Hayvan HaklarıKültür-SanatManşet

Bütün yollar Roma’ya, bütün eşitsizlikler aynı ideolojiye çıkar- Abdullah Onay

  • İstanbul Modern Sinema’nın 10-17 Ocak tarihlerinde  “Oscar’ın Yabancıları” programında gösterilecek olan Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un “Roma” filmine dair Yeşil Gazete konuk yazarlarından Abdullah Onay’ın farklı bir bakış açısıyla filme yaklaştığı yazısını yayımlıyoruz…

Alfonso Cuaron’un Roma filmi ülkemizde bir “başyapıt” nitelemesiyle büyük övgülere mazhar oldu. Öyle midir, bilmiyorum bu tür derecelendirmeler haddimi aşar, ama filmi ben de beğenerek izledim. Film çeşitli yönleriyle epey tartışıldı. Ele aldığı sınıfsal, etnik,cinsiyet çelişkilerine dikkat çekildi yeterince. Bütün bunların hepsi vardı filmde, belki de Cuaron bu birbirine dolanan çelişkiler yumağını göstermek istemiş olabilir.

Ben filmde görebildiğim başka bir boyuta dikkat çekmek istiyorum. Filmin odağında şunlar yer alır: Mexico City’de yaşayan çok çocuklu bir zengin aile. Ev sahibesi Sofia’nın hizmetçisi yerli kökenli Cleo ile olan ilişkileri. Sofia kocası tarafından terk edilecek, Cleo da aynı akıbete uğrayacak erkek arkadaşı tarafından terk edilmesinin ardından hamile olduğu anlaşılacaktır… Arka planda ise 1970’ler Meksika’sını izleriz. Bu daha ziyade gündelik hayat üzerinden anlatılır, politik gelişmeler, anonslar, resmi geçitler ve katliamla bastırılan öğrenci protestosu dışında pek yer almaz.

Tüm bunların dışında birde evin köpeği Borras var. Filmin hemen başında kuş kafeslerinin yer aldığı avluda görürüz onu. Her sokak kapısının açılışında da kapıya yönelir.Hizmetçilerden biri gelir tasmasından tutar, dışarı çıkmasını engeller. Ev içi sahnelerde ise Borras’ı göremeyiz, demek ki, “sınır”ları o avluyla çevrili. Bir sahnede çocuklar sinemaya giderlerken, Borras da dışarı çıkar, ama kaçmaz, çocuklardan biri getirip tekrar avluya sokar.

Avludaki kakalardan, Borras’ın gezdirilmediği sonucunu çıkarabiliriz. Daha sonra evi terk edecek evin erkeği de, “her yerde köpek kakası var” diyerek şikayetlenir, köpeğin varlığından pek hoşnut olmadığını anlarız. Zaten ev ahalisinden sadece hizmetçi Cleo’nun Borras ile bir “yakın”lığı olduğunu izleriz. Kısa da olsa bir sahnede başını da okşar. Çocuklar ise Borras’a dışarıdan gelişlerinde selam verirler sadece, birinin dışında oynadıklarını, sevdiklerini görmeyiz.

Bir eleştiri yazısında aile tarafından Cleo’ya gösterilen sevgi evdeki köpeğe gösterilen sevgiye benzetilmiş. Ama Borras’a karşı öyle bir sevgiyi görmeyiz.

Cleo’nun Borras’a gösterdiği yakınlığa ise bir mağduriyet empatisi diyebiliriz belki. Caroll J.Adams, Etin Cinsel Politikası’nda kadınların hayvan haklarına olan ilgisinde bunun da etkisi olduğunu söyler. Nitekim iki kadın da terk edildiklerinde, aralarındaki sınıf ayrımı geri plana düşer, yaşadıkları mağduriyet onları yakınlaştırır. Sofia, Cleo’ya “biz kadınlar hep yalnızız”  derken bunu görürüz. Sınıf indirgemeci bir açıdan bakmazsak, bu dayanışmayı farklı okuyabiliriz. Ayrıca Sofia’nın kocası klasik müzik dinleyen, önem verdiği bir kütüphanesi olan (terk ettikten sonra çocukları görmeye değil, kimse yokken kitaplığını almak için dönen) bir entellektüelken, Cleo’nun erkek arkadaşı faşist örgütlerde dövüş teknikleri öğrenen, miting basan alt sınıftan sağcı bir militan. Cleo’nun bebeği için beşik almaya gittiklerinde öğrenci gösterisinin içine düşerler. Güvenlik güçlerinin yanında faşistlerin de katıldığı bir katliam gerçekleşir. Mağazaya sığınan bir gösterici gözlerinin önünde öldürülür. Cleo ile eski erkek arkadaşı göz göze gelirler, daha öncesinde Cleo’ya senin de bebeğinin de “ağzını, yüzünü dağıtırım” demesine karşın, tetiği çekmez.

Borras, eleştirmenler arasında görebildiğim kadarıyla Atilla Dorsay’ın da dikkatini çekmiş, “Filminle it-motifleri arasında evin köpeği Borras’tan sayısız sokak köpeklerine ve uzaktan gelen bitmeyen havlamalara köpekler kadar, akan su motifi de bulunuyor,”demiş.

Cuaron’ın çocukluk anılarından yola çıktığı söylenen filmde, (köpekle oynayan çocuk olabilir mi?) tüm bu çelişkiler yumağı içerisinde hayvanlara dair bir derdi var mıdır, bilmiyorum; en azından bu filmin vurgusu o değil. Ama, hayvanlara dair tesadüfleri aşan bir durum olduğu da söylenebilir. Sadece Borras değil, tanıdıklarının çiftlik evinde, çiftlikte yaşamış köpeklerin doldurulmuş kafalarını da görürüz mesela. Ayrıca evin her tarafı avlanıp doldurulmuş hayvanlar ile dekore edilmiştir. Dış mekân çekimlerinde de sokaktaki köpekleri görürüz arada. Balık restoranının tabelasındaki balık suçlar gibi bakar bize.Yönetmen bazı hayvanların hayatımızdaki yerini gösterir.

Yani bir filmin içerisinde yer alabilecek tesadüfi köpeklerden fazlasının olduğunu söylemek mümkün. Filmin sınıfsal, etnik, cinsiyet çatışmalarının arasına yerleştirilmiş Borras,insan-hayvan çelişkisine dair de bir şeyler anlatıyor neticede. Nasıl ki, bütün o çelişkilerde ortaya çıkan yakınlaşmalar (Cleo birlikte tatile de götürülürken mesela, Sofia ama çalışmak yok der) var olan sınırları da gayet net gösteriyorsa, insan ile hayvan arasındaki sınırları da aynı netlikte görmek mümkün.

Borras da kendisi için çizilmiş sınırlar içerisinde varlığını sürdürür. Bildik ev köpeklerine benzemez,“aileden biri” değildir. Ne sokaklara çıkıp özgürce dolaşabilir ne de evin içine girebilir. Belki de mahkûm edildiği o alana tepkisi, avlunun her tarafına tuvaletini yapmasıdır. Kakalarını da yakın çekim görürüz zaman zaman.

Filme dair değerlendirmelerde diğer egemenlik ilişkilerinin görülüp de Borras’ta ifadesini bulan insan-hayvan egemenlik ilişkisinin görülememesi peki? Bu Borras’ın yerini “doğal” gösteren ideolojinin gücünden gelir. Bu, hayvan hakları mücadelesinin önündeki uzun yolun da bir göstergesi değil midir? “Sınırlar” bir egemenlik ilişkisinde egemen konumunda olanlarca çizilir, ama tabi olanlarca da içselleştirilir.Egemenlik ilişkilerinin çizdiği sınırların aslında ortak bir ideolojik zemine dayandığı bilince çıkmaya başladığında belki “başka bir dünya mümkün”diyebileceğiz.

Her filmin farklı okumaları olabilir. Benim yapmaya çalıştığım da öyle bir şey sonuçta.

Bu yazı hayvanlarinaynasinda.wordpress.com/ dan alınmıştır

Abdullah Onay

Kategori: Hayvan Hakları