[Yaşadım Diyebilmek] TRT’nin ilk naklen yayını(!) – Şahin Tekgündüz

Her şey Kediseven Sokağı’ndaki küçük bir iş hanında başladı.

Asparagas… Özellikle son yıllarda daha sık karşılaştığımız bir iletişim hastalığı… Kitle iletişim araçlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması asparagasın da yaygınlaşması ve giderek sıradanlaşması sonucunu doğurdu. Genellikle sosyal medyada başvurulan asparagas haber, öylesine kanıksanıp kabullenildi ve öylesine sıradanlaştı ki, özellikle magazin haberciliğinin olmazsa olmazı haline geldi. Eskiden asparagas sadece basın organlarında yer alırdı. Bunların en masumları da, hâlen de yapıldığı gibi, yabancı ajanslardan gelen ilginç fotoğrafların (özellikle de güzel kadın fotoğraflarının) altına, hiç ilgisi olmayan resim altları yazmaktı. Aramızda kalsın, 1962’de üç ay çalıştığım, sosyalist gazeteci Kenan Hârun yönetimindeki Vatan Gazetesi’nde, Ethem Yazgan ve Ergin İnanç’la birlikte bu tür asparagas haberciliği ben de yaptım. Bütün bunlar iyi de, TRT gibi resmî bir kurumun asparagas haber yapmasına ne denilebilir? Üstelik de dürüstlük, bağımsızlık, yansızlık ve nesnellik konularında büyük vaatlerde ve iddialarda bulunarak kuruluşunun daha birinci yılında!..

Yıl 1965… Mithatpaşa Caddesi’ndeki büyük binaya henüz taşınmadık. Ulus’ta Kediseven Sokağı’ndaki bir iş hanının dördüncü katında çalışıyoruz. Ankara’nın ünlü Büyük Postane’nin yanındaki Posta Caddesi’ne girince sağa dönen ilk sokaktı Kediseven Sokağı. Biraz ilerisinde solda da, bugünkü kargo şirketlerinin yaptığı işi yapan Paket Postanesi vardı.İşte o küçük iş hanının dördüncü katındayız. Altımızdaki üç katta da TRT’nin yeni oluşmaya başlayan idârî birimleri var. Tam bir gecekondu kuruluş durumundayız. Dördüncü kattaki odaların en büyüğünde Muammer Yaşar, Zeki Sözer, Erdoğan Tokatlı, Erdoğan Erentöz, Hüsamettin Ünsal, Altan Aşar, Ali İhsan YazganNurettin Yerdelen, Kemal Savcı ve anımsayamadığım birkaç arkadaş daha iç haberler bölümünü oluşturuyoruz. Haber dairesi başkanı Doğan Kasaroğlu’nun odası dışındakilerde de, yurt haberleri, dış haberler, spor, redaksiyon vb. Yurt haberlerinde Basri Balcı, Dış haberlerde Haluk Tuncalı, Nizam Payzın ve Selahattin Sonat, sporda Kemal Deniz, Arman Talay ve Mustafa Sâlihoğlu, redaksiyonda ise, Ahmet Oktay ve Erdoğan Örtülü görevli. Spikerlerimiz Jülide Gülizar, Zafer Cilasun, Erkan Oyal ve Yılmaz Tok daha çok Ankara Radyosu’ndalar ve merkez binaya zaman zaman işleri düştükçe uğrarlar… Çetin Çeki, Aycan Giritlioğlu, Turan Erdemgil ve Güneş Uğurlu henüz spikerlik kursundalar. Ankara basınından seçilmiş elemanlar olarak değerlendiriliyoruz ve iyi ücret alıyoruz, keyfimiz yerinde…

Sovyetler Birliği ile buzlar erirken…

Suat Hayri Ürgüplü’nün başbakanlığında kurulan ve mart ayında güvenoyu alan millî mutabakat hükümeti iş başında. Ağustos ayında Başbakan Suat Hayri Ürgüplü, bazı kabine üyeleri ve devlet temsilcileriyle birlikte Sovyetler Birliği’ne resmi bir ziyaret yapıyor. Heyette gazetelerin temsilcileriyle TRT adına Doğan Kasaroğlu Anadolu Ajansı adına ise Atilla Onuk da var. İki ülke arasındaki buzları eritmek amacıyla gerçekleştirilen ziyaret Moskova’da başlıyor ve Soçi’yi de içine alan geniş bir programla sürüyor. Nedenini anımsamıyorum, ama Başbakan Ürgüplü, SSCB seyahatinin en önemli konuşmasını Karadeniz kıyısındaki turistik kasaba Soçi’de yapacak. İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyada yeniden kurulmakta olan dengeler içinde Türkiye’nin alacağı yeri belirleme konusunda büyük önem taşıyan bu seyahat,yurt içinde de ilgiyle izleniyor. İzleniyor ama, iletişim araçlarının o günkü durumu düşünülürse bu izlemenin hangi düzeyde kaldığını da kestirmek güç değildir. Anadolu Ajansı AA, Associated Press AP, United Press UP, Ajans France Press AFP ve TASS ajanslarının bültenleri ve servisleri dışında SSCB’deki seyahatle ilgili gelişmeleri izlemek ve yurt içine aktarmak mümkün değil. Onlardan gelen haberler de dünyanın Türkiye’ye verdiği önem düzeyinde… Durum böyle ama, yeni kurulan TRT Haber Merkezi’nin, yüklendiği büyük sorumluluğu ve görevi yerine getirebilmek için mutlaka bir şeyler yapması ve kendini kanıtlaması gerekir.

Bir naklen yayın aldatmacası…

Seyahate, yanlış anımsamıyorsam, TRT adına Haber Dairesi Danışmanı Dr. Cemal Aygen’le birlikte Haber Dairesi Başkanı Doğan Kasaroğlu da katılıyor. Bizim için önemli olan, bu seyahati dakika dakika izlemek ve dinleyicilerimize, dolayısıyla kamuoyuna birinci ağızdan taze, ayrıntılı ve güvenilir haberler vermek ve Türk milletine haberciliğin ne olduğunu göstermek. Elimizdeki araçlar ise telefon ve teleks…Ancak, bırakın Sovyetler Birliği’ni, şehirler arasıyla telefon konuşması yapabilmek için bile saatlerce beklememiz gerekiyor. Bütün bunlar bilindiği için önlemler önceden alınıyor. Seyahat başlamadan önce, Başbakan’ın Soçi’de yapacağı konuşma Başbakanlık’ta, dönemin harika cihazlarından Nagra ile banda kaydediliyor. Sonra sesin gerçekçi olabilmesi için, Haber Merkezi’nin usta teknisyeni İbrahim Coşkun konuşmanın üzerine kanal gürültüleri, cızırtılar, yer yer kalabalık efekti ve alkış vb bindiriyor. Hesaba göre bu bant, Ürgüplü’nün Soçi’de yapacağı konuşma başladığında yayına verilecek ve TRT ilk kez yurt dışından naklen yayın(!)gerçekleştirmiş olacak.


TRT’deki komünistler iş başında!

Sovyetler Birliği gezisiyle birlikte Haber Merkezi’nde hummalı bir faaliyet başlıyor. Gezinin Soçi bölümü yaklaştıkça devinim artıyor. Haluk Tuncalı’ya Amerika’dan özel olarak getirtilen çok marifetli bir radyomuz var. Dünyadaki bütün yayınları, hatta zaman zaman amatör balıkçı radyolarının yayınlarını bile alıyor. Tuncalı radyoyu iç haberler salonundaki duvara dayalı bir dolabın üzerinden izliyor. Dolabın dayandığı duvarda da büyük bir dünya haritası var. Tuncalı’nın başyardımcısı da Hüsamettin Ünsal (biz ona Hüsam diyoruz).

Bu arada Sovyetler Birliği haber kaynakları ve radyolarının da izlenmesi, bazı arkadaşlarımız arasında büyük rahatsızlık yaratıyor. Neden yaratmasın ki, TRT’nin adı zaten komüniste çıkmış, Meclise giren Türkiye İşçi Partili 15 komünist milletvekili vatanı satmaya başlamış, 61 anayasasının getirdiği ortamla komünizm yanlısı yayınlar almış başını gidiyor, bir önceki kabinede İçişleri Bakanlığı yapan zehir hafiye Faruk Sükan komünistlerin nefes alışlarını dinlemekten asıl işlerini yapamamış… Bütün bunların üstüne bir de Başbakan’ın o komünist ülkeyi ziyaret etmesi, cümle milliyetçiyi ayağa kaldırmış durumda. Bunlardan biri de Haber Merkezi’ndeki arkadaşımız Hekimhan’lı Ali İhsan Yazgan… Ali İhsan ilk seçimlerde milletvekili olmaya hazırlanıyor. Bu nedenle de özellikle Hekimhan ve çevresinden dostları hiç eksik olmuyor. Muhafazakâr ve biraz saf bir arkadaşımız. Bu yüzden de sık sık işletiliyor. Öğrenince çok öfkelenip hepimize küsüyor ama ertesi gün yine herkesle dost ve içten…

“Kesin şu komünistlerin sesini!..”

Ne hikmettir bilinmez, ben de TİP sempatizanı olduğum ve bu da açık açık bilindiği halde, Ali İhsan benimle çok rahat konuşuyor ve sürekli Hüsam’ın komünistliğinden dert yanıyor. Her seferinde, “Şahinim, ben seni bilmez miyim, sen bunlar gibi azılı komünist değilsin… Ama şu Hüsamettin yok mu… Bir de bu seyahati fırsat bildi komünist radyolarını kaçırmaz oldu, üstelik de bunu alenî yapıyor utanmadan. Mecbur muyuz kardeşim sabahtan akşama kadar komünistleri dinlemeye?..” diyor.Onun bu davranışından, bana komünistliği yakıştıramadığı için alınmalı mıyım bilmiyorum.

Sovyetler Birliği radyolarından ve Tass Ajansı yayınlarından, Başbakan Ürgüplü’nün Soçi’ye geçtiği haberini alıyoruz. Haluk Tuncalı radyosunun başında, Hüsam da yanında. Radyodan çıkan Rusça ve İngilizce karışık sesler salonu dolduruyor. Teknisyenimiz İbrahim Coşkun da bizimle. Soçi haberi alınır alınmaz Radyo evini arayacak ve önceden hazırlanan özel konuşma bandının yayına girmesi talimatını verecek. Tam bu sırada Ali İhsan’ın öfkeden titreyen sesi patlıyor: “Kesin şu komünistlerin sesini, yetti artık be!..” Sesin muhatabı tabii Hüsam ama bu uyarıya aldırmıyor, hattâ duymuyor bile. Tuncalı’yla birlikte kritik anı belirlemek için komünistleri dikkatle dinlemeye devam ediyor. Tam Başbakan Ürgüplü’yü ve Sovyetler Birliği Başbakanı Kruçef’in Soçi’de karşılandıkları ve Ürgüplü’nün konuşmaya başladığı haberini verirken Ali İhsan’ın biraz da galiz ifadeler taşıyan öfkeli sesi bir kez daha patlıyor ve peşinden masasındaki Hacıbektaş taşından kül tablası fırlıyor.

Hedef Hüsam’ın kafası. Kül tablası havada uçuyor ve Hüsam’ın kafasını sıyırarak duvardaki haritaya gömülüyor. Herkes şaşırmış durumda, ortalık buz kesiyor. Ve tam bu sırada radyodan TRT spikerinin sesi duyuluyor: “Sayın dinleyiciler, şu anda Sovyetler Birliği’nin Soçi şehrine bağlanmış bulunuyoruz. Başbakanımız Suat Hayri Ürgüplü’nün Soçililere hitaben yaptığı konuşmayı kendi seslerinden naklen yayımlıyoruz…” Bu anonsun peşinden hat cızırtıları ve gürültüleri arasından önce Kasaroğlu’nun, peşinden de Ürgüplü’nün sesi duyulmaya başlıyor. “Sayın Başbakan, değerli Soçi Belediye Başkanı ve sevgili Soçililer…

Görev başarılmış ve bir resmî asparagas hayata geçmiştir. Bu başarının ardından Muammer Yaşar’ın arabuluculuğu ile Hüsam’la Ali İhsan arasındaki komünistlik ve kül tablası muhabbeti tatlıya bağlanıyor…

Şahin Tekgündüz

[email protected]