[Kırsal Günlükleri] Bilgi turnesi – Melih Aşanlı

Sabahın üçünde yine bir koşturmaca başlamıştı. Sakarya’dan transfer ile Sabiha Gökçen Havaalanı’na ulaşmak için yola çıkmıştım. Alana girdiğimde hava henüz aydınlanmamıştı, o saatte, kış gününde böylesine bir kalabalık ile karşılaşacağımı hiç düşünememiştim. İçerisi insan doluydu. Hafta içi ne yapar bu kadar insan hala şaşırıyorum. Demek ki şehirler arası çalışan sayısı tahminimden daha fazlaydı.

Sabah saat 8’de Nuh Naci Yazgan Üniversitesi‘nin aracı Kayseri’de beni karşılamıştı. Henüz sabah sersemliğimi üzerimden atsmadan, sevgili Özgül Öztürk ile Dilek Yürük de alandan çıkıp servis aracına bindiler. Kısa selamlaşmanın ardından hareket eden araçta derin bir sessizlik ve mahmurluk hakimdi. Bir ağacın bile ekili olmadığı büyük boşlukların arasından üniversiteye ulaştık. Mimarlık öğrencileri Derneği, büyük bir mücadele ile kocaman bir organizasyona imza atıyordudu. Ve bu organizasyon sadece öğrenciler tarafından gerçekleştiriliyordu.

Üniversitede bizi heyecanlı öğrenciler karşıladı. Çayımızı kahvemizi getirdiler, ihtiyaçlarımızı karşılamak için ellerinden geleni  artlarına koymuyorlardı. Özgül yanında işini getirmişti, Konuşma sırası gelinceye kadar bilgisayarının başına geçti. Çaylardan hemen sonra Dilek ile ben de salona geçip organizasyona dahil olduk.

Harmonia olarak her yıl en az bir ay, ulaşabildiğimiz bütün şehirlerde söyleşi, konferans ve faydalı olduğuna inandığımız böylesi organizasyonlara katılmaya çalışıyoruz. Eline çantasını alıp bilgiyi bir yerden başka bir yere ulaştıran insan sayısının az olması sebebi ile de her iki günde bir başka bir şehirde sahne alıyoruz. Bu yorucu bir tempo ama, bizim gibi konuşmaya ve bilgiyi ulaştırmaya gönül vermiş diğer dostlarımızla da hasret gidermemizi sağlayan önemli bir aktivite aslında bizim için.

Şubat ayı da bütün organizasyonların üzerine tepinip sıkıştırdığımız bir ay oldu bu yıl. Yolculuklarda ben de çok şey öğreniyorum. Her biri birbirinden kıymetli bilgi ve deneyimler aktaran konuşmalar ile beslendiğimi hissediyorum sürekli. Ve bu bilgiyi taşıyarak başka bir şehrin insanlarına aktarıyorum.

Kayseri benim için çok özeldi. Cengiz Bektaş hocam da her zamanki gibi öğrencileri kırmamış konferansa katılmıştı. Tekrar onu dinlemek, biraz dertleşmek ve hocaların hocasından yeniden öğrenmek son dönemde yaşadığım en keyifli eylemim oldu diyebilirim. Konuşmasına sevginin ve bilginin paylaşılması ilkesi ile başlayan hocam ihtiyacımız olan en güçlü mesajları birbiri arkasına sıraladı yine. Kitapları ile büyüdüğüm, Anadolu’yu ve gelenekseli kendime yol seçmeme sebep olan büyük usta ile yanyana gelmek her şeye bedeldi diyebilirim.

Emrah Yalçınalp bitkiler dünyasından kritik bilgiler ile tercümanım oldu resmen. Kritik detaylardan ve dünyadan bahsetti. Bilimsel verilerin kıymetini anlattı. Konuşmasından bir sürü not aldım.

Özgül Öztürk, A Mimarlık’ta neler yaptıklarını, toprak çalışmalarını, tasarım ve mekan algısından bahsetti. Örnekler ile yaşantısından, deneyimlerinden bir sürü çıkarım yaptı. Mimar adaylarına kocaman öğütler verdiğini  düşünüyorum.

Dilek Yürük bir kent bostanının ve bitkilerin semt üzerindeki etkisini anlattı. Çalışmalarından örnekler verdi. Bir bostan için topyekün bir semtin verdiği mücadeleyi ve kazanımlarını gözler önüne serdi.

Bol bol konuştuk. Öğrenciler ile bir araya geldik, hasret giderdik, yeni planlar yaptık. Öğrencilerin böylesine katılımcı olduğu, ellerini taşın altına sokup Türkiye’nin dört bir yanında organizasyonlar yapmalarını ayakta alkışlıyorum. Geçen yıl Adana ve Mersin’de de katıldığım benzeri organizasyonlar vardı. Bu mücadeleye biz de konuşmacılar olarak dahil olamadan duramıyoruz her defasında. Çorbada bizlerin de tuzunun bulunması gerekiyor.

Organizasyonun ikinci gününe kalamadık. Son konuşmadan sonra koşarak girdiğimiz konferans salonundan yine koşarak ayrıldık. Bir şeyler yedik ve son dakikada yetişmek üzere havaalanına doğru yola çıktık.

Gün nasıl geçmişti bilemiyorum. Tekrar Sabiha Gökçen’de arabaya doğru yürüyorduk. Yine bir mahmurluk bu sefer yorgunluk ile birbirine karışmıştı. Ertesi gün yapılacak çok iş vardı. Dilek ve Özgül ile bir dahaki buluşmamıza kadar vedalaştık. Kim bilir hangi şehrin hangi ekoloji ve tasarım söyleşisinde bir araya geleceğiz ben de merakla bekliyorum.

Gece eve geldiğimde, lezzettli bir yemekten sonraki rehaveti hissediyordum bedenimde. Yine bir sürü bilgiyi bünyeme katmıştım ve hazmetmeye çalışıyordum. Üstelik yol arkadaşlarımın ve mücadele eden öğrencilerin varlığı ile enerji dolmuş, doğru yolda ilerlediğimi bir kez daha kendime ispatlamıştım. Bir sonraki konuşma Sakarya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi‘ndeydi. Şimdi daha çok anlatmam gereken konu vardı. Ve ondan sonra Maslak buluşması, ve Ankara, ve Kastamonu, ve okullar, dernekler…

Cengiz Hocam dedi ki, ‘Konuşmak ve okumak sözde aydın olmak ya da bilgiyi, vakti ve bir ömrü masa başında kuramlarla tüketmek değil; yaşamak, eyleme geçmek, emek vermek ve elini taşın altına sokmak demek.’

 Ben böyle anladım konuşmalarımızdan. Çizim masasında tamamlamak istiyorum dediği yaşamında. Sizler çağırmışsınız, nasıl gelmem çocuklar demesinden. Ömrüm boyunca serçe parmağım kadar bir dal kesmedim demesinden. Hala ve hala yanımızda yolumuzu aydınlatmak için mücadele etmesinden ben böyle anladım.

Çok bir şey de söylemedi aslında. Yaşamı ve yaptıklarını haykırması yetti. Uzun lafın kısası Kayseri mutlu etti beni, ümit verdi. Ülkem için çalışma fırsatım oluyor böylesi organizasyonlarda. Yaşadığımı daha bir derinden hissediyorum. Ama en çok sahada olmak gerçek geliyor bana.

Elini taşın altına koymak. Üretmek; şehirde, kırsalda, kasabada üretmek. Ekolojik cafelerde, organik ürün reyonlarında, yaşam standartı yüksek semtlerde konuşmaktan, koltuk altında kitap gezdirmekten, sadece teoride kalan eylemsizlikten haz almaktan çok sahada olmak. Gerçek olmak.

Sevgiyle kalın.

1 – Bir römork gübre için arazisini yerle bir eden ben değilim!

2 – Reçel zamanı

3 – Bireysel değil toplumsal bağımsızlık

.

Hüseyin Melih Aşanlı