı yüzde 30’a indirmeyi ve sonraki dört yılda en fazla yüzde 25’te sınırlandırmayı, diğer belediyeler ise dokuz yılda yüzde 30’la sınırlandırmayı, takip eden beş yılda da yüzde 25’le sınırlandırmayı hedeflemekle yükümlü.

Yapılan tahminlere göre Türkiye nüfusu, 2040’ta 100 milyonu aşacak, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının 1000 metreküpün altına düşmesiyle Türkiye “su fakiri” bir ülke olacak. 

Türkiye’nin iklim değişikliğine bağlı riskler konusunda hassas ve kırılgan bir coğrafyada yer aldığı için bu etkiler özellikle su varlıkları üzerinde kendini daha fazla gösterecek.

Kentlerde atıkların tamamı ayrı toplanırsa, teorik olarak atığın yüzde 74’ü geri dönüşüme gidebilir, şu anda atıkların yüzde 90’ı depolama sahalarına gidiyor.

Sadece bu birkaç istatistik veri bile yerel yönetimlerin, daha yaşanabilir, daha temiz, daha adil ve eşit kentler için ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. 

31 Mart yerel seçimlerine bir aydan az bir zaman kala seçim gündemi ittifaklar, tartışmalı adaylıklar, karşılıklı ithamlar ve seçmene tam olarak ne fayda getireceği pek belli olmayan vaatlerden oluşuyor. 

Oysa, yerel seçimler aslında kentlerin geleceğinin belirlendiği, taleplerin ona göre şekillendiği bir düzlemde seyretmeli. Ancak, Türkiye’de siyaset gündeminin ekseni epeydir yörüngesinden çıktığından bu konular neredeyse hiç ama hiç konuşulmuyor. 

TEMA Vakfı, 31 Mart seçimleri öncesinde hazırladığı “2019 Yerel Yönetimler İçin Ekosiyaset Belgesi” ile adaylara sürdürülebilir yaşam ilkesi çerçevesinde ekosistem bütünlüğünü gözeten, iklim dostu, yaşanabilir ve sağlıklı kentler için yerel yönetimlerin atabileceği adımları özetliyor. 

Ekosiyaset Belgesi’nde temel olarak yedi başlıkta sorunlar ve yapılması gerekenler anlatılmış. Bu yedi başlık, mekansal planlama, kentsel yeşil alanlar, iklimi korumada ve iklim değişikliğine uyumda kentler, su ve atık su yönetimi, katı atık yönetimi ve hava kalitesi yönetimi olarak sıralanıyor. Bir anlamda, en küçüğünden en büyüğüne kentleri yönetmeye aday olanlara, sorumlulukların önemli bir bölümü hatırlatılıyor. İzlenmesi gereken yol haritaları hap şeklinde sunuluyor. 

Madem artık dünya giderek daha fazla kentli oluyor, her bir bireyin de doğal olarak bir kent hakkı var. Siz nasıl bir kentte yaşamak istediğinizi hiç düşündünüz mü mesela? O hakkı talep etmek için de seçimler önemli bir araç.

TEMA Vakfı yerel seçimlerde aday olanlara bir de taahhütname hazırladı. Bunu seçimlere kadar kaç aday imzalayacak, imzalayanlar uygulamada verdiği sözlerin ne kadarının arkasında duracak şimdilik merak konusu…

Doğa Dostu Belediye Başkanı Taahhütnamesi 

  • İklimi koruyan ve iklim değişikliğine dayanıklı kentleri gerçekleştirecek arazi kullanım kararları veren,
  • İklim değişikliği kaynaklı sel, fırtına, sıcak hava dalgalarına karşı dayanıklı kentler inşa eden, afet eylem planları yapan, 
  • Kentlerde sera gazı azaltımı çalışmalarını destekleyen ve yaygınlaştıran,
  • Kentlileri, stratejik planlama çalışmasına dahil eden,
  • Ekosistem hizmetlerini kesintiye uğratmayan arazi kullanım kararları alan
  • Orman alanlarının madenlere, tarım alanlarının konut, sanayi alanlarına ve enerji tesislerine açılmasına, orman alanlarının tarım alanlarına dönüştürülmesine karşı koruyan,
  • Ayrık toplama, yağmur bahçesi, yeşil çatılar, yağmur suyu depoları gibi sürdürülebilir yağmur suyu yönetimi uygulamaları yapan,
  • Enerji verimliliği önlemleri alarak yüzde 20 enerji verimliliğini gerçekleştiren,
  • İhtiyacının yüzde 25’ini yenilenebilir enerji kaynaklarından kendi kentinde üreten,
  • Kentlerde su dağıtımında kayıp ve kaçakları yüzde 25 seviyesine indiren ve sonrasında gelişmiş ülkeler seviyesine çekmeyi hedefleyen,
  • Kentlilerin musluklarından içme suyu kalitesinde suya erişimi için yatırım programını hazırlayan ve ilk etabı tamamlayan,
  • Kentlerde entegre atık yönetimine başlayan, atığının yüzde 25’ini geri dönüştüren,
  • Kentte hava kalitesini sürekli izleyen, Dünya Sağlık Örgütü limit değerleri düzeyinde iyileştirme hedefli temiz hava eylem planlarının hazırlanmasına öncülük edip bir sene içinde hazırlanmasını sağlayan,
  • Kentte hava kirletici tesislere izin vermeyen,
  • Kentin kaderini belirleyen projelerin Çevresel Etki Değerlendirme süreçlerine, üst ölçek politika ve programların Stratejik Çevresel Değerlendirme süreçlerine katılan, kentin toprağının, suyunun, havasının ve kentlilerin hakkını savunan, doğa dostu bir belediye başkanı olacağıma ve görev sürem içinde yukarıdaki çalışmaları tamamlayacağıma, tüm seçmenlerin önünde söz veririm.

Pelin Cengiz – Artı Gerçek