[Yaşadım Diyebilmek] Kundaktaki İsa Efendimiz’e indirilen acımasız tokat – Şahin Tekgündüz

Pes doğrusu bu kadarı da olmaz…

1981 Şubatı’nın ilk yarısı… Ankara’da Esat Caddesi 44 numara… İki katlı şık binanın Kavaklıdere ve Çankaya sırtlarına bakan arka odası… Kırklı yaşlarında, tıknaz, alnına doğru inen kısa kesilmiş gür siyah saçlı, saçlarıyla rekabet eden kalın siyah kaşlı ve siyah kırpık bıyıklı genç adam ayakta, dirseğini pencere pervazına dayamış heyecanla anlatıyor. İki gün Ankara’da kalıp önemli bir iş için Amerika’ya gidecek, bir hafta on gün kadar sonra da Ankara’ya uğrayarak İstanbul’a dönecek.

Anlattıklarını büyük bir dikkatle dinlediğimiz genç adam, bir buçuk ay kadar önce yayıncılık yapmak üzere, kurucusu olduğu Ajans Ada’dan ayrılan yakın dostumuz Nazar Büyüm… Ajans Ada’dan ayrılış koşullarını, yeni kurduğu Adam Yayıncılık ve Anadolu Yayıncılık şirketlerinin amaçlarını büyük bir coşkuyla anlatırken Amerika’ya, Ansiclopedia Britannica’nın Türkiye yayın haklarını almak için gideceğini söyleyince ben, ortaklarım Timuçin Yekta, Özkan Taner ve ortak dostumuz Yılmaz Özkan (nam-ı diğer Kıl Yılmaz) şaşkınlık içinde birbirimize bakıyoruz. İlk patlayan Özkan oluyor “Pes doğrusu bu kadarı da olmaz, şu tesâdüfe bakar mısınız?..” diyor ve mûtâdı olduğu üzere kahkahayı patlatıyor. Bu kez şaşıran Nazar… Neyin bu kadar şaşırtıcı tesâdüf olduğunu anlayabilmek için sırayla gözlerimize bakıyor. Şaşkınlığını atan Timuçin Nazar’a “Sen devam et, akşam yemekte anlatırız bizi şaşırtan tesâdüfü, duyunca sen de şaşıracaksın…” diyor. Nazar kısa bir duraklamadan sonra anlatmaya devam ediyor:

Brittanica’yı haftalık fasiküller hâlinde yayımlayacağız; bunun için Uzmen Ofset’i bünyemize katıp Ana Basım hâline getirdik. Şimdilik Adam yayıncılığın kitapları ile yeni yayımlamaya başladığımız Yurt Ansiklopedisi’nin fasiküllerini basıyor. İlerde geliştirip ofset rotatifle baskı yapar duruma getireceğiz”.

Nazar’ın heyecanı ve çizdiği vizyon hepimizi etkiliyor. Onun reklamcılığı bırakıp yayıncılığa başlaması Maya Matbaacılık ve Yayıncılık Şirketi’nin kurulmasına önayak olup hedefime yayıncılığı koyduğum için yüreğimde baş edilmez bir kıskançlığın filizlenmesine yol açıyor. Zîrâ Nazar’dan çok önce Brittanica’yı yayımlama fikrini ortaya atmış, Timuçin’i ve Özkan’ı iknâ ederek bir fizibilite etüdü yapılmasını sağlamıştım. Proje o günün parasıyla 33 milyon liralık bir ön yatırım gerektiriyor ve iki yıl içinde yatırım bedelini karşılayıp kâra geçmeyi öngörüyordu. Kendi olanaklarımızın Kaf Dağı kadar uzağında olan projeyi o dönemin aydın ve girişimci işadamlarından ve müşterimiz olan Kiska Holding’in (Bu gün Marmara oteller zincirinin sahibi) patronu Oğuz Gürsel’e sunmuş ama sonuç alamamıştık. Oğuz Gürsel on beş günlük bir incelemeden sonra projeyi çok parlak bulduğunu, ancak uzmanlık alanlarının altyapı inşaatları olduğunu, yayıncılığı çok yabancı buldukları için yardımcı olamayacağını bildirmişti. Akşam Yılmaz’ın Oran’daki evinde rakılarımızı yudumlarken konuyu aktarınca bu kez şaşıran Nazar oluyor. Kadehlerimizi Nazar’ın yeni işindeki başarı için kaldırarak geceyi sonlandırıyoruz. Ayrılırken Nazar bana yaklaşıyor ve ertesi gün yalnız görüşmek istediğini söylüyor. Geceyi merak içinde geçiriyorum.

Son iki günün ikinci şaşkınlığı

Ertesi gün Nazar’la Maya’daki odamda bir araya geliyoruz. Kısa bir sohbetten sonra konuya giriyor. Giriştiği işleri sürdürmek ve geliştirmek için Ajans Ada’dan müşterisi olan Pamukbank’ın patronu Mehmet Emin Karamehmet’ten yüz milyon lira kredi istediğini, Karamehmet’inse kredi için, Çukurova Holding’e yeni katılan Milletlerarası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın reklam işlerini üstlenmesini şart koştuğunu anlatıyor ve “Mehmet Emin’e artık reklamcılık yapmak istemediğimi, sözünü ettiği bankanın reklam işini Ajans Ada’nın başarıyla yürütebileceğini anlatmaya çalıştım ama iknâ edemedim. Mecbur kalmadıkça reklamcılık yapmak istemiyorum. Artık bütün zamanımı ve beyin gücümü yeni işlerime vermek istiyorum. Çok umudum yok ama Amerika dönüşünde bir kez daha konuşacağım, kabul ettiremezsem butik bir ajans kurmak zorunda kalacağım. İstanbul’a gelip birlikte kuracağımız ajansın yönetimini üstlenebilir misin?” diyor. Son iki günün ikinci şaşkınlığını yaşıyorum. Ankara’nın kıraç toprağında dikiş tutturamadığım ve içimde ukde olarak kalan reklamcılığı İstanbul’da sürdürmenin çekiciliği aklımı çelmeye yetiyor. Teklife sevindiğimi, ama ortaklarımla görüşüp fikirlerini almam gerektiğini söylüyorum. Amerika dönüşünde görüşmek üzere ayrılıyoruz.

Nazar’ın önerisini ortaklarım da şaşırmakla birlikte olumlu karşılıyor ama bazı sorunlar var. Biri matbaanın ve yayınevinin sahipsiz kalması diğeri ise Hacettepe ameliyathanesinin başhemşiresi olan eşimin durumu. O günlerde işsiz olan yakın dostumuz Mülkiyeli Erhan Tezgör’ü arıyoruz ve benim ayrılmam durumunda Maya’nın başına geçmesini öneriyoruz. Benden çok işine âşık olan karımı iknâ etmek bir hayli zor oluyor ama sonunda evet demek zorunda kalıyor. Merak ve sabırsızlıkla beklediğim somut teklif on gün kadar sonra geliyor ve tahmin ve temenni ettiğim gibi Nazar şartları görüşmek üzere beni İstanbul’a davet ediyor. Ve acısıyla tatlısıyla yirmi beş yıl yaşadığım Ankara’dan ayrılmak ve İstanbul dükalığına yerleşmek için ilk adımı atıyorum.

Merkez Ajans kuruluyor

Nazar’la kolay anlaşıyoruz. Benim yedi yıl önce kapatmak zorunda kaldığım Odak Reklam adını önermeme rağmen, onun Türkçe karşılığı olan ‘Merkez’ adında uzlaşıyoruz ve bugünkü Mullen Lowe İstanbul’un çekirdeğini oluşturan Merkez Ajans limited şirketinin kuruluş hazırlıklarına başlıyoruz. Şirket sermayesinin büyük payı Nazar’ın, yüzde 25’i benim geriye kalan da İstanbul’da tanıdığım ve hayatımda büyük yerleri olan İnci Asena, Ümit Ökten, Yücel Uzmen, Yavuz Kösemen gibi dostlar arasında paylaştırılıyor. Ajans için Maçka Caddesi Kadırgalar Apartmanı’nın, o günlerin acar gazetecisi Gülçin Telci ve Kardeşi Ergin’e ait geniş giriş katını kiralıyoruz. Erkal Yavi, Gül Evrin, Hülya Gönensin, Alican Apaydın, Figen Bilgin ajansın ilk elemanları. İlk işimiz, Adını kısaltıp Uluslararası’na dönüştürdüğümüz Milletlerarası Endüstri ve Ticaret Bankası’nın lansman kampanyası. Bankanın genel müdürü Erol Aksoy sık sık ajansa gelip çalışmalar hakkında bilgi alıyor. Nazar Büyüm ise genellikle Adam Yayıncılık için Akkavak Sokak’ta kiraladığı Villa Belkıs adlı üç katlı şirin binada çalışıyor. Zaman zaman uğradığım bina dönemin ünlü yazarları, şairleri ve sanatçılarıyla dolup taşıyor. Bu arada iki günlüğüne Ayvalık’a gidiyorum ve ünlü yazar, şâir, grafiker Sait Maden’e Uluslararası için sipariş ettiğimiz amblemin durumunu öğreniyorum; sayın Maden’le dost oluyoruz.

Ailece İstanbul’a taşındığımız Eylül ayına kadar 06 KT 600 plakalı kırmızı Citroen GS otomobilimle en az dokuz on defa İstanbul’a gidip geliyorum. Kısa bir süre Selahattin Pınar Sokak’ta Yavuz Kösemen’in boşalttığı küçük bir dairede kalıyorum. Daha sonra da, Nazar’ın, Yalçın Cerit’in On İki Eylül tutuklamalarından korunması için Etiler Narin Sitesi’nde tuttuğu tek katlı villamsı bir eve taşınıyorum. Yaz boyunca kızım Elif’le oğlum Can da benimle kalıyor. Eylül başında ise Ankara’dan göz yaşları arasında uğurlanıyoruz ve Feneryolun’nda istasyona bakan bir daireye taşınıyoruz.

‘Uluslararası bir dünya markasıdır’ başlığıyla yayımlamaya başladığımız Uluslararası kampanyası büyük bir sansasyon yaratıyor. Gazeteler kampanyayı haber yapıyor. O dönemin önemli ekonomi yazarlarından Meliha OkurBu banka ve ajansının yürüttüğü kampanya Türk ekonomisinde ve Türk bankacılığında bir devrimin ifâdesidir” değerlendirmesinde bulunuyor. Birkaç hafta sonra ise aynı holdingin bir başka ürünü Scheweppes müşterimiz oluyor. Gençlik ve spor konseptine dayalı kampanyada “şerefine”, “şerefinize” sözcüklerini çağrıştırır şekilde “Şvepinize!..” ifadesini kullanıyoruz. Yenibosna’daki fabrikanın müdürü Fuat Emon, satışların hızla arttığını söylüyor, seviniyoruz.

            Bir yandan bu iki marka, öte yandan Adam Yayıncılık kitapları ve Anadolu Yayıncılık şirketince yayımlanan Yurt Ansiklopedisi ajansın iş yükünü iyiden iyiye artırıyor. Villa Belkıs ve Kadırgalar Apartmanı’ndaki daire ihtiyacı karşılamadığı için bütün şirketleri bir araya getirecek bir işyeri arayışına giriyoruz. Türkiye İş Bankası’nın Maslak’taki, giriş katında Paşabahçe mağazasının bulunduğu iş hanının üstten iki katını kiralıyoruz. Üst katta Merkez Ajans’la Anadolu Yayıncılık onun altındaki katta Nazar Büyüm’ün odası, Adam Yayıncılık ve Brittanica’nın çeviri ve yazım bölümü, cepheden bodrum, arkadan zemin kattaki geniş alanda ise Yücel Uzmen yönetimindeki Ana Basım yer alacak.

Siz deli misiniz, kışın oraya kurtlar iner

Gerekli tâdilat hemen başlatılıyor. Yeni yerimizin en önemli sorunu bölgede telefon hattı bulunmaması. PTT talebimizin en erken bir yıl sonra karşılanabileceğini bildiriyor. Oysa özellikle Merkez Ajans’ın telefonsuz işlerini yürütebilmesi olanaksız. Tâdilat sürerken çevredeki telefonları kullanıyoruz. Bir ara, bu gün Nurol İnşaat’ın görkemli binasının bulunduğu toprak alanda çiçek ve çanak çömlek satılan barakaya uğruyorum. Barakadaki küçük masada iki telefon âhizesi var. Telefonları nasıl edindiklerini soruyorum. Orta yaşlı adam, “Abi bunları bize PTT’deki Abbas buldu, isterseniz sizi konuşturayım” diyor ve telefona sarılıyor. Ertesi gün Abbas’la buluşuyoruz. Telefonların sahibiyle anlaşabilirsek hatlardan birini kaçak olarak bizim bulunduğumuz binaya çekebileceğini söylüyor. Çâresizlikten evet demek zorunda kalıyoruz ve iki gün sonra bir telefonumuz oluyor. Maslak’a taşınacağımızı duyanlar “Siz deli misiniz, kışın oraya kurtlar iner” diyor. Bu söylentileri dikkate almıyoruz ve bütün güçlüklerine rağmensonbahara doğru Maslak’taki yeni yerimizde çalışmaya başlıyoruz. Bu arada evimizi de Yeni Ulus’ta bir daireye taşıyoruz.

Para lazımsa butik kalmak teferruattır…

Yayınevleri büyük bir gelişme içinde. Özellikle Adam Yayıncılık yerli ve yabancı yazarların en önemlileriyle özel anlaşmalar yapıyor, birbirinden değerli kitaplar yayımlıyor. Türkiye’nin bir numaralı yayınevi olma yolunda hızla ilerliyor. Büyük bir boşluğu dolduran Yurt Ansiklopedisi’nin ciltleri oluşmaya başlıyor. ‘Ana Britannica’ adıyla yayımlanacak  olan Britannica’nın çeviri ve yazım çalışmaları, yüz kişiye yakın ünlü akademisyen, yazar ve sanatçı tarafından sürdürülüyor. Bu arada çocuklar için önemli bir kaynak oluşturan Walt Disney Ansiklopedisi yayımlanmaya başlıyor. Bu gelişmeler yayınevlerinin kaynak gereksinimini arttırınca Nazar Merkez Ajans’ın ‘butik’ yapıda kalması kararını unutuyor ve peş peşe yeni müşteriler alıyoruz. Uluslararası ve Scheweppes kampanyaları bütün hızıyla devam ederken Çukurova Holding’den bir müşterimiz daha oluyor: BMC… Bu defa İzmir’e, BMC’nin Bornova’daki fabrikasına taşınmaya başlıyoruz. Genel Müdür Ziyâ Özkan ve yardımcı Yâkup Dilmener, Volvo motorlarıyla güçlendirilmiş yeni kamyonları tanıtıyor ve isim önerisinde bulunmamızı istiyor. Ben Volvo markasından yola çıkarak Volkan önerisinde bulunuyorum. Ziyâ Bey volkan sözcüğünü, yanardağ çağrıştırdığı için tehlikeli buluyor ve Yavuz adında ısrar ediyor, lansman kampanyası başlatılıyor.

Müşterilerin artması ajans kadrosunun güçlendirilmesini gerektiriyor, yeni elemanlar alıyoruz. Bunlardan biri araştırmacı Güntaç Özler, biri ünlü yazar Necati Tosuner, biri de dönemin ünlü tiyatro oyuncularından Zihni Küçümen… Bu gelişmeler yaşanırken Ankara’da önemli değişiklikler oluyor. MAYA ve OPA şirketleri işlevsiz kalıp tasfiye ediliyor; Timuçin Yekta ve Özkan Taner de İstanbul’a gelerek Nazar Büyüm grubuna katılıyorlar. Timuçin Nazar’ın danışmanlığını üstleniyor, Özkan ise Britannica kadrosunda yer alıyor.

Ajansın kurulmasına neden olan ilk müşterimizin genel müdürü Erol Aksoy’un neden olduğu bir densizlik sonucunda Uluslararası’yla çalışmayı bırakıyoruz. Bu kararımız duyulur duyulmaz, Ajans Ada ile çalışmakta olan Pamukbank’ın genel müdürü İbrahim Betil ve yardımcısı Akın Öngör kapımızı çalıyor ve reklam işlerini üstlenmemizi istiyorlar. Hiç tereddüt etmeden önerilerini kabul ediyor ve Pamukbank’ı da müşterilerimiz arasına katıyoruz.

Görünürde büyük ajanslar kategorisindeyiz

Scheweppes, BMC, Pamukbank gibi üç büyük müşteriyle birlikte grup içindeki Adam Yayıncılık, Yurt Ansiklopedisi ve Walt Disney Ansiklopedisi için hizmet üretirken kısa bir süre sonra büyük bir yükü daha üstleniyoruz. Asil Nadir Grubu da müşterilerimiz arasına katılıyor ve sıfırdan bir Vestel markası oluşturmak için kolları sıvıyoruz. Bu müşteri yapısı Merkez Ajans’ı büyük ajanslar kategorisine taşıyor. Ama durum hiç de göründüğü gibi değil, ajans grup şirketlerinin reklamlarını bedavaya yaptığı gibi, medya bedellerini de çoğu zaman vâde farklı senetlerle ödüyor. Aslında iş yükümüz çok fazla, yüksek komisyonlarla çalıştığımız için gelirimiz de aynı yükseklikte. Ancak sağlanan gelir hemen hemen olduğu gibi yayıncılık şirketlerine aktarıldığı için zaman zaman ücretleri ödemede sıkıntı yaşıyor, hattâ banka kredisi kullanmak zorunda bile kalıyoruz. Ancak grupta kazanan birimlerin ihtiyaç içinde olan birimlere kaynak aktarması son derece doğal. Önemli olan, sorun yaşamamak için bunun etik kurallar ve yasal çerçeve içinde yapılması. Böyle olmaması rahatsız edici. Herhangi bir vergi incelemesinde ajansla birlikte bütün grup şirketleri haksız kazanç suçlamasıyla karşılaşıp ağır bedeller ödemek zorunda kalabilir. Bu konuda muhasebe servisini ve Nazar’ın danışmanı Timuçin’i zaman uyardığım halde hiçbir önlem alınmıyor.

Krize damgasını vuran acımasız tokat

Zaman içinde anlaşılıyor ki, kitap ve fasikül satışlarından elde edilen gelirler ajansın sağladığı desteğe rağmen giderleri karşılayacak düzeyde değil. Bu durum grup içinde giderek artan söylentilere ve rahatsızlıklarla devam ediyor. Nakit kontrolü içinden çıkılamaz hal alınca da 1984 sonunda genişletilmiş bir kriz çözme toplantısı yapılıyor. Adam Yayıncılık salonundaki uzun toplantı masasının çevresinde kimler yok ki… Masanın başında Nazar Büyüm, Adam Yayınevi yöneticisi İnci Asena, şirketlerin ortağı ve avukatı Ümit Ökten, libero pozisyonundaki Yavuz Kösemen, Ana Basım’ın ortağı ve yöneticisi Yücel Uzmen, muhasebeci Mustafa Tosuner, avukat Necmettin Karaerkek, bazı şirketlerde küçük pay sahibi Yılmaz Özkan, Nazar Büyüm’ün danışmanı Timuçin Yekta, Anadolu Yayıncılık yöneticisi Yücel Yaman, Britannica koordinatörü Özkan Taner, sigorta danışmanı Gündoğdu Ertözün ve ben…

Nazar’ın genel durumu ve krize neden olan faktörleri içeren konuşmasından sonra herkese sırayla söz veriliyor. Herkes kendi anlayışına göre krizi ve nedenlerini değerlendiriyor. Ortak görüşler arasında özellikle Adam Yayıncılık’ın yayımladığı kitapların doğru seçilmediği, yazar ve çevirmenlere piyasa koşullarının üzerinde telif ödemeleri yapıldığı, grubun genel giderlerinin yüksekliği ve tasarrufa dikkat edilmediği üzerinde duruluyor ve öneriler getiriliyor. Sıra bana gelince, ortaya atılan görüş ve eleştirilerin önemli bir bölümüne katıldığımı, yeterli önlemler alınırsa sorunların üstesinden gelinebileceğini ancak grup içinde gerekli önlemleri alma eğilimin bulunmadığını söylüyorum. Bunda kaynak kullanımının yanlışlığının ve çarpıklığının da rol oynadığını belirterek yayınevlerinin kendi yağlarıyla kavrulması hâlinde daha dikkatli ve rasyonel davranabileceklerini oysa ajansın yarattığı kaynakları bedel ödemeden kullanmanın getirdiği rahatlığın ve sorumsuzluğun krize yol açtığını anlatmaya çalışıyorum.

Sözünü ettiğim bu durum daha büyük riskleri de beraberinde getirmektedir. Ajansın zaman zaman banka kredisi kullanıp faiz ödemek zorunda kalarak yarattığı kaynaklar, yasa ve hukuk dışı yollarla grup şirketlerine kullandırılmakta, bu durum şirketleri rehâvete sürüklemektedir. Bir vergi denetimi hâlinde hem Merkez Ajans hem yayınevleri, haksız kazanç suçlamasına mâruz kalıp altından kalkılamayacak vergi yüküyle karşılaşabilir. Kazanç sağlayan şirketlerin grubun kardeş şirketlerini finanse etmesi elbette gerekir ancak bunun vergi usul yasasının öngördüğü şekilde uygulanması gerekmektedir…

Benim bu minvaldeki konuşmam masada soğuk rüzgârların esmesine neden oluyor. Başlangıçta bana bakarak konuşmamı dinleyen Nazar başını önüne eğiyor ve susuyor. Bunun bir patlamaya yol açacağından emin olarak tepkisini bekliyorum. Derin bir nefes alarak,

Arkadaşlar, masadaki bir arkadaşımız, henüz kundaktaki İsa Efendimiz’e acımasız bir tokat indiriyor. Bunu kabul etmek mümkün değil…” diye başlıyor konuşmasına ve masadakilerin bu konuda görüşlerini belirtmelerini istiyor. Yayınevlerinin durumunu ve kaynak kullanımını destekleyen konuşmalar birbirini izlerken avukat Ümit Ökten “Tekgündüz’ün söylediklerinde haklılık payı var, yabana atmamak ve bazı tedbirler almak gerekir” diyor.

O günden sonra Nazar’la ilişkilerimiz tatsızlaşıyor; kısa bir süre sonra da krizi önleme operasyonu sırasında Merkez Ajans’taki sermaye payım yüzde 25’ten 1’e indiriliyor. Mayıs 1985’te ise Merkez Ajans’tan ve gruptan ayrılıyorum. Aradan yıllar geçip de önemli bir gelecek vaat eden o efsânevî yayınevleri yok olunca hüzünleniyorum ve İsa Efendimiz’e indirilen acımasız tokat geliyor aklıma…

.

Şahin Tekgündüz