İklim KriziManşet

İklim bilimciler Dünya’yı yönetseydi ne olurdu?

Zeitonline‘da Maria Mast tarafından yayınlanan makaleyi Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Şehnaz Güven‘ın çevirisi ile yayınlıyoruz.

***

‘’Böyle devam edemeyiz. Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin en son özel raporuna göre, eğer Dünya’mız 2100’e kadar 1.5 dereceden fazla ısınırsa, geri dönülmez ve ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağız.’’

Politikacılar ve hükümet temsilcileri 3-14 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen iklim konferansında bir araya gelip yeniden 1.5 derecelik hedefe ulaşmanın yollarını tartıştı.

İleri gelen 9 iklim bilimciye, ‘’Eğer Dünya’mızı sizler yönetecek olsaydınız, küresel ısınmanın önüne geçmek için neler yapardınız?’’ sorusunu yönelttik. Çoklu görüşmelere gerek görmeden tek taraflı bir karar mı verirlerdi, yoksa politik çekişme mi yaşanırdı? Küresel ısınma konusunda politik uzlaşma mümkün mü? Nasıl bir önlem alınabilir?

‘’Karbondioksitin vergilendirilmesi rüzgâr ve güneş enerjisi gibi teknolojileri rekabet edilebilir kılar’’

Berlin’deki Mercator Evrensel Ortaklıklar ve Küresel Isınma Araştırma Enstitüsü (MCC) genel sekreteri Brigitte Knopf.

Brigitte Knopf

‘’Ülkelerin, şirketlerin ve insanların bedava karbondioksit salımında bulunmalarının önüne geçer, hemen her 1 ton karbondioksit başına 50 Euroluk bir vergi koyardım.

Bu yaptırım, fosil yakıt kullanımının negatif etkilerinden, (küresel ısınma, hava kirliliği, sağlık problemleri) herkesi eşit derecede sorumlu tutar. CO2 vergisinin üç tane etkisi var: Öncelikle, kömür, yağ ve doğal gaz kullanımını karbon içeriklerine göre cezalandırır.

İkinci olarak, karbondioksit ortaya çıkarmayan alternatif kaynakları (güneş ve rüzgar gibi) rekabet edilebilir kılar ve bu yönde yeni yatırımların yapılmasına yol açar.

Üçüncü ve son olarak, bu vergi hükümetlere kazanç sağlar ki ben bu kazancı kişi başına düşecek şekilde yeniden dağıtırdım. Bu yeniden dağıtım, daha fakir aileleri yüksek enerji fiyatlarından korur ve eşit bir geçiş sağlar.

MCC araştırmalarında da gösterildiği üzere, karbondioksit kullanımı için düşük bir fiyat bile çoğu ülkede temiz suya ve sağlığa evrensel erişimi finanse edebilir. Bu, iklim politikasını bir başarı hikayesi yapar.’’

‘’Yeni sanayi tesisleri 2025’e kadar karbondioksitsizleştirilmeli’’

Niklas Höhne, Berlin’deki Yeni İklim Enstitüsü’nün idarecisi ve Hollanda’daki Wageningen Üniversite’sinde profesör.

Niklas Höhne

İklimi güvenli seviyelerde tutmak için, küresel sera gazı salımını bütün sektörlerde ve ülkelerde sıfıra indirmeliyiz.

Bu yüzden, yeni kurulmuş her şeyin emisyonsuz olmasını tavsiye ederdim. Bundan böyle, örnek olarak, yeni nesil fosil yakıt kullanan tesisler yerine yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan güç tesisleri geliştirilmeli. 2020’lerin başından itibaren sadece elektrikle çalışan arabalar veya karbondioksit salınımı gerçekleştirmeyen motorlu araçlar satılmalı. Yeni sanayi tesisleri 2025’e kadar karbondioksitsizleştirilmeli.

Sadece sıfır emisyon teknolojisinin ne zaman satılabiliceğine dair net bir tarih bile gerekli inovasyonu yönlendirebilir.

Ek olarak, bu hızlı geçişin potansiyel negatif sosyal etkilerini önlemek amacıyla finansal kaynaklar toplamak için sera gazı emisyonlarına vergi uygulardım, özellikle kömür madenciliğine veya kullanımına bağlı bölgelerde.

Şu anda uygulanan en yüksek etkiye sahip iklim politikaları, başlangıçta sadece birkaçı tarafından uygulanmasına rağmen, bu modeli izlemekte. Örneğin, seri üretime uygun ilk elektrikli arabalar ABD’nin Kaliforniya eyaletinin 1990’lı yıllarda sıfır emisyonlu araçlara kota koymasıyla için geliştirildi. Günümüzde Çin, elektrikli araçların yeni tescili için minimum kotalar koyarak otomobil üreticilerinin ürün yelpazesini genişletmeye zorlamakta ve bu geliştirilmiş araçlar daha sonra dünya pazarında satışa çıkacak.

Bir başka örnek ise: Esas olarak Almanya’da sübvanse edilen rüzgar enerjisi, şimdilerde, Çin, Hindistan ve Avustralya gibi büyük kömür rezervlerinden dolayı daha önce ilgilenmemiş olan ülkelerde bile kullanılıyor.

‘’Bütün ülkeler zararlarını hesaplamalı’’

Friederike Otto, İngiltere Oxford Üniversite’sindeki Çevresel Değişim Enstitüsü müdür vekili.

Friederike Otto

Kaliforniya’da geçen Kasım’da çıkan yangınları düşünün. Veya Avrupa ve Almanya’daki daha düşük seviyelerdeki sıcak hava dalgalarını. Günümüzdeki mevcut önlemler, bu tür olayları insan kaynaklı iklim değişimine karşı atfetmemize izin vermekte (Çevre ve Kaynakların Yıllık Değerlendirilmesi, Otto, 2017).

Ancak, iklim değişikliğinin şu ana kadar yol açtığı zarar ve kayıplar hakkında hiçbir fikrimiz yok. İyi fark edilmeyen ve genelde ‘geleceğin problemi’ olarak görülen bir sorunu çözmek çok zor. Bu yüzden bütün ülkeler belirli bir envanter oluşturmalı, bu sayede iklim değişikliğinin yol açtığı zararı açıkça görebiliriz.

Yeni Zelanda yolu gösterdi: İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık ve seller şu anda on yıl başı 120 milyon dolar zarara yol açmakta (Yeni Zelanda İklim Değişikliği Araştırma Enstitüsü ve NIWA, 2018, PDF).

.

Makalenin İngilizce Orijinali

Yazar: Maria Mast

Yeşil Gazete için çeviren: Şehnaz Güven

.

(Yeşil Gazete, Zeit Online)

Kategori: İklim Krizi