Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Bakanlıktan İzdemir Termik Santrali’ne yeniden ‘ÇED olumlu’ kararı: “Hukuk sisteminin açıklarından faydalanıyorlar”

Çevre kirliliğine ve iklim değişikliğine yol açan fosil yakıtlara karşı 30 yıldır mücadele eden Aliağalılar’ın, İzmir Demir Çelik (İzdemir) Enerji Santrali için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna yaptıkları itiraz sonuçsuz kaldı.

Karadeniz Bölgesi için hazırlanmış başka bir dosyadan “kopyala-yapıştır” olarak sunulan ÇED raporundaki bilgiler “Ege Bölgesi” olarak değiştirildikten sonra, santrale yeniden “ÇED olumlu” kararı verildi.

İzmir Demir Çelik (İzdemir) Enerji Santrali 

“Türkiye’deki hukuk sisteminin açıklarından yararlanarak her defasında yeni bir Çevresel Etki Değerlendirme raporu alıyorlar”

Karara 9 yıldır İzdemir Termik Santrali’ne karşı mücadele eden doğa savunucuları tepkili. Gelişmeleri Yeşil Gazete’ye değerlendiren Foça Çevre ve Kültür Derneği Platformu sözcüsü Bahadır Doğutürk çevresel kirlilik bakımından kritik eşiğin aşıldığı Aliağa’nın sahipsiz bırakıldığını söylüyor.

“2010 yılından beri takip ettiğimiz bir dava. Baştan sona hukuksuz olduğu 3 dava sonucunda belli oldu. Bugüne kadar 3 davayı da kazandık. Bütün bilirkişi raporları lehimizeydi. Fakat Türkiye’deki hukuk sisteminin açıklarından yararlanarak her defasında yeni bir Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu alıyorlar. Bu ÇED raporlarını da 1 ay içinde alıyorlar. Çünkü 1 ay sonra bu işletmenin durdurulması gerekliliği var. Biz de bıkmadan, usanmadan dava açmaya devam ediyoruz.

Tabii bu 2010 yılından beri burada ENKA ile birlikte başlamıştı. ENKA vazgeçti. Ama şirket inşaata başlayıp faaliyete geçtiği için herhalde bunu yukarıya karşı artı bir değer olarak kullanarak mahkemeden bu tür kararlar çıkartıyorlar. Mahkeme kararları bizim ne kadar haklı olduğumuzun bir göstergesi. Bugüne kadar açtığımız davalarda, bilirkişi incelemelerinde bölgenin aslında sadece bir termik santral tehdidi altında olmadığını, bu bölgede kümülatif bir çalışma yapılması gerektiğini her zaman savunduk.

Aliağa-Foça arasındaki bölgede 500 bin metrekare alan üzerinde kurulu olan santral faaliyetlerini sürdürüyor. Fotoğraf: Evrensel

“Hem yerel yönetimler, hem merkezi yönetim burada dileyen tesise, dilediği şekilde izin veriyorlar”

Aliağa bölgesi çevresel kirlilik bakımından kritik eşiklerin aşıldığı, Türkiye’deki en önemli bölgelerin başında geliyor. Burada bırakın termik santral yapılmasını, herhangi bir endüstri tesisinin yapılmasına, hatta demirci atölyesinin açılmasına bile müsaade edilmemesi gerekirken bir sahipsizlik söz konusu. Hem yerel yönetimler, hem merkezi yönetim burada dileyen tesise, dilediği şekilde izin veriyorlar. Bizler de yaşam savunucuları, bu bölgede yaşayan insanlar olarak demokratik haklarımızı kullanıyoruz. Yeri geliyor bazen ufak tefek eylemler yapıyoruz, yeri geliyor davalar açıyoruz. Ama bu şartlarda mücadele nasıl devam ettirilecek o konuda ciddi endişelerimiz var.”

Horozgediği Mahallesi Kaynak: Greenpeace Türkiye

“Bacadan çıkan baca tozlarının numunesini bile alamıyoruz”

2010 yılında beri Foça Çevre Kültür Platformu olarak mücadelenin içinde olduklarını ve EGEÇEP ile birlikte hareket ettiklerini anlatan Bahadır Doğutürk en önemli iki sorunun toplumsal muhalefetin örgütlenmesi ve ulusal basın üzerindeki baskılar olduğu görüşünde.  

“Zaman zaman Menemen Belediyesi’nin de içinde olduğu, Ekoloji Birliği, Menemen Ziraat Odası, Foça Belediyesi, Kıyı Ege Belediye Birlikleri ile birlikte açtığımız davalar oluyor. Ama dava açmakla bir yere varamayacağımız gibi bir sıkıntıya doğru gidiyoruz. Çünkü hukuk sisteminde davayı kazanmanız bile yeterli değil. Her seferinde yeni bir ÇED ile karşımıza çıkıyorlar. Santralin zeytinlik alanlara olan mesafesinden tutun da bacadan çıkan baca tozlarının numunesini bile alamıyoruz. Arkeolojik eserler konusunda Kyme Antik Kenti‘ne verilmiş olan zararlar tespit edildi. Mesela bu son ÇED raporunun uyduruk olduğu o kadar belliydi ki. Mücadelenin de bir haysiyeti olur.

“Şimdiki yerel yöneticiler dava açmayı mücadele zannediyorlar”

Aliağa bölgesi Türkiye’nin bir başka bölgesi gibi değil. Burada yüzlerce tesis var. 10 yıldır burada çok az insanla birlikte önemli işler başardık. Ama toplumsal muhalefeti de ileriye taşıyamıyoruz. İnsanlarda bir yılgınlık söz konusu. Dava açsak bile kazanamayacağız diye bir duygu içine giriyorlar. Her seferinde insanları motive etmek de bizim için çok zor oluyor. Dava açmak maddi anlamda da bir külfet bizim için. Sürekli belli kişilerin omuzlarında yürüyen bir mücadele var burada. Aslında toplumsal muhalefeti belediyelerle birlikte verebilsek ses de getireceğiz.

Kaynak: 350turkiye.org 

“Ulusal basında da çok ciddi baskılar var”

1990 yılında bu bölgeye yapılmak istenen bir termik santral, Türkiye’nin en büyük çevre eylemiyle, İzmir’den Gencelli’ye kadar insan zincirleri oluşturularak bertaraf edilmişti. Ama o dönemde ana kent belediye başkanı dahil olmak üzere Bakırçay bölgesindeki tüm yerel yöneticiler halkla el ele, kol kola bu mücadeleyi vermişti. Şimdiki yerel yöneticiler dava açmayı mücadele zannediyorlar. Karşımızdakiler de koskoca şirketler, devletler. Yeni ÇED’e karşı yine bir dava açacağız. Ulusal basında bunlar çok fazla çıkmıyor çünkü çok ciddi baskılar var. Bizim haklı olduğumuzu herkes biliyor ama kimse ifade edemiyor.

“Yaşamı savunanların hukuki mücadelesi giderek aşama kaydediyor”

Toplu ölüm olduğu zaman eyvah biz ne yaptık mı diyecekler? Biz testi kırılmadan uyarmak istiyoruz. Yıllardır TBMM Çevre ve Araştırma Komisyonu buraya da kurulsun diye çağrıda bulunuyoruz. Geçtiğimiz 30 Ağustos günü burada ham petrol sızıntısı oldu. Onunla ilgili tespit davası açtık. Onun da bilirkişi raporları yakında çıkacak. O kadar çok tehdit var ki burada. Petkim Tüpraş varken Star Rafinerisi yapıyor. Çok dertli bir bölge burası. Çevre konusunda bugünkü kazanımlarımız belki bugün bize bir fayda sağlamayacak ama ileriye dönük olarak çevre hukukunda içtihatlar oluşuyor. Kaçamayacakları yerlerden yakalayıp o kazanımları elde ediyoruz. Hakimlerin yeni bir trende girmesinden ziyade yaşamı savunanların hukuki mücadelesi giderek aşama kaydediyor. Başka davalardaki kazanımları da örnek olarak gösteriyoruz.

“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bir kez daha mahkeme kararını yok saydı ve ÇED’i değersizleştirdi”

Avukat Arif Ali Cangı’ya göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aldığı kararla mahkeme kararını yok sayarak Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunu değersizleştiriyor.

“Aliağa için başkaları ne yaptı bilemiyorum ama 7 Aralık’ta toplanan İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nun (İDK) üyeleri, çevre için, yaşam için iyi bir şey yapmadılar, Aliağa ve yöresinin yaşamını termik santrale feda etme pahasına sunulan ÇED raporunu uygun buldular. Rapor incelendiğinde ‘bu kadar da olmaz’ dedirten türden çalakalem, özensiz hazırlanmış bir belge olduğu ortaya çıktı. Mahkeme, atık depolama alanının zeytinlik alanda olduğundan iptal kararı vermişti, yeni ÇED raporu da atık depolama alanının, yine aynı yerde, zeytinlikler arasında yapılmasını öngörüyordu. İDK, bu hukuksuzluğu ve ciddiyetsizliği önemsememişti. Tepkiler oldu, itirazlar yapıldı, milletvekilleri sorular sordu ama fayda etmedi, bu skandal ÇED raporu hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘olumlu’ karar verdiği 28 Aralık’ta duyuruldu. Böylece Bakanlık, bir kez daha mahkeme kararını yok saydı ve ÇED’i değersizleştirdi. Başta Aliağa ve Foça olmak üzere, Menemen’in, İzmir’in çevresini, yaşamını korumak yerine, varlık nedeni ve kuruluş amacına aykırı olacak şekilde termik santralin tedarikçisi gibi davrandı.”

Fotoğraf: Hamdi Atay

İzdemir Termik Santrali 1 yıl içinde yaşama ne kadar zarar verdi?

Aliağa’da davası devam ederken bacası tüten 350 megavatlık (MW) İzdemir Termik Santrali’nin bir yıl içinde yaşam üzerinde bıraktığı tahribat ise şöyle:

  • Atmosfere salınan 2,5 milyon ton CO2
  • Yakılan 1.060 milyon ton kömür
  • Çevreye salınan 150 bin ton kömür külü
  • Kül barajlarında depolanan 160 bin ton kömür külü
  • Denizden çekilen 400 bin m3 su
  • Hayatlı deresine geri bırakılan 160 bin m3 su

Ne olmuştu?

İzmir Demirçelik San. A.Ş.’nin mülkiyetinde olan alan üzerine ithal kömüre dayalı pulvarize kazan teknolojisi ile 350 MW kurulu güçte İzmir Demirçelik A.Ş. ile İzdemir Enerji Santrali-II’nin (Endüstriyel ve Tehlikeli Atık Düzenli Depolama Alanı dahil) inşa edilmesi ve işletilmesi planlanan proje ile ilgili olarak daha önce üç kez “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararları verildi, kararların iptali için açılan davalar kazanıldı. İptalin ardından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı projeye dördüncü kez ÇED olumlu kararı verdi.

Son ÇED dosyasında, “Proje sahası olan İzmir ili, Aliağa ilçesinin içerisinde bulunduğu Karadeniz Bölgesi’nde toprak pH’ı genellikle 7-8 arasında değişiklik göstermekte olup…” ifadesinin yer aldığının fark edilmesi üzerine itiraz dilekçelerini toplayan meslek odaları, çevre örgütleri ve yurttaşlar, İzmir Valiliği’nin de olumlu bulduğu rapora karşı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. 

Bakanlıktan EGEÇEP’e verilen yanıtta, “Bahse konu proje için hakkında verilen iptal kararında yer alan hususlar dikkate alınarak, eksik ve yetersiz görülen bölümlerin yeniden düzenlenmesi sureti ile bakanlığımıza revize ÇED raporunun sunulması ve 2009/7 sayılı genelge kapsamında değerlendirmesi uygun görülmüş olup, projenin ÇED süreci devam etmektedir” denildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün internet sitesinde de, tesis için “ÇED olumlu” kararı verildiği bilgisi paylaşıldı.

Türkiye’nin altıncı büyük ithal kömüre dayalı termik santrali olan İzdemir, enerji santrali büyüklüğü bakımından İzmir’de 2. sırada bulunuyor. Demir çelik, petrokimya tesisleri, gemi söküm, gübre sanayi gibi birçok ağır ve kirli sanayi kuruluşunun bulunduğu Aliağa-Foça arasındaki bölgede 500 bin metrekare alan üzerinde kurulu olan santralin etrafı Myrina, Aigai, Gryneion, Larissa, Panaztepe, Phokaia, Pitane gibi antik kentlerle çevrili.

Haber: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)