[Botanitopya] Orkide Çılgınlığı – Benan Kapucu

Açık Radyo’da her Pazar 10:30 – 11:00 saatleri arasında yayınlanan Botanitopya‘yı hazırlayıp sunan Benan Kapucu, 2019 itibarı ile programda daha önce yer verdiği konuları Yeşil Gazete okurları için de paylaşıyor. 

“Bitkiler âleminin tuhaf ve muhteşem dünyasını belgeleyen botanik sanatına dair her şeyin konuşulacağı bir program” şiarı ile Açık Radyo’da yer alan programın podcastlerine bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

***

5 – Orkide çılgınlığı

Tüm zamanlarda asalet ve zarafet sembolü olan, dünyanın belki de en çok sevilen çiçeği orkidelerden bahsetmek istiyorum size. Bin bir türlü renkte, göz alıcı formlarda karşımıza çıkan, zor şartlarda bile olanca güzelliğiyle açan, kırılgan, zarif ama öte yandan da son derece dayanıklı çiçekler bunlar…

Orkide, 26.000’e ulaşan tür çeşitliliğiyle, çiçek açan bitkiler arasında tartışmasız en kalabalık ailelerden birine sahip. Çoğunlukla tropik ve astropik bölgelerde yetişen orkide, epifit bitki sınıfına giriyor. Yani başka bitkilerin ya da organik birikintilerin üzerinde yaşayan ama asalak olmayan bir bitki türü. Yakın zamanda Dominik Cumhuriyeti’nde bulunan bir fosil orkide, bitkinin dinozorlar döneminde bile var olduğuna, 85 milyon yıl öncesine dayanan bir geçmişi olduğuna işaret ediyor.

Bir zamanların kolay ulaşılamayan o nadide çiçeklerini, bugün neredeyse her süpermarketin rafında, çiçekçilerde görebiliyoruz artık. Çokça gördüğümüz bu orkideler, Phalaenopsis veya -yapısı böceğe benzediği için olsa gerek- “güve orkidesi” olarak bilinen bir türü. Güney Asya ve Endonezya takımadalarında mikro çoğaltım yöntemleriyle yetiştirilen bu melezler, bugün “çılgınlık boyutunda” devasa bir sektör yaratmış. Birçok ülkede amatör ve profesyonel orkide koleksiyonerleri, orkide dernekleri; dünyanın dört bir tarafına orkide yolculuğuna çıkan meraklıları da var.

Orkide’ye Latince adını veren kişi Platon’un öğrencisi Theophrastus (MÖ 300)

Eski Yunan ve Roma tıbbında orkidelerin, “benzerlik ilkesi” ne bağlı olarak şifa kaynağı olarak kullanıldığını biliyoruz. Birçok bitkiye olduğu gibi orkideye de Latince adını veren kişi Platon’un öğrencisi Theophrastus (MÖ yak. 372-288). MÖ 300 civarında yazdığı Historia Plantarum eserinde, yumrulu kökleri erkek üreme organına benzediği için “testis” anlamına gelen Orchis adını vermiş. Orchis, aynı zamanda bir satir ve su perisinin oğlu bir yarı-tanrının adı. Mitolojiye göre, Dionysos şöleni sırasında öldürülen bu yarı-tanrı, ölümünden sonra dünyaya yeniden orkide olarak gelir.

Theophrastus gibi, Dioskorides (MÖ 40-80) ve Galenos (MS 129-yak. 210) da orkideleri “doğurganlıkla” özdeşleştirerek, kısırlık tedavisi için önermişler. Afrodizyak etkisi olduğuna da inanılmış. Augustus’un “görkemli barış sunağı” Ara Pacis’in kabartmalarında ya da Julius Caesar’ın inşa ettirdiği Venüs tapınağında, Batı sanatındaki ilk örnekler olarak orkide betimlemelerini görebiliyoruz.

Konfüçyüs “kokulu çiçeklerin kralı” diye tarif ettiği orkideyi onur ve erdem kavramlarıyla birlikte anıyor

Tabii Antik Yunan filozofları onu adlandırmadan çok daha önceleri Uzakdoğu’da orkideler, saygın çiçekler olarak kabul görüyordu. MÖ 2800’de efsanevi Çin İmparatoru Shen Nong’un yazdırdığı, bitkilerin tıbbi kullanımını anlatan Nong Bencao Fing metninde de sümbül orkidesi Bletilla striata’nın adı geçiyor. MÖ 551-479 yılları arasında yaşamış olan Konfüçyüs  ise “kokulu çiçeklerin kralı” dediği orkideyi, “onur” ve “erdem” kavramlarıyla birlikte anıyor metinlerinde. “Ormanın derinlerindeki orkide, kıymetini bilecek kimse olmasa da güzel kokusunu saçar. Aynı şekilde, onurlu kimseler de yoksulluktan etkilenmeden ilkelerine sıkı sıkı tutunur” sözünden de anlaşıldığı gibi…

Orkide, Çin şiirine ve resim sanatına Kubilay Han döneminde “yüce gönüllülüğün” simgesi olarak girer.

Bu onur ve erdem çiçeği, Konfüçyüs’ün yaşadığı Kubilay Hanlığı döneminde, Moğol baskısı altında yaşayan sanatçıların da gözde teması olmuş. O sıkıntılı ve zorlu zamanlarda, şiire ve ve resim sanatına, “yüce gönüllülüğün” simgesi olarak girer.  Çin farmakolojisinde bu anlamda önemli bir yeri vardır orkidenin. “Shih-hu” bitkileri, yani çıplak kayaya tutunarak yaşayan, bu yüzden dirençli ve güçlü olduğuna inanılan Dendrobium türleri, Çin tıbbında kuvvet verici bir ilaç olarak kullanılıyormuş.  MS 10. yüzyıla tarihlenen Kin-Sho’nun “Orkide Kitabı”nda, bir orkide türü olan Doğu Cymbidium’ları ilk yetiştirenlerin adları, coğrafi konumları ve yetiştirme teknikleri ve bir de tarihçesi vardır.

Nice bitki avcılarının uğruna yollar aşındırdığı bir çiçek Orkide. 17. yüzyılda baharat peşinde Doğu Hint Adalarına yapılan keşif gezileri, egzotik bitki örtüsüyle kaplı o yeni topraklara bitki tüccarlarını, misyonerleri, subayları, diplomatları ve hekimleri de taşıyordu. Cakarta’nın “ilk tüccarı” Georg Eberhard Rumphius -ölümünden sonra 18. yüzyıl ortasında yayımlanan- on iki ciltlik Herbarium Amboinese kitabına yeni epifit ve terreistik orkide türlerini de eklemişti. Rumphius, “yalnızca ağaçların yüksek tepelerinde yaşadığı için” orkideleri “yabanıl bitkilerin aristokratları” diye tanımlıyordu.

Orkideler hakkında yazan ilk Avrupalılardan bir diğeri de Engelbert Kaempfer. Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (VOC) için çalışan Alman doğa bilimci ve doktor Kaempfer 1639’dan sonra şirketi Japonya’yla ayrıcalıklı ticaret haklarına sahip olunca birçok kez bu ülkeyi ziyaret etmiş.  1712 yılında yazdığı bir raporda, Kyoto’da aristokrat tabakasının “sekkoku” adını verdiği, Dendrobium moniliforme bitkisinden söz ediyor.

Avustralya’dan Dendrobium orkidelerini getiren kişi, Kaptan Cook’un ilk yolculuğuna da katılan Joseph Banks…

Bunlar gibi birçok kitabın, yayının ve bitkilerin Avrupa’ya ulaşması, egzotik bitkilere duyulan o tutkuyu yeniden ateşlemiş. James Cook’un ilk keşif yolculuğuna da katılan, İngiliz doğa bilimci, botanikçi ve koleksiyoner Sir Joseph Banks, Avustralya’dan Dendrobium orkidelerini getirmiş. Onun gibi birçok başka bitki avcısı da orkide türlerini İngiltere’ye taşımış.  Yolculuğu atlatan kimi orkideler bir süre seralarda yaşatılabilmiş ama başta orkidelerin asalak bitkiler olduklarını sandıkları için yetiştirmeyi başaramamışlar.

Brezilya Organ dağlarından getirilen orkide (Cattleya labiata) Batı’da ilk kez Cattley’in serasında iri, trompete benzeyen çiçekler açar…

Epey hayal kırıklığından sonra egzotik bitki meraklısı William Cattley başarıya ulaşmış. Bitki avcısı William Swainson’un Brezilya’nın Organ Dağları’ndan getirdiği orkide, 1818’de Cattley’in serasında güzel, iri, trompete benzeyen çiçekler açarak heyecana yol açtığında “tüm orkidemsi bitkilerin en olağanüstüsü” diye tarif edilen bu orkide, ona atfen Cattleya labiata olarak anılıyor.  

Swainson bitkileri toplamış olduğu yeri açıklamaz, ancak 1836’da doğa bilimci Dr. George Gardner, Rio de Janeiro’daki Organ Dağları’nda bu çiçeklere rastladığını iddia eder. Sonradan Gardner’in bulduklarının Cattleya labiata değil Sophronitis lobata olduğu; Paraiba Nehri kıyılarında bulduğunu iddia ettiği Cattleya labiata’nın da aslında Cattleya warneri olduğu ortaya çıkmış. Kew Kraliyet Botanik Bahçelerinin ilk tropikal orkidesi Epidendrum rigidum ise 1760’da elde edilmiş. Kew’ın koleksiyonunun hızla genişlemesi, orkideye olan ilginin artmasının da bir göstergesi. 1813’e gelindiğinde ise 12’si Avustralya ve Güney Afrika’dan, 46 tropikal tür vardır bahçede.

Vanilyanın elde edildiği Vanilla planifolia da bir orkide türü. 17. yüzyılda Meksika’nın doğusunda yaşayan Totonakların kutsal saydığı bir bitki.

Keşifler çağında Avrupalıların dikkatini çeken bir başka orkide ya da orkide ürünü, Vanilla planifolia. Meksika’nın doğusunda yaşayan Totonakların kutsal saydığı bu bitkinin tohumları Azteklere vergi olarak ödenir, soğuk çikolataya katılır ya da savaştan önce askerlere yedirilirmiş. Avrupa’da vanilya ticareti, 17. yüzyılın sonlarına kadar sömürge topraklarına hakim olan İspanyolların elindedir. Fransızlar ve İngilizler, İspanya’ya bağımlı olmak yerine kendi vanilya bitkilerini kültüre almak isterler ama bitkiyi doğal habitatı dışında nasıl yetiştireceklerini bilemezler. Fransızların bitkileri Hint Okyanusu adası Reunion’a getirmesi bir dönüm noktası olur. 1841’de köleyken özgürlüğüne kavuşan Edmond Albius adlı bir genç, Hint Okyanusu’ndaki Reunion’da basit bir elle tozlaştırma yöntemi keşfettikten sonra, burada birçok plantasyonda vanilya yetiştirmeye başlanmış. 50 yıl içinde Reunion ve ikisi de pek çok yerli orkide türüne ev sahipliği yapan Madagaskar ile Endonezya, Meksika’yı geride bırakarak, dünyanın en büyük üreticilerine dönüşmüş.

Orkide yetiştiriciler de ebeveyn bitkileri elde etmek için zamanla profesyonel bitki avcılarını görevlendirmeye başlamışlar. 19. yüzyılda James Veitch gibi yetiştiriciler büyük masrafları göze alıp tropik bölgelere bitki avcıları gönderir. Orkide avı o kadar önemlidir ki toplayıcılar arasındaki rekabet de çılgınlık boyutuna ulaşır.  Carl Hartweg ve George Ure Skinner arasındaki amansız rekabet gibi… İki bitki avcısı aynı zamanda Meksika’dayken, büyük bir “Aelia superbiens” bitkisini aynı anda bulmuşlar. İkisi de ona sahip olmaya kararlı olmalarına rağmen bitki çok yüksek bir ağacın üzerinde olduğu için o sırada alamamışlar. Hartweg, hemen ertesi sabah erkenden yanına bir yerli ve bir balta almış, ağacı kesmiş ve büyük Laelia’yı götürerek Skinner’i alt etmiş.

Yüzyılın ikinci yarısında İngiltere ve Kuzey Avrupa’yı kasıp kavuran Orkide çılgınlığının, bitkinin doğal yaşam alanları üzerinde yıkıcı etkileri olur. Birbiriyle yarışan koleksiyoncular tek seferde binlerce orkide topluyor, belli bir bölgede bulabildikleri her bitkiyi toplayıp götürüyor, bazen orkidelerin yetiştiği ağaçları bile deviriyor, hatta taşıyabilecekleri kadar orkideyi yüklendikten sonra, rakiplerinin eline geçmesin diye geride kalan çiçekleri yok ediyorlarmış. Orkidelerin çoğu da getirilir getirilmez yüksek fiyatlara açık artırmalarda alıcı bulurmuş.

Yetiştiriciler stok artırmak için çoğaltma ve çaprazlama çalışmaları da yaparlar ama orkide tohumlarını filizlendirmek kolay değildir. Orkideler, çok sayıda, havaya karışan ya da suyla taşınan neredeyse toz kadar ufak tohumlar üretiyor. Orkideler, filizlerini besleyemeyecek kadar küçük tohumlar ürettiği için tohumların çimlenmesine ve bitkinin yaşamını sürdürmesine destek olan mikorizal funguslarla sembiyotik ilişki geliştirmiş. Orkide yetiştiricisi Veitch için çalışan John Dominy, 1856’da ilk çiçek açan melez orkideyi geliştirmiş. Önde gelen orkide uzmanlarından John Lindley’in verdiği Calanthe x dominyi ismi de yetiştiricisinin adını taşıyor.

Darwin, “Türlerin Kökeni” kitabında, böcekler aracılığıyla döllenme tezinde, büyük ölçüde orkidelerden yararlanmış.

Charles Darwin “Türlerin Kökeni” kitabında böcekler aracılığıyla döllenme tezinde orkidelerden büyük ölçüde yararlanmış, onların üreme yöntem ve sistemlerini inceleyerek belli sonuçlara varmış. Farklı orkide türleriyle her birinin kendine özgü polen taşıyıcıları arasındaki evrimsel iş birliğini anlamak istemiş Darwin. Önce Down House adlı kendi evinin çevresinde yetişen orkideleri incelemiş. Bunlardan bazılarının dişi böcekleri taklit ederek erkek böcekleri çiftleşmeye davet ettiğini, böylece böceklerin bir çiçekten aldığı poleni başkasına taşıdığını fark etmiş. Darwin’in arkadaşları ve mektuplaştığı kişilerden gelen tropik orkideler de vardır inceledikleri arasında. Madagaskar’a özgü beyaz Angraceum sesquipedale, 25 cm uzunluğundaki nektar beziyle onu hayrete düşürür. Bu bitkinin polen taşıyıcısının, uzun dilli bir güve olabileceğini öne sürer ve haklıdır da… 1903’te tanımlanan Xanthopan morganii praedicta’nın dili gerçekten de nektara ulaşıp bu arada polen topluyordu ama bunu yapabildiği çok sonra, ancak 1997 yılında kanıtlanır.  Yakın zamanda Papua Yeni Gine’de keşfedilen Bulbophyllum nocturnum 2011 yılında akşam 10 sularında ilk çiçeklerini verir; böylelikle gece çiçek açan ilk orkide türü keşfedilmiş olur.

Kaşifler, orkidenin kurutulmuş kök yumrusundan elde edilen toz halinde ve sıcak bir içecek olarak tüketilen salebi de Avrupa’ya getirmişler. Salebin Uzakdoğu’da ve Arap ülkelerinde iyileştirici etkileri nedeniyle bazı hastalıklarda kullanıldığını görmüşler. Özellikle bazı Arap ülkelerinde bir tür afrodizyak olarak kullanılması da ona olan ilgiyi artırmış. Uzakdoğu ve Avrupa arasında gelişen baharat ticaretinin en pahalı maddesi haline gelen salep Avrupa saraylarında yüzyıllar boyunca kralların ve soyluların içeceği olmuş.

Topraklarımızda yetişen orkideleri, Faruk Akbaş’ın nefis fotoğraflarıyla Say Yayınlarından çıkan Anadolu Orkideleri kitabında görebilirsiniz.

Tabii orkidelerden bahsederken Anadolu orkidelerinden de söz etmekte yarar var. Karel Kautz’un imzasıyla Rota Yayınlarından çıkan Türkiye Orkideleri ve orkide türlerimizin Faruk Akbaş’ın muhteşem fotoğraflarıyla belgelendiği Say Yayınlarından çıkan Anadolu Orkideleri çok iyi birer kaynak.  170 tür ile orkide tür çeşitliliğinde Avrupa’nın en zengin ülkelerinin başında Türkiye geliyor. Anadolu Orkideleri kitabında, bizim topraklarımızda yetişen özellikle 25 endemik orkide türü olduğundan bahsedilmiş. Salebe olan ilgi, ülkemizde nesli tükenmekte olan orkidelerimiz için de bir tehlike yaratıyor; bir farkındalık yaratılması gerektiği aşikar. Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’ne göre bu bitkilerin uluslararası ticaretinin yapılabilmesi için bu olayın doğa tahribatına neden olmadığının her iki ülkenin bilim otoriteleri tarafından saptanması gerekiyor. Ancak alınan önlemler ve yapılan toplantılar kardelenler ve benzer soğanlı bitkilerin korunması için bir nebze işe yaramış ama ormanlık alanların dışında kalan bölgelerde salep türü orkide yumrularının kökünden sökülerek toplanması karşısında yaptırımlar maalesef yetersiz kalıyor.

***

1 – Bereket sembolü pirincin hikayesi

2 – Bitki zekası ve ağaçların gizli dili

3 – Ölmez ağaç zeytin

4 – Dünya tarihini değiştiren bir bitki: Patates

.

.

Benan Kapucu