Doğa MücadelesiManşet

Marta Koyu Dayanışması: Ücretli plaj, restoran, konser ve düğün organizasyonları yapılması planlanıyor

Prens Adaları’nın yüzölçümü bakımından üçüncü büyük adası Burgazada’da, 1. derece doğal SİT alanı olan Marta Koyu yapılaşma ve kirlilik tehdidi altında. Halkın ücretsiz olarak denize girebildiği ve dinlenebildiği koyun içinde yer aldığı 56 dönümlük arazi, 15 Aralık 2018’de yapılan ihaleyle 15 bin TL aylık kira bedeliyle 15 yıllığına bir kişiye kiralandı.

Adanın kültürel belleğini ve doğal yaşamını etkileyecek olan girişim ile neredeyse yüzyıllık olan Marta’nın evi de dahil diğer yapılar için imar barışından yararlanmak üzere yapılan başvurular sonrasında alınacak turizm ruhsatı, bölgenin turistik işletmelere açık hale gelmesine yol açacak.

Araziyi kiralayan işletmecinin Marta Koyu’na girişi ücretli hale getireceği, bölgeyi çitlerle çevireceği, konser alanı, restoran, plaj ve düğün organizasyonu yapmayı planladığı belirtiliyor. Buna karşılık ada sakinlerinin kurduğu Marta Koyu Dayanışması, bölgenin olduğu gibi korunması için mücadele veriyor. Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtlayan Marta Koyu Dayanışması’ndan ve Burgazada sakinlerinden Mehmet Deniz Bölükbaşı, koyun olduğu gibi korunmasını istediklerini söylüyor.

“Marta Koyu sadece insanların değil, ağaçların, bitkilerin, martıların, kuşların, balıkların hepsinin yaşam alanı”

“56 dönümlük parselin bir kısmının içinde 30-40 tane ev var. Ben de o evlerden birinde oturuyorum. Bizim de sonradan haberimiz oldu. Kiralama işlemi geçen yıl Nisan ayından beri gündemde. Bu süreçler arkada yürütülüyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kira sözleşmesini talep ediyoruz, ısrarla vermiyorlar ısrarla. Normalde bu sözleşmeyi vermesi gerekiyor. Orası bir kamu kurumu. Marta Koyu’nda 2 tane ev var. Bunlardan bir tanesi yaklaşık 100 yıllık olan Marta’nın kendi kulübesi dediğimiz ev, eski bir balıkçı barınağı. Bir de Abidin Aksu diye birinin evi var. Şimdi bu iki eve boşaltılması için tebligat gitti, Perşembe gününe kadar süre verildi, bunu takip ediyoruz. STK’larla ve gazetecilerle görüşüyoruz.

Dayanışma olarak öne çıkardığımız konu Marta Koyu’nun bu şekilde korunması. Burası sadece insanların değil, ağaçların, bitkilerin, martıların, kuşların, balıkların hepsinin yaşam alanı. Her yere bir şey yapmaya gerek yok. Bir sürü insan orada müzik sesi dinlemeden oturmak istiyor. Rüzgarın sesini, martının sesini dinleyeyim istiyor, doğanın kendi sesinden başka ses istemiyor. Temel derdimiz olduğu gibi kalsın, kiralanmasın. Belediye, belediye başkan adaylarıyla konuşuyoruz. Adada bir yer kiralanacaksa burayı belediye kiralasın, halk plajı olarak kalsın gibi önerilerimiz olacak. “

“İmar meselesi Yassıada ile yeni bir boyuta evrildi”

“Kanunlar sürekli değişiyor. 1. derece SİT alanları eskiden Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın alt birimi olan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma  Kurulu’na bağlıydı. Onlardan alıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na verdiler” diyen Bölükbaşı, adaların ranta açılmasının yarattığı tehlikeye şu sözlerle dikkat çekiyor.

“Burgazada’nın 1/5000 imar planı yok, iptal edildi. Şu anda inşaat anlamında adada hiçbir şey yapılamaz durumda. Siz plansız bir bölgede neye binaen herhangi bir inşaat yapabilirsiniz ki? Adaların tamamı SİT alanı, bir tek inşaat yapabilmek için Yassıada’yı çıkardılar içinden. Şimdi Sivriadayı çıkaracaklar. Orada da inşaat başladı. İstanbul’a baktığımızda Adaların ranta açılması, şimdiye kadar bu kadarla sınırlı kalması bile mucize diyebiliriz. Ne Büyükada’da, ne Heybeliada’da ne de Kınalıada’da merkeze yakın insanların parasız girebileceği hiçbir sahil yok. Uzak olanlar bile kapatılmaya çalışılıyor. İmar meselesi Yassıada ile yeni bir boyuta evrildi.

Burayı kiralayacak kişiyle konuştuğumuzda bölgeyi çitle çevirip girişten para alacağım, gelen yolcular için iskele yapmayı düşünüyorum diyordu. İkinci bir sorun 600 metre uzunluğundaki tüm sahili şezlongla kapatabilir. 100 kişi gelebilir. Bunlar korkunç rakamlar. Adaya gelen insan sayısı daha da artacak. Fayton ihtiyacı doğacak. Yetmeyince elektrikli araç diyecekler. İskele yapılırsa tekneler yanaşacak. Zaten turist tekneleri gelip bütün gün bangır bangır müzik çalıyorlar, sürekli şikayet ediyoruz. Aşağıda bağırsanız yukarıdan duyuluyor. Orada konser ve düğün yapmak istiyorum diyor. Marta Koyu’nun üzerinde yüzlerce insan yaşıyor. Oraya yapılacak büyük bir tesis orayı ses açısından oturulmaz bir hale getirecek. Adalılar bu durumun yaşanmasını istemiyorlar. “

10 Haziran 2017’de Marta Koyu’nda kamp kuran çadırcılara güvenlik güçleri operasyon düzenlemişti. Mehmet Deniz Bölükbaşı, 1. derece SİT alanlarına çadır kurmanın yasak olduğunu hatırlatarak günübirlik çadırcıların adalılar tarafından neden istenmediğine şu şekilde açıklık getiriyor:

“Belediye kıyılardan çöp toplamıyor, yazın çöp dağları oluyor”

“Başlarda çadır kuranların sayısı azdı, kimseyi çok rahatsız etmiyordu. Belgesel ve klip çekimi yapılınca duyuldu. Kamp moda oldu. Bazı günler 100 çadır oluyordu. Orada tesis yok, kamp için bir düzenek yok, tuvalet yok. Olmasın da zaten ama gelip 1-2 ay kalan da var. Yazın çok koku oluyordu. En büyük sorun ise çöp. Belediye kıyılardan çöp toplamıyor. Normalde toplaması gerekiyor ama araç girişi olmadığı için yol sorun oluyor. Bundan 5-6 yıl önce bir şeyler yapılmış. Bir tekne yanaşıp sahilden, koylardan çöpleri temizliyormuş. Sonra bunu da bırakmışlar.

Yazın çöp dağları oluyor. Gidip çöp topluyoruz. Çöp toplama günleri düzenleniyor. Uyarı tabelaları asılıyor. Bazı kamp kuran kişiler bunu alıp yakıyorlar. Odun lazım deyip yaş ağaçları kırıyorlar. Onlar çadırla gelen günübirlikçiler. Geceleyin kapılarımız çalınıp ekmekler mi istenmedi, bahçemizden odunlar mı çalınmadı. Bunların hepsi doğru. Devletimizin genel yaklaşımı şöyledir: Önce orada bir sorun çıksın, sorun çıktıktan sonra orada bir düzenleme yapayım der. Bu kampçıların bu kadar serbest bırakılmasının sebebi bu. Çok daha önceden çözüm bulunabilirdi. Her akşam orada duran bir polisin ceza kesmesine bakıyor.”

“Adalara sirayet eden muazzam bir saldırı var”

Dünya Mirası Adalar Girişimi ve Açık Radyo programcılarından Derya Tolgay Büyükada sakinlerinden biri. Prens Adaları’nın UNESCO’ya girmesi için 2 buçuk yıldır çalışmalar yürüten ve önümüzdeki ay önbaşvuruda bulunacakları müjdesini veren Tolgay, Adalar’ın imar rantı üzerinden büyük bir saldırı altında olduğu görüşünde.

“Marta Koyu ile ilgili ilk defa böyle bir karar çıkıyor ama problemli olan burada adaların kıyıları. Halkın kullanabilecekleri hiçbir açık alanı yok. Dört tarafı su olup da halka bu kadar kapalı olan örnekler dünyada çok azdır. Marta Koyu buzdağının sadece görünün bir kısmı. İmar rantı üzerinden Adalara sirayet eden muazzam bir saldırı var. Mesela 2011’e kadar fayton sorunu yoktu. Onlar da oluşturuldu. Onlar çaresiz ve yönetimsiz hale bırakıldı. Adalılar adanın ellerinden alındığını düşünüyorlar. Hiçbir yerini kullanamaz haldeler. Denetimsiz, korkunç bir turizm baskısı altındalar. Turistler çekildikten sonra akşamüstü saat yediden sonra nefes alıp sokaklara çıkabiliyorlar.”

Ne olmuştu?

Osmanlı’ya borç veren Yorgo Zarifis adlı Rum bir bankere bunun karşılığında Burgazada’dan araziler veriliyor. Zarifis adadan ayrılırken buradaki arazilerini Aya Yorgi Kapris Manastırı‘na bağışlıyor. 1986’da dönemin Başbakanı Turgut Özal vakıf malları ile ilgili bir yasa çıkartıyor. Bu yasayla bir sürü vakıf malına el konuluyor. Arazi, Hazine’ye kayıtlıyken 2006’da trampa (değiş tokuş) ile Silahtar Abdullah Ağa isimli vakfa devrediliyor. 15 Aralık 2018’de arazi ihaleye açılıyor.

Haber: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)