Kuzey Ormanları kralının zemherîr dayanışması – Akdoğan Özkan

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

Bitmek bilmeyen bir zemheriden geçiyoruz sanki. Şairin “her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter” diye andığı bahar ve yaz günleri asırlarca ardımızda kalmış gibi geliyor. Geçen her lahza sadece o baharla aramızdaki mesafe açılmıyor, kendini bir azınlık gibi hisseden insanlar arasındaki duygudaşlık hissi ve mesafe de açılıyor. Benzer acılardan geçmiş, devletinden benzer silleler yemiş insanlar, topluluklar zorluklara karşı yan yana durmak yerine, birbirlerinin zaaf ve kusurlarına, yol üzerinde yaptıkları hatalara odaklı kör bir zalimlikle sürdürmeyi tercih ediyor hayatı…

Total çözülüş bu olsa gerek….

Oysa pencereden İstanbul’un Kuzey Ormanları’na ve ağaçların kuru, çıplak dallarına baktığımda, şu mevsimde her biri “tek ve hür” bir yalnızlık içinde görünmekle birlikte “kardeşçesine” bir dayanışmanın izlerini tutturmuş bir topluluk seçiliyor aynı zamanda… İçlerinde barındırdıkları tüm canlılarla Zemherîre karşı koyacak ve insan türünün giderek daha fazla güçleştirdiği şartlara rağmen aralarındaki dayanışmayla aşacaklar bu zorlu dönemi.

Geçen gün yüksekçe bir yerden bu ağaç denizini mest olmuş şekilde izlerken, bizim bu “Kuzey Ormanlarının kralı” kim olabilir acaba, diye düşündüm. Kime yakışırdı böyle bir unvan gerçekten verilecek olsaydı? “Ormanlar kralı” daha ziyade savanalarda yaşamalarına rağmen nedense aslan diye bilinir. Onun yaşamadığı, bulunmadığı ya da nesli çoktan tükenmiş coğrafyaların her birinde muhtemelen farklı farklı türler öne çıkıyordur. O nedenle belki tek bir türe “orman kralı” unvanını yakıştırmak zor olabilir.

Çit kuşu, Foto: Andreas Trepte

Çit kuşu, Foto: Andreas Trepte

Sordum, o yüzden kendi kendime, bizim Kuzey Ormanları’nın kralı yırtıcı bir kuş türü olabilir mi acaba, diye! Bir miktar düşündükten sonra galiba kendimce bir “kral” buldum, Kuzey Ormanları için: Çit kuşu!

Çalıkuşu ile sürmeli çalıkuşunu saymazsak, belki de Türkiye’de varlığını bildiğimiz en küçük kuş türü aslında Çit kuşu (Troglodytes troglodytes). 10 santimi bulmaz boyu. 10 grama ulaşmaz ağırlığı. Ama insanda hayranlığa sebep olan bir özelliği, bir sırrı var. Üç aylık zorlu kışın en sert geçtiği varsayılan 40 günlük dönemini, 22 Aralık  ile 31 Ocak arasında sürdüğü varsayılan zemheriri kazasız belasız atlatabilmelerini sağlayan bir sır bu: Dayanışma!

Zira kışın çit kuşlarının onlarcası kışa teslim olmamak, daha kolay ısınabilmek için geceleri aynı yuvada toplaşarak birbirlerine sığınırlar. Bunu başka kuşlar da yapar, mesela uzun kuyruklu baştankaralar. Ama çit kuşları bu açıdan bir başka, sanıyorum. Geçenlerde bir yerde okudum, İngiltere’nin bir bölgesinde bir seferinde bir kış gecesi 63 Çit kuşunu aynı yuvada bir arada gözlemişler.

Bu rakam bu konuda bir rekor, sanıyorum. Muazzam değil mi?

Gün aydınlanıp, güneş dünyayı yeniden ısıtmaya başlayınca hepsi kendi yoluna gidiyor. Karanlık çökünce yine bir aradalar. En büyük zorluk karşısında her zemherîrde ortaklaşabiliyorlar.

Çit kuşları küçücük olmanın avantajını kullanarak, çok değişik yerlere yuva yapabiliyor. Öyle mükemmel, “salon salomenje” mekanlar aramıyor. Bir çatlağı, bir deliği bile evi haline getirebiliyor. Üstelik, bu tip yuvalarda dünyaya gelen yavrular 10-20 gün içinde evden uçup bağımsız bir birey olarak “hayata atılabiliyor.” Bu da muazzam bir özellikleri. Bir kartal başarabilir mi, bunu? Bir şahin? Bir kuzgun? Bir alakarga? Asla!

Ayrıca o boylarına ve gövdelerine rağmen kendilerinden beklenmeyecek güçlülükte sesleri var çit kuşlarının. Dolu dolu ötüşlerini bazen “trı-trı-trı” diye uzatmalarıyla da biliniyorlar. Portekiz’den gelen şu kayıt, bu becerisini göstermesi açısından önemli. Yoksa, ormanda sıklıkla denk geldiğim, rahatsız edildiğinde verdiği tipik sesi, Polonya’daki şu kayıtta da görüldüğü gibi bir tıkırdama aslında…

İstanbul’un Kuzey Ormanları’ndaki en küçük ve tıknaz canlılardan biri olan Çit kuşuna ben özellikle bahar aylarında Demirciköy civarındaki patikaların etrafında bulunan çam ağaçlarında veya yakınlarındaki çalılarda denk gelirim. Kışları çok nadiren görürüm onları.

Seyrek de görsek, onlardan öğrenecek çok şeyimiz var aslında! Onlar dayanışmayı biliyorlar, özgürlüğü geciktirmemek gerektiğinin farkındalar, susmamanın, gür ses vermenin önemini çok iyi biliyorlar. Ayrıca o küçücük gövdede her daim yukarı bakan dik kuyrukları vakur duruşlarını sembolize eden birer gurur abidesi zaten.

İşte  bu yukarıda saydığım sebeplerden ötürü “Kuzey Ormanları’nın kralı” çit kuşları olabilir gibi geliyor bana. Önceki hayatlarında bir dinozor olabilir çit kuşları, benden söylemesi!

Bu zemherîrin ardından onları daha çok görmeye, seslerini daha çok kayda almaya çalışmalıyım. Onlardan daha çok şey öğrenmeye çalışmalıyım. Daha ne kadar bizimle bu “kral” bilmiyorum çünkü!

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

.

Akdoğan Özkan