Vicdan hayat kurtarır mı? – Nuran Seyhan Bayer

Ben “TEL DOLAP”la büyüyen bir nesildenim. Küçük bir kasabada doğdum ve 8 yaşıma kadar da orada yaşadım. Bugünün şartlarında “villa” olarak nitelenebilecek, İki katlı geniş bahçesi (bir katı tamamen meyve ağaçlarıyla dolu olan), alt bahçede büyük bir çardakta fırını, sürekli akan çeşmenin de olduğu bir evdi.

Olgunlaştığında kocaman olan üzüm tanelerini kuşlardan, böceklerden ve zamandan korumak için, salkımlarını annemin tek tek elleriyle diktiği torbalara soktuğumuz, tarım ilaçsız kışın ortalarına kadar yediğimiz üzümlerin tadını , komşu evin küçük, yuvarlak taş değirmeninde yaptığı bulgurun lezzetini, hasatına yardım ettiğimiz haşhaşın, ayıklarken ellerimizin kapkara olduğu Niksar cevizinin tadını o zaman öğrendim.
Tel dolapta çinko kasenin içinde saklanan, bal mumsuz petekli balla karıştırılmış gerçek tereyağının tadını hiç unutmadım. Dostlarım benim hep, sağlıklı gıda konusunda takıntılı olduğumu fazla ince eleyip sık dokuduğumu düşündüler. Oysa takıntılı değil deneyimli, gözlemci ve doğal tatları yaşayarak öğrendiğim için seçiciyim.

Gelelim “TEL DOLAP”a. Bilmeyenler için kısaca tarif edeyim: İki kapaklı ahşaptan yapılmış ama kapakları hava alan telle kaplanmış, elektrikle ilgisi olamayan, evin güneş almayan en serin yerinde duran bir dolap düşünün. Yiyecekler orada saklanırdı, tabii buzdolabı misali haftalarca değil.Her şey taze, günlük pişirilir, hiçbir şey atılmaz, dökülmezdi. Altı kişiydik ve her şeyi taze pişirirdi annem.Hep köylü pazarlarından aldı sebzesini meyvesini, tabii o zamanlar köylülerin çoğu henüz kurnazlaşmamıştı ve gıdalar endüstriyeleşmemişti.

İşte zurnanın zırt dediği nokta bu: Gıdanın endüstrileşmesi. Yani gıdanın, gıda olmaktan çıkıp, para kaynağına dönüşmesi. Bir şey eğer para kaynağına dönüştüyse bu, ondan uzak durmanızın gerektiğini gösteren bir işarettir. Günümüzde sinyal verenlerse “TIP BİLİMİ” ve tabii vicdanlarından önce cüzdanlarını doldurmayı yeğleyen bazı bilim insanları.

Vicdanlarını dolduranlar yok mu, tabi ki var ve iyi ki varlar. DR. YAVUZ DİZDAR da bunlardan biri. Önce “YEMEZLER” sonra da “VİCDAN HAYAT KURTARIR” dedi.

Aslında YEMEZLER kitabı, VİCDAN HAYAT KURTARIR’dan önce yayımlandı ama bence önce ikinci sonra birinciyi okuyun. Çünkü Yemezler’in yazarının vicdanını nasıl doldurduğunu anlamanız gerekir. Bu kitabı “çocukluğuna” ithaf etmesi de bunun kanıtı.

Yazar, Yemezler’de irdelediği konuların genel çerçevesini, DÜNYA GAZETESİ ‘nde yazdığı yazılara dayandırarak oluşturmuş ama tam 4 yıl okuma ve irdeleme sürecinden sonra.”Bilimin endüstrileşme süreci” başlıklı birinci bölümün sonunda özetlediği 6 madden birkaçı şöyle ve bu kitabı okumanız için yeter de artar bile:

-İkinci Dünya Savaşı sonrasında bilim giderek endüstrinin kontrolüne girmiştir. Fikir geliştirme yetisi giderek zayıflayan Batı akademisi, özellikle gıda alanında endüstrinin kanunen gerekli onay merciidir.

-Hedefin merkezinde bilimsel merak değil, paraya dönüştürülebilir ürün vardır. Bu, bilimin gözlerini giderek körleştirir.

-Yapılan milyonlarca araştırmaya rağmen, hastalıkların neden arttığı araştırılmadığı gibi bilimin kulakları anlatılanlar karşısında giderek sağırlaşır.

-Gözleri olsa da görmeyen, kulakları olsa da işitmeyen’ akademi halk için varolduğunu giderek unutur, zamanla tamamen sermayeye hizmet eder hale gelir.

Başka söze gerek var mı, bilmiyorum. Bu iki kitabı da okuduğunuzda piyonlaşmanın nasıl bir süreç olduğunu, özellikle bilim insanlarının buna katkıda bulunmamak için neler yapıp yapmadığını açık açık göreceksiniz.

Yıllar önce TEMPO dergisinde benimle yapılan bir röportajda “Feminizm nedir?” diye sormuşlardı, ben de “Bir kadın olarak hayatı sorgulamaktır” demiştim. Şimdi buna; “bize sunulanları ve verili bilgileri de sorgulama”yı eklemek gerekir.

Yavuz Dizdar gibi bilim insanları olduğu sürece VİCDAN HAYAT KURTARMAYA devam edecek.

.

Nuran Seyhan Bayer