Parayla alışveriş poşeti neyi çözer? – Doç Dr. Sedat Gündoğdu


1 Ocak itibariyle içeriğinden çok magazinsel yönüyle gürültü kopartan bir uygulama daha hayatımıza girdi. Bu uygulamaya göre artık belli boy ve kalınlıktaki plastik poşetler en az 25 kuruştan tüketiciye verilecek. Benzerine birçok farklı ülkede de rastladığımız bu uygulama en geniş anlamıyla faydalı gibi görünse de, son tahlilde plastik kirliliği sorununa çözüm olmaktan oldukça uzakta.

Dünya plastik sektörünün salt kâra dayanan üretim politikası ciddi bir ekonomik “başarı” göstermiş ve bugün itibariyle yıllık plastik üretimi neredeyse 400 milyon tona yaklaşmıştır. Bunun parasal karşılığı ise 1,5 trilyon dolar civarındadır. 1950’den beri üretilen toplam plastik miktarı ise 7 milyar tonu geçmiştir. Tüm bu üretilen plastiklerin %30’u hala kullanımdayken %55’i kirletici olarak karasal ve denizsel ortamda bulunmaktadır. 1950’den beri üretilen tüm plastiğin sadece %9.5’i geri dönüştürülebilmiştir (https://ourworldindata.org/plastic-pollution). Yıllık 1.5 trilyon dolarlık küresel bir ekonomiye sahip olan bir ürünün çevreye olan etkilerini azaltmak için üretici yerine tüketiciden 25 kuruş civarında bir para talep etmek genel olarak faydalı bir uygulamaymış gibi görünse de uzun vadede pek de faydalı olamayacağı açıktır. Neredeyse 25 yıldır bu uygulamayı ve başka birçok uygulamayı gerçekleştiren Avrupa ülkelerinde plastik kirliliği sorunun azaltıldığına dair herhangi bir emarenin ortaya çıkmadığını görmek zor değil. Eğer ki tek başına plastik poşetleri ücretli yapmak herhangi bir sorunu çözseydi, üzerine pet şişelere depozito uygulaması ve hatta tek kullanımlık birçok plastiğin kullanımına da yasak getirilmezdi.

 Keşfedilişinden yasaklanmasına plastik poşetin kısa tarihi

Plastik poşetlerin paralı olduğu günümüze gelmeden önce bu “kullanışlı” malzemenin nasıl ve nerede ortaya çıktığına değinmekte fayda var. İlk olarak 1965 yılında İsveçli bir şirket olan Celloplast tarafından patentlenen plastik alışveriş poşeti, 1970’li yıllarda tüm Avrupa’da hızla yaygınlaşmaya ve bez çantalar ve kese kağıtlarının yerini almaya başladı. Daha sonra 1980’lerde ABD’li iki büyük market zinciri tarafından ABD’de kullanılmaya başlayan plastik poşetler, bir anda tüm dünyada alışverişlerin vazgeçilmezi haline geldi. Bugün, plastik alışveriş poşetleri, dünya perakende marketlerindeki alışverişlerin neredeyse %80’inde kullanılıyor. Bu oran yılda 500 milyar ila 1 trilyon adet plastik poşet kullanımına denk gelmektedir. Bu yaygınlığın en önemli sebepleri, plastik poşetlerin hafif oluşu, sıvılarla etkileşime girmemesi ve içerisindeki ürünleri dış ortamdan koruması gibi özellikleridir. Bu özellikler sadece plastik poşet tercihini değil aynı zamanda genel olarak plastik kullanımının da ana motivasyonunu oluşturmaktadır. Ayrıca diğer bir özelliği var ki belki de plastik poşetlerin asıl tercih edilme nedeni bu özelliğinden kaynaklanmaktadır: Ucuzluk! Plastik poşetlerin maliyeti oldukça düşüktür. Zaman içerisinde birçok başka malzemenin yerini almasında plastiklerin ucuz olmasının oldukça önemli bir payı vardır.

Plastik poşetlerin bu derece yaygın olarak kullanılmasının “faydalı” yanları olduğu gibi zararları da mevcut. Faydalı diye tabir edilen özellikleri genel olarak insan yaşamını kolaylaştırmakla ilgiliyken, zararlı yanları tüm doğayı ilgilendirmektedir. Tüm doğa tanımının içerisinde insan da mevcut tabii ki. Hali hazırda plastik yasağının kökeninde de yine doğadan ziyade insan mevcuttur. Birçok ülke, plastik poşetlerin insan üzerine olan farklı etkilerini gerekçe göstererek plastikleri yasaklamıştır. Örneğin Kenya’da sıtmanın yayılmasını durdurmak için, Bangladeş, Filipinler ve Kamerun’da kanalizasyon sistemlerini tıkadığı ve taşkınlara neden olduğu için plastik poşetler yasaklanmıştır. Bunun yanında yasaklamak yerine kısıtlama ve vergilendirme gibi önlemler alan ülkelerin sayısı da oldukça fazladır. Bu tarz önlemler alan ülkelerin başında ise Danimarka gelmektedir. Danimarka 1993 yılında plastik poşetleri parayla veren ilk ülke olmuştur. Daha sonra birçok Avrupa ülkesi bu uygulamaya katılmıştır. Hali hazırda Dünya üzerindeki 32 ülkede plastik poşetler yasak, 18 ülkede ücrete tabi ve 17 ülkede ise kısmi olarak yasaklama ve ücretlendirme uygulaması mevcuttur. Sonuç itibariyle Türkiye’de 1 Ocak itibariyle yürürlüğe giren uygulama aslında uzun süredir dünyanın birçok bölgesinde uygulanıyor.

Plastik poşete dair yasak uygulamasının dünyadaki durumu

Ya diğer plastikler?

Konu plastiklerin kullanımının ücretlendirilmesi olduğu için diğer plastiklerden de bahsetmek gerekiyor. Çünkü 2018 yılında dünya genelinde gerçekleştirilen temizlik kampanyalarında (https://oceanconservancy.org/wp-content/uploads/2018/07/Building-A-Clean-Swell.pdf)  en fazla rastlanılan plastik çöp türleri sigara izmaritleri, gıda ambalajları ve plastik şişeler. Hatta öyle ki plastik pipetler ile plastik poşetlerin sayısı neredeyse eşit düzeyde. Daha da ilginci köpük olarak nitelediğimiz türdeki çöplerin sayısı tüm plastik çöplerden bile daha fazla.

2018 yılında dünya genelinde gerçekleştirilen kıyı temizliği kampanyaları sonucunda toplanan çöplerin miktarları

O halde plastik poşet için tek başına yapılan düzenleme aslında çevre açısından çok da fark yaratmayabilir. Plastik çöplerin içeriğine dair daha da yakına gelecek olursak örneğin, Mikroplastik Araştırma Grubu’nun İskenderun Körfezi sahillerinde yaptığı sahil plastik çöpleri araştırmasında en fazla bulunan plastik çöp çeşidi sert plastiklerin kırılmış daha küçük parçalarıdır. Denizlerde de durum bundan farklı değil. Yine Mikroplastik Araştırma Grubu’nun Doğu Akdeniz kıyı sularında gerçekleştirdiği çalışmalar bizlere endişelenilmesi gereken problemin başka olduğunu gösteriyor. Örneğin 2017 yılında İskenderun Körfezi’nde gerçekleştirilen araştırmada, yüzey sularında en çok rastlanan mikroplastik çeşidi şeffaf ve ince film şeklindeki plastikler. Bu plastik filmlerin asıl kaynağı ise alışveriş poşetleri değil daha ziyade tek kullanımlık sera örtü naylonları. Bunlara dair herhangi bir düzenleme ise söz konusu bile değil. Muhtemelen karar alıcılar bunun farkında bile değildir. 2018 yılında Mersin Körfezi’nde gerçekleştirilen çalışmada da benzer bir durum söz konusu. O halde sera örtü poşetleri için de bir yaptırımın uygulanması gerekmez mi? Neticede plastik kirliliği fenomeninin ana kaynağından bahsediyoruz. Gerçi hangi yaptırımın, güneş altında bir ay beklemiş ve kırılganlığı artmış sera örtü naylonlarının ekosistemde kirletici olarak dahil olmasını önleyebilir merak ediyorum. Çünkü hangi cezai yaptırımı uygularsanız uygulayın bu örtü naylonlarını toplamak neredeyse imkânsız. O zaman çözüm belli: Üretim ve tüketim alışkanlıklarının doğa düşmanı olmayan hallere evrilmesi! Aksi takdirde bu poşetlerin toplanmasına dair gerçekleştirilecek herhangi bir düzenleme herhangi bir işe yaramayacak ve çiftçinin sırtına ek bir yük daha gelmesine neden olacaktır.

İncesi mi makbul yoksa kalını mı?

Yasak ya da vergi uygulamasında bir öncelik olacaksa bunun için sigara izmaritleri, plastik şişeler, köpükler, pipetler ve sera poşetleri için olması gerektiği bilgisini bir kenara bırakacak olursakeğer o zaman plastik alışveriş poşetleri için belirlenen ücretin yeterliliği ve ne amaçla kullanılacağı konusu tartışılabilir. Öncelikle bilmemiz gereken iki önemli bilgi var. Birincisi aslında plastik poşetlerin sadece 15 mikrondan daha kalın olanlarının ücrete tabi olduğu bilgisi. Yani özellikle marketlerin meyve sebze reyonlarında verilen poşetlerin uygulama dışı olması. Diğer bir bilgi ise uygulama kapsamındaki poşetlerin boyutlarının 500×350 milimetreden büyük olması gerektiği şartı. Özellikle kozmetik, kuruyemiş ve giyim sektöründe yaygın olarak kullanılan poşetlerin boyutu, uygulama kapsamının dışında. Burada ortaya şöyle bir risk çıkıyor, uygulama kapsamı dışındaki ince poşetlerin kullanımının artması ve birçok marketin bu incelikteki poşetleri müşterilere sunması. Çünkü vatandaş daha henüz plastiğin zararları konusunda yeteri farkındalığa sahip değil ve çoğunluk poşet için talep edilen paranın derdinde. O sebeple bu uygulamanın sahip olduğu riskler beklenen olumlu etkilerinden daha büyük. Üstelik uygulamanın poşet kullanımına dair istatistikleri etkileyip etkilemediği sadece uygulama kapsamındaki poşetlerin kullanımı üzerinden ölçülecektir ki bu da hatalı değerlendirmeler yapılmasının önünü açacaktır. Diğer bir husus ise uygulama kapsamının dışında olan poşetlerin daha kısa ömürlü olması ve daha çabuk parçalanması. Bunu kendiniz de deneyebilirsiniz. Marketlerin meyve ve sebze reyonlarında ücretsiz verilen ince poşetler ikinci defa kullanılamayacak kadar dayanımsız. O zaman poşet kalınlığı sınırlaması ile poşetlerin alımı ile atımı arasındaki süreyi kısaltmış olmuyor muyuz? Halihazırda ücrete tabii olan poşetlerin ortalama kullanım süresi 10 ila 20 dakika (https://www.factorydirectpromos.com/other/infographics/life-cycle-of-a-plastic-bag/)  iken bu sürenin poşet inceldikçe azaldığını bilmekte fayda var. Yani kalın poşeti ücretlendirerek poşetin kullanım süresini azaltarak doğaya kirletici olarak girdiği süreyi de kısaltmış oluyoruz.

25 kuruş ne için alınıyor?

Bunların dışında plastik poşetler için talep edilen ücretin mahiyeti de ciddi problemler taşıyor. Katkı payı olarak alınacak 15 kuruşluk miktarın hangi amaçlar için kullanılacağının muallakta bırakılmış olması oldukça problemli. Bu katkı payının da diğer fonlar ve katkı payları gibi amacının dışında kullanılmayacağının garantisi de yok ve hatta amacı dışında kullanılacağının emareleri daha fazla. Diğer bir husus ise kalan 10 kuruşluk ücretin poşeti de artık satılan ve üzerinden kar edilen bir ürün haline getirmesi.  Çünkü eskiden tüketiciden talep edilmeyen bir ücret talep ediliyor ve üstelik talep edilen bu ücret poşetin maliyetinin neredeyse iki katına yakın (https://www.haberturk.com/plastik-posetler-2019-yilindan-itibaren-ucretli-olacak-1636521-ekonomi#). Bu durum, poşetleri bir gelir kapısına dönüştürecek ve marketlerin poşete alternatif ürünleri teşvik etmeyecek olmasının önünü açabilir.

Poşet ücretinde asıl sorun katkı payında değil diğer 10 kuruşta!

 İlginçtir ki alınacak ücretin bu 10 kuruşluk kısmı değil de diğer 15 kuruşluk kısmı daha fazla tartışılıyor. Tabii ki bunun anlaşılır tarafları var ancak 15 kuruşluk kısım, bir şekilde çevre kirliliğinin önlenmesi için kullanılma ihtimali barındırıyor. Diğer 10 kuruş için ise böyle bir ihtimal söz konusu bile değil. Kaldı ki plastik üreticisi ve dağıtıcısının bu konudaki sorumluluğu göz ardı ediliyor gibi. Her yıl ürettikleri plastiğin artışını ve getirdiği kazancı ballandırarak anlatan plastik üreticilerinin bu işten sıyrılıyor olmaları başka bir yazının konusu olmayı hak ediyor. Bu sadece Türkiye için değil tüm dünya için geçerli. Geçen yıl Kasım ayında İspanya’da düzenlenen MICRO2018 konferansına (https://micro2018.sciencesconf.org/resource/page/id/8)  davetli konuşmacı olarak katılan Avrupalı plastik üreticilerinin temsilcisi, plastik üreticilerinin plastik kirliliğine dair neredeyse hiçbir şey yapmadıklarını gayet süslü bir şekilde anlatmıştı. İlginçtir bu konuda sorumluluk bile duymadıklarını söyleyebilirim. Bunca kar eden ve ettiği kardan çevreye ve ona verdikleri zarara neredeyse sıfır kaynak aktaran bir grubun bu tartışmalardan mutluluk duyduğunu tahmin etmek zor değil. O halde 15 kuruşluk kısmın çevre için kullanılması için kamuoyu oluşturulmasının yanında alınan o 10 kuruşun da marketlerin kasasına ek kar olarak gitmesinin önüne geçecek kamuoyunu yaratmak gerekiyor. Bunun yanında diğer tek kullanımlık çevre düşmanı plastiklerin de yasaklanmasına dair bir basınç oluşturmak belki de bu tartışmaları olması gerektiği yöne evirecektir.

 Son tahlilde değişime direnen bir topluma, içeriği tartışmalı bir yasa ile ek yük getiren bir uygulama dayatmak herkesin sorumluluk sahibi olduğu bir çevre probleminin ortadan kalkmasına yarayacağını beklemek şüphesiz ki yanıltıcıdır. Ancak her ne kadar problemli olsa da sonrasında daha başka adımlar atılmasına belki vesile olabileceği ümidi oluşturması açısından yabana atılmaması gereken bir uygulama söz konusu. Konforundan bir nebze olsun ödün vermeyen ve çevre kirliliğindeki kendi payını akıl bile etmeyen toplumsal kitleye, bu düzenleme ile çevreyi yeniden düşündürtme fırsatı sunduğu için tukaka edilmemesi gerekiyor. Çünkü medya üzerinden takip edileceği üzere artık plastik kirliliği ve onun ana nedeni olan tek kullanımlık hayat tarzı yavaştan da olsa geniş halk kitlelerince tartışılmaya başlanmış gibi görünüyor. Ayrıca her ne motivasyonla olursa olsun (gerek devlete 15 kuruş vermemek, gereke poşet üreticisine ek kar sağlamamak, gerekse de çevreyi kirletmemek), poşet tüketiminden uzaklaşılmasına yarayabileceği ihtimali olduğu için önemli bir eşiğin aşıldığı kanısındayım. Plastik kirliliğinin ana kaynağı her ne kadar tek kullanımlık konforlu hayat tarzı olsa da hepsinin temelinde üreticinin sürekli büyüyen kar hırsı olduğunu da unutmamak gerekiyor. Tüketici her ne kadar bilinçli olmak zorundaysa üretici de o kadar sattığı plastiğin akıbetinden sorumlu olmak zorundadır. Devlete düşen de bunun organizasyonunu sağlamaktır. Aksi takdirde alışveriş poşetini paralı yapmak sadece marketlerin poşet masrafı sorununu çözer.

Doç Dr. Sedat Gündoğdu
Çukurova Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi
www.mikroplastik.org
https://twitter.com/gundogdu_sedat0