Doğa MücadelesiManşet

TÜRÇEP: Türkiye yenilenebilir enerji alanındaki gelişmelerin gerisinde kalmamalı!

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Temsilciler Meclisi Toplantısı Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği ev sahipliğinde Eskişehir Merlot Otel Toplantı salonunda gerçekleştirildi.

Antakya, Antalya, Artvin, Çanakkale, Denizli, Dinar, Diyarbakır, Eğirdir, Eskişehir, Gerze, Geyve, Isparta, İğneada, İskenderun, İzmir, Kadıköy, Karaman, Kayseri, Kocaeli, Lüleburgaz, Merzifon, Muğla, Niğde, Ordu, Silivri, Van, Zonguldak temsilcilerin katıldığı toplantının ardından sonuç bildirgesi paylaşıldı.

Ülkedeki ekoljiye dair tüm gelişmelerin tek tek masaya yatırıldığı ve gelişmiş ülkelerin tamamı ile yenilenebilir enerjiye geçişin olanaklarını araştırırken bu alanda çok zengin kaynaklara sahip Türkiye’nin de bu sürecin gerisinde kalmaması gerektiğinin vurgulandığı TÜRÇEP toplantısı sonuç bildirgesinin tam metni şu şekilde:

TÜRÇEP, Alpu Ovası’na kurulması planlanan termik santrale karşıdır

“Ülkemiz Yenilenebilir enerji kaynakları (Güneş, rüzgâr, biyoenerji vb.) açısından çok ciddi olanaklara sahiptir. Bu konuda önemsiz sayılamayacak adımlar atılmasına karşın asla yeterli değildir. Bu kapsamda yapılacak çok fazla işimiz ve kullanabilecek olanaklarımız vardır. Gelişmiş ülkeler hızla %100 yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına ilişkin önemli kararlar alıyor, somut adımlar atıyorlar. Ülkemiz çok zengin kaynaklara sahipken yenilenebilir enerji konusundaki bu sürecin gerisinde kalmamalıdır.

“Yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin ve yoğun biçimde kullanımı” ile “enerjinin etkin ve verimli kullanımı” sonucunda hem ekonomik sorunlarımız hem çevresel odaklı, kirli teknoloji ve enerji kaynaklarının kullanımına bağlı çok ciddi ve yaygın sorunlarımızın üstesinden gelmek olanaklıdır. Ülke halkımızın tümünü kapsayacak biçimde yaşam standartlarının yükseltilmesi bu konuda atılacak somut adımlarla olanaklı olacaktır.

Dicle ranta kurban ediliyor

Binlerce yılda oluşan Dicle Vadisi ekosistemi ve kültürel miras kapsamında olan Hevsel Bahçelerine vahşice müdahale ediliyor. Dicle vadisi projesi adı altında, doğal yapısı bozularak, biyolojik çeşitliliği yok ediliyor. Halkın ve bilimin reddettiği yol ve yöntemlerle Dicle Nehri bir kanala hapsederek ve betonlaştırarak ranta kurban ediliyor. Canlı yaşama ve doğal sisteme, tarihsel mirasa ve kültürel dokuya yapılan bu pervazsız müdahale zihniyeti teşhir edilerek, karşı çıkılmalıdır.

Milyonlarca yıl önce Afyon’un Dinar ilçesi Suçıkan mevkiinden çıkarak 584 km yol kat ettikten sonra Aydın’ın Söke ilçesinden Ege denizine ulaşan Büyük Menderes Nehri büyük tehdit altındadır.

M.Ö. 700 yıllarında ünlü tarihçi Herodot havzayı Uygarlıklar Vadisi olarak adlandırır.

6-7 bin yıllık tarihiyle binlerce kavme topluluğa ev sahipliği yapmış olan Menderes Nehri antik çağdaki adıyla Meandros ne yazık ki bugün 4. derece kirlilik oranına ulaşmış, tarımda dahi kullanılamaz hale gelmiştir.

584 km boyunca evsel atıklar tarımda kullanılan zirai ilaç ve gübrelerle devam eden kirlenme, çok yakın zamanda ise Aydın ili Germencik, Kuyucak, Pamukören, Nazilli, Buharkent, Denizli Sarayköy Manisa Alaşehir ve Salihli’deki Jeotermal Santraller; reenjekte edilmeden akışkanlarını Menderes Nehri’ne boşaltmakta, geceleri ise atmosfere saldıkları zehirli buharlarıyla; doğa, toplum ve birey dengesini en tehlikeli noktaya getirmektedir.

Ayrıca Afyon Dinar’da bir meyve suyu işletmesinin atıklarıyla başlayan kirlenme Denizli Organize Sanayi Bölgesinin atıklarıyla Çürüksuda devam etmekte Denizli Çal ilçesi Akkent meyve suyunun işletme atıklarıyla devam etmekte Uşak’ta da Organize Deri Sanayindeki işletme atıklarıyla devam etmektedir.

Toprağa, havaya ve suya verilen zararlar yakın zamanda onarılamaz durumlar yaratmaktadır. 

Bu yüzden Aydın ilinde son 5 yılda kanserden ölümlerde %58 artış görülmüştür.

Yıllardır akarsu çevresindeki sanayi tesislerinin atık suları ve tarımda kullanılan kimyasal ilaçların suya karışmasıyla zehirlenen B. Menderes nehri şimdi de tam başlangıç yerinde Dinar’da yapılmak istenen termik santral ile tamamen yok edilmek istenmektedir. Buna sessiz kalamayız, kalmayacağız ve bütün doğa dostlarını B. Menderes’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Kanal İstanbul, Ergene, Tunceli

Trakya’nın tarımsal sit alanı ilan edilen topraklarında termik santral vb. enerji yatırımlarından vazgeçilmelidir. Silivri’de yapılması planlanan termik santral yöre halkının kararlı durusuyla şimdilik engellenmiştir. Yerellerde ve köylerde kadınların ve gençlerin örgütlenmesinin önemli katkıları olmuştur.

Kanal İstanbul projesiyle Trakya’nın kendine yetmeyen suyu İstanbul’a taşınacaktır. Trakya toprakları yeni bir kentleşme ve sanayi tehdidiyle karşı karsı karşıyadır. Tunceli ve Van başta olmak üzere dağ keçileri gibi soyu tükenmek üzere olan yaban hayvanlarının av turizmi adı altında yok edilmesinin önüne geçilmelidir.

Ergene nehri derin deşarj yöntemiyle Marmara’ya akıtılarak Marmara Denizi de kirletilmektedir. Ergene Nehri derhal temizlenmeli ve nehri kirleten sanayi atıklarının önüne geçilmelidir.

Genelde deniz ve göllerin özelde Van Gölü kıyılarında hukuksuz yapılaşmaların önüne geçilmesi, kıyı kanununa, kıyı kenar çizgisine uyulması, kamu yararı adı altında bürokratik ve oligarşik işgallerin yapılmaması, ‘Su hakkı’ nın uluslararası bir hak olması açısından suların korunması ve suyun ticarileştirilmemesi gerekmektedir. 

Van Gölü Koruma Kanunu teklifi; tüm Van halkının ve STK ların talep etmesine karşın TBMM’de ret edilmiştir. Bu konuda yasal düzenlemeler yapılması gerektiği, önlem alınmaması durumunda Van Gölü’nün büyük tehlike altında olduğu tüm yetkililerce bilinmelidir.

Yaban hayatının korunması avcılık adı altında nesli tükenmekte olan birçok hayvan türlerinin yok olması bazı özel nedenlerden dolayı bazı bölgelerde göz yumulması ya da teşvik edilmesi konusunda halkımızın duyarlılık göstermesi gerekmektedir.

Ülkemizdeki doğal göllerimiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Göller öncelikle kuruma (su kaybı) ve kirlilikle yok olma aşamasındadır. Buna örnek Burdur ve Bafa Göllerini verebiliriz. 40 yılda 40’tan fazla sulak alan kurumuştur.

Son 50 yılda su varlığının üçte birinden fazlasını kaybeden Burdur Gölümüz küresel ısınma ve vahşi tarımsal sulama yüzünden 3-4 yıl içinde tüm su varlığının yarısını, 10 yılda tamamına kaybetme riski ile karşı karşıyadır.

Eğirdir Gölü Türkiye’nin stratejik öneme sahip 1.derece içme suyu kaynağı iken tıpkı kuruyan Akşehir Gölü ve kurumakta olan Beyşehir Gölü ile aynı sorunlarla karşı karşıyadır.

Birçok gölümüz endüstriyel atıklarıyla kirletilmesi sonucu ağır metal yüküyle dolu adeta toksik depoya dönmüştür.

Göllerimize yapılan bilim dışı uygulamalar ve ekolojinin değil, “daha çok para kazanma” ekonomisinin öne çıkmasıyla doğal yapı ve ekolojik denge bozulmakta ve bitki-hayvan biyo-çeşitliliği hızla azalmaktadır.

Göllerimiz, dere ve nehirlerimiz yaşamın doğal su fabrikalarıdır. Bunun için göllerimizin ve tüm su kaynaklarımızın doğal yapısı ve biyolojik çeşitliliği mutlaka korunmalıdır.

Kirlenen göllerimiz mekanik ve biyolojik yöntemlerle temizlenmelidir. Gölü besleyen dereler, çaylar eğer kirli ise arıtma işlemine tabi tutulduktan sonra göle verilmelidir.

Göllerin su bütçeleri korunmalı, havzalarda modern tarım ve sulama teknikleri uygulanmalıdır. Doğal su kaynaklarımız için çıkarılan koruma kullanma yönetmelikleri uygulanmalı, yasaklara uyulmalıdır.

Göl ve derelerimizin istilacı (egzotik) balık türleri ile balıklandırılmasına son verilmelidir.

Doğal sulak alanlarımızın yönetiminde hazırlanan (hazırlanacak) yönetim planlarında öncelik “Ekoloji ve Yaşam Alanının Korunması” nda olmalıdır.

Doğal su kaynaklarımızın çevresine yapılması düşünülen ya da yapılan HES, Gölet ve Barajlar doğal su kaynaklarımıza zarar vermeyecek şekilde planlanmalıdır.

Muğla’da olsun Antalya’da olsun ülkemizdeki tüm doğal sit alanlarımızın, milli parklarımızın, tabiat parklarımızın, ormanlarımızın, kıyılarımızın kanunlarla teminat altına alınmış koruma vasıfları yeni torba kanunlarla kaldırılmakta ve tüm doğal değerlerimiz imara ve ranta açılmaktadır.

Muğla’da Gökova körfezinde Okluk koyunda Cumhurbaşkanlığı Yazlık Sarayı için binlerce ağacın kesilmesini ve Okluk Koyu yakınındaki koyların halkın ve denizcilerin kullanımına kapatılmasını kınıyoruz.

Antalya’da Lara’da gerçekleştirilmesi planlanan Kurvaziyer Limanı projesi ve Konyaaltı sahilinde gerçekleştirilmek istenen Boğaçay Projesi gibi projeler deniz ekosistemine ve çevreye ciddi zararlar verecektir.

Boğaçay Projesi; Antalya kentinin içme suyu ihtiyacının karşılanması için son derece önemli olan Boğaçayı alüvyon akiferi ve kent turizmi ve peyzajı için vazgeçilmez nitelikte olan Konyaaltı Plajı için çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Projenin uygulanması ile tuzlu su girişimi nedeniyle Boğaçay akiferi ve kuyular tuzlanacak, yapılacak kazılarla yer altı suyu açığa çıkarılarak kirlenmeye açık hale gelecektir. Bu projeden bir an önce vazgeçilmelidir.

200’ den fazla mermer, taş, kum, bazalt vb. gibi çeşitli maden ocakları ve 500’ün üzerindeki HES işletme ve projesi Antalya başta olmak üzere Batı Akdeniz ekosisteminin tamamını tehdit etmektedir.

Anayasa mahkemesinin daha önceleri verdiği iptal kararlarına rağmen çıkarılan ve 2016 yılından 2019 yılı sonuna kadar özelleştirilen termik santrallara çevreyi kirletme muafiyetini veren yasa tekrar meclis gündemine getirilerek muafiyet süresi uzatılmak istenmektedir. Özelleştirilmiş termik santralarla 2019’dan 2021 yılına kadar çevreyi kirletmeye devam edin, biz arkanızdayız diyen bu çevre düşmanı yasa teklifi bir an önce geri çekilmeli, hiçbir şekilde onaylanmamalıdır.

Monsanto’nun Glifosat içeren ürünleri için ABD ve Avrupa’da birçok mahkemenin yasaklama kararı varken kanserojen olduğu kesinleşen ‘GLİFOSAT’ maddesini içeren ürünleri ülkemizde serbestçe pazarlayan tarım ilaçları ve GDO lu tohum üreten Monsanto’nun lisansının iptal edilmesi, ürünlerinin yasaklanması ve piyasadan toplatılması istemiyle Ankara İdare Mahkemesine açılan davanın takipçisi olacağız.

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Temsilciler Meclisi

.

(Yeşil Gazete)