Yeni bir umut, siyaset, vizyon lazım: Bunlar için de yeni bir parti lazım – Berkay Erkan

Yeni olan her şey başlarken heyecan vericidir. Yeni yıl da umutların tazelendiği, daha güzel şeylerin beklentisi ile dolan bir gece ile başlar-dı. Bildiğiniz gibi bu da kayboldu. Nasıl kaybolmasın, ülkeye yerleşen hava herkesi daha karamsar yaptı. İktidarın tahammülsüzlüğü ve baskıları bir yandan, ekonomik kriz bir yandan, toplum bu kasvetli ortamda iyice bunaldı. Dünyanın hali de çok umut verici değil. Bu koşullarda iktidar, bunalan toplumdan en küçük bir sese, hiçbir muhalif söyleme tahammül göstermiyor. Kendi korkusundan, toplumu nasıl hizada tutarım diye sağa sola saldırıp duruyor. Ekonomik güçlükler altında ezilen kesimler haksızlıklara bir şey diyecek oluyor, iktidar saldırıyor. Tarımda bunalan köylü bir şey diyecek oluyor, iktidar tepesine biniyor. Hak, özgürlük denecek oluyor, tutuklama dalgaları geliyor, ormanların, toprağın talan edilmesine karşı çıkanlar engelleniyor,niye yaptın diyene vuruyor, kısaca her şeyi zapturapt altına alarak iktidarını sürdürmeye çalışıyor. Mevcut hali ile bildiğimiz siyaset de, rejim değişikliği ile adeta bir aksesuar haline geldi.

Meclisteki muhalefet partileri ise ne meclis içinde ne dışında hiçbir varlık gösteremedikleri gibi problemin farkında bile değiller. Yaptıkları sadece aciz, kısır bir “hayır” çığırtkanlığı, ağız dalaşı. Hal böyle olunca siyaset, muhalefet ile birlikte fasit bir daireye hapsolmuş kendini tekrar edip duruyor. Bu zaaf, yıllardır iktidarın gücüne dönüştü, tepe tepe kullanıyor. Sonuçta sadece ekonomi değil, siyasette de bir tıkanma, derinleşen bir krizde boğuluyoruz. Gelecek, ağırlaşan bu koşullarda kimseye umut verici gelmiyor. Bu da toplumsal güçleri giderek bir atalete, çaresizliğedoğru sürüklüyor.

Yeni bir vizyon, yeni bir siyaset

Bu ortamda hızla, umut veren bir gelecek vizyonu ortaya koymak, buna ulaşma imkanlarını barındıran bir siyaset tarzı bulmak gerekli. Fakat bunun için, yola ışık tutan, toplumsal muhalefetin enerjisini siyasete aktarmayı beceren yeni bir güce, yeni bir yapıya ihtiyaç var. Ne yazık ki böyle bir gelişme ortaya çıkmıyor, insanlar sessiz, gözleri bir noktaya dikilmiş öylece izlemekte adeta.

Yaşadığımız günler 19. yüzyılda kapitalizmin merkantalist dönemden endüstriyel döneme geçiş süreci gibi temel bir dönüşümü barındırıyor. Belki de bu yüzden, değişimi kavrayamayan toplumsal güçler şaşkın halde. Her gün, siyasette, örgütlenmede, toplumsal ilişkilerde, kısaca her şeyde, bildiklerimizin yetmediğini deneyimliyoruz. Besbelli ki artık eskilerin yerine yenilerinin inşa edilmesi gerekli. Yeni yapılar, yeni anlamların oluştuğu bambaşka bir pratiği düşünme zamanı. Aksi halde mevcut siyaset tarzına hapsolmuş, taşlaşmış örgütsel yapıların bildik itiraz dili ile gelecek inşa edileceğini ummak bir hayal.

Bütün bunlar ve yeni bir partinin elzem olduğu kabul edilse de böyle bir hareketlenme yok. Karşılaşılan problemleri aşacak, gelecek için umut verici çözümler bulunamıyor. İktidarın baskısı altında, dağarcığında eski bildiklerinden başka bir şey olmayan toplumsal güçler için, neden bir parti gerektiği konusunda zihinlerdeki bulanık ve bu hala aşılamıyor. Hafızadaki deneyimlerin etkisi ile düşünüldüğünden ne farklı olacak sorusu havada kalıyor ve cesaret kırıcı oluyor. Oysa sadece bakış açımızı biraz değiştirmek, eski kalıpların yerine yeni anlamlar ile düşünmek bile çok şeyi görmemize yol açabilir.

Meşruluk; Aşil’in topuğu!

Kriz zamanlarında yerleşik olan şeyler statik konumunu kaybeder. Bu yüzden ister istemez yeniden sorgulanma, anlamlandırma ihtiyacı da artar. Aynı olgu iktidar açısından da geçerlidir. Onun da önceden ihtiyaç duymadığı kadar yaptıklarını anlamlandırma, topluma kabul ettirme problemi vardır. Gerek iktidar ve gerekse toplumsal güçler açısından meşruluk, bu anlamda sıkı sıkı tutunulan bir daldır. Dolayısı ile, en çok bu eksende toplumdan ayrışmaktan korkulur. Toplumun meşru saymadığı hiçbir gelişme yaşayamayacağı için toplum tarafından meşru görülmek siyaset için bir kaldıraçtır.

Sözlüklerde meşruluk yasanın ve kamu vicdanının uygun ya da doğru bulduğu diye açıklanıyor. Ancak geniş anlamda meşruluk, en güçlü sosyal duygu, toplumsal değerlerin belirlediği ortak, kollektif bir kabul ya da bir yargıdır. Meşru olan herşey bu bağlamda yasal olmak zorunda değil. Yasal olan bir şey de meşru olmayabilir. Önemli olan kamu vicdanı ya da toplumun onayıdır. Dolayısı ile günümüzdeki gibi iktidarların, baskı uygulamalarına yasal dayanak oluşturması, yapılanı meşru yapmaz.

Meşruluk problemi her iktidar için büyük bir sorundur ve onları köşeye sıkıştırabilir. Çünkü baskı arttıkça meşruluk sorunu da büyür. İktidar, eylemlerini meşru gösterme, haklı olduğuna toplumu ikna etme ihtiyacını daha çok duyar. Zamanla mücadele tamamen bu eksene yerleşir ve gelecek, taraflardan hangisinin bu anlamda toplumu ikna edeceğine bağlıdır.

Yani ister toplumsal ister siyasal olsun her hareketin gelişmesinde meşruluk onun güç kaynağıdır. İktidar, toplumun meşru bulduğu bir konuda eğer baskı ve zor ile karşı durmaya çalışırsa hızla yıpranır ve kendi meşru varlığı sorgulanır hale gelir. Bu nedenle genelde hiçbir iktidar eğer son çare olarak görmüyor ise bu yolu tercih etmez. Ederse de sonuç lehine olmaz. Bu yüzden toplumsal bir hareket yasal olmasa bile meşru bulunduğu için yasal sınırları etkisiz hale getirebilir. Örneğin türban meselesi, gecekondulaşma vb. böyle idi. Bunların hiç birisi yasa ile, baskı ve zorla çözülemedi.

Dünyayı yaklaşan iklim felaketinden kurtarmak, bunun için çalışmak da bugün en meşru faaliyet. Bunun için yapılacak şeylerin yasallık ihtiyacı da yok. İktidar, dünyadaki benzerleri gibi bu mücadele için yapılması gereken işlerde gönülsüz, hatta karşı olabilir. Ama onun bu tutumu iklim için mücadeleyi meşruluktan çıkarmaz. Üstelik küresel bir sorun olarak bu alanda bütün dünya ile birlikte hareket etme imkanı dünyanın bütün işçilerine seslenen Marx’ı bile kıskandırırdı.

Gelecekte bütün dünyada iklim değişikliği için mücadelenin meşruluğu, iktidarlar için Aşil’in topuğu gibi en zayıf yerleri olacak. Bu anlamda yükselecek yeni bir vizyon ve toplumsal güçlerin doğru bir söylemle bunu siyasete kanalize etmeleri onları daha çok sıkıştıracak, dayandıkları meşruluğu sorgular hale getirecektir. Dünya üzerindeki yaşamı bildiğimiz anlamda yok etme tehlikesi her gün, somut yeni olaylar ile kendisini daha güçlü hissettirirken bu uğurda bir mücadelenin meşruluğunu sorgulamaya da hiçbir iktidarın gücü yetmez. Tek yapabilecekleri bu değişikliğin yükünü yine büyük insanlığın sırtına yıkarak küçük bir azınlığın refahını garantiye almaya çalışmak ki, söylemeye gerek yok, bunun yaratacağı toplumsal tepki de büyük olacaktır.  O zaman, işte size hayata yeni anlamlar kazandırma fırsatı, işte siyaset alanı.

Bu mücadelede iktidarın elinde kapitalizmin kalkınma, büyüme, güçlü olmak vb. kavramları ile oluşan anlam çerçevesinden başka bir şey yok. Buna karşılık toplumsal güçlerin bunlar dahil her şeyin başka bir anlam kazandığı yeni bir dünya vizyonu ortaya koyabilmeleri, toplumsal mücadelede, siyasette, bütün dengeleri değiştirir. Ama bunu nasıl yapacak? İşte bütün problem bu. Yani, iktidarın meşruluk için kurduğu anlam çerçevesinden ona itirazlar, “hayır”lar ile karşı çıkmak, kalkınma, büyüme, refah vb. kavramlara yeni anlamlar kazandırırken yeni anlamlar katarak başka bir çerçeveden her şey anlatılmak zorunda. İktidarın her söylediğinin bu çerçevede yeni bir anlam kazanmasını sağlamak, toplumun yeni bir geleceğe ait bu anlam çerçevesinden bakmasını sağlamak gerekli. Bu başarıldığında en güçlü iktidar bile olsa tutunduğu dalın kuruyup kırılması uzun sürmez. İklim değişikliği gibi haklı ve meşru bir mücadele alanı bu anlamda gereken her türlü olanağı barındırıyor. Yapılması gereken bu eksende bir siyaseti ve bütün dağınık hareketlerin söylem ve eylemlerinin bu yönde yoğunlaşacak şekilde organize olmasını sağlayacak bir faaliyet.

Petra Kelly

Kısaca, her sözün, her eylemin bunun etrafında olması için birlikte düşünüp davranılmasını sağlayacak böyle bir partiye yaşamsal bir ihtiyaç var. Beklemek, öylece izlemek gibi bir lüksümüz yok. Çünkü gelmekte olanı biliyoruz, yitirilecek olanı da.

Böyle bir parti için Petra Kelly’nin yıllar önce çizdiği çerçeve hala ilham verici:  

“Sistem iflas etti. Hem parlamentoda, hem de dışında yeni bir güce ihtiyacımız var. Artık daha az kötü olana değil, görüşlerine inandığımız partiye oy vermeliyiz. Sistem partilerinin nükleer ve yatırım politikalarına sadece meclis dışında değil, mecliste de yanıt vermeliyiz. Ama meclis dışı muhalefetten de ödün veremeyiz. Bugün parti sistemi hala siyasi gündeme neyin gireceğine karar veriyor. Bu nedenle ekoloji ve barış hareketindeki pek çok kişinin kendini Yeşiller yoluyla parti politikasının ön saflarına sürmesi zorunluluktur.

Aynı zamanda bu hareketler ancak otonom gruplar halinde kalırlar ve yerel eylem grupları parlamento içinde ve dışında çoğalmaya devam ederse etkili olabiliriz. Biz gerçekten temsile izin veren, yüzde 5 barajının olmadığı bir sistem istiyoruz. Bugün yeni tür bir partiye, parti olmayan partiye, toplumda zayıf konumda olan kişilerin, yaşlıların, engellilerin, kadınların, gençlerin, işsizlerin, yabancı işçilerin ve ailelerinin sesi olacak bir partiye ihtiyacımız var.” (Y.G.-17.11.2012, akt. Ümit Şahin)

O’nun “parti olmayan parti” kavramı henüz tam karşılığını bulmadı, hala içi doldurulmaya muhtaç. Üstelik bugün daha radikal, daha farklı, heyecan verici bir yapıya ihtiyaç var. Kaybedecek zaman yok. İklim mücadelesinde imdat frenini nasıl çekeriz diye konuşulurken elbette her zaman birilerinin ilk hamleyi yapması gerekir.

.

Ölümünün 20. yılında bir yeşil öncü: Petra Kelly – Ümit Şahin

.

Berkay Erkan