[Hayvan Deneyleri] 2019: Onlar için mücadeleye devam – Yağmur Özgür Güven

İnsanlık tarihi boyunca, insan menfaatine küçük ya da büyük her bilimsel gelişme için mutlaka bir bedel ödenmesi gerekti. Peki bu bedeli kim ödeyecek? [Hayvan Deneyleri] yazı dizisinde bu sorunun cevabını hep birlikte bulmaya çalışacağız

***

Deney karşıtı mücadeleyle ilgili 2018’de ne oldu, 2019’dan ne bekliyoruz diye sorulsaydı ve ikisini de tek bir kelime ile anlatmam istenseydi cevabım “mücadele” olurdu.  Hayvan hakları savunusunun içinde yer aldığım 15 yılın yaklaşık 9-10 yılı özellikle hayvan deneylerini ve deney karşıtı mücadeleyi takip etmekle geçti. Ve diyebilirim ki; 2019 yılı da 2018’i aratmayacak.

İnsan ve hayvan arasındaki farklılıkları insan lehine yorumlamak, hayvanlara yapılan kötü muameleyi haklı gösteremez.

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki farklılıkları insan lehine yorumlamak, insan şovenizmidir. Bu abartılı -ve çoğunlukla da saldırgan- durumu ilk bakışta ırkçılık, cinsiyetçilik gibi hastalıklara (ya da hastalıklı ideolojilere) benzetebiliriz ancak şunu es geçmemeliyiz: dünyalı insanlar olarak, hemfikir olduğumuz tek konu hayvan sömürüsünün sürdürülmesi. Türcülük konusunda tüm uluslar, inançlar, coğrafyalar, siyasi görüşler, ülkeler, politikacılar, yasalar birlik olur ve adeta gizli bir ortaklık içindedir. Hayvanlara karşı işlenen suçların altında yatan ana sebeplerden biri olan bu durum, yani türcülük, hayvan hakları mücadelesinin belki de en zorlu cephesi. Kilisenin “insan evrenin sahibidir”inden başlayarak felsefe dünyasının ünlü isimlerinin (çoğunun) insanı daha da kutsallaştıran söylemleriyle devam eden ve günümüze kadar gelen türcü geleneği yıkmaya çalışmak elbette kolay değil.

Yarın sabah tüm dünyada hayvanlar üzerinde deney yapmak yasaklansa ne olur?

1 yıl içinde dünya nüfusu yarıya mı düşer? Ya da 10 yıl içinde? Bir anda salgın hastalıklar mı başlar? Hepimiz kanser olup 3 ay içinde ölür müyüz? İnsan türü gezegenden yok olup gider mi? Ne olur? Hiçbir şey. En azından bunların hiçbiri olmaz. Bizler zaten ölüyoruz. Her saniye, dünyada 4 insan doğuyor ve 2 insan ölüyor. Sadece hastalıklardan mı? Hayır: yangın, doğal afet, trafik kazası, iş-ev kazaları, boğulma, intihar, madde bağımlılığı. Ayrıca birbirimizi de öldürüyoruz: terör, savaş, çatışma, cinayet. Atom bombası, insanlar tarafından diğer insanları öldürmek için icat edildi, insanlığa karşı olası bir tehlikeyle savaşmak için değil. Kimyasal silahlar, biyolojik ajanlar, patlayıcılar, insanların insanları daha etkin öldürebilmesi için bilim marifetiyle tasarlanır ve ilk hayvanlarda denenir. 2016 yılında ülkemizde tüberkülozdan dolayı ölüm oranı (%0,22) terörden dolayı ölüm oranından (%0.28) daha az. Ya da hepatitten dolayı ölüm oranı (%0,13) cinayetten dolayı ölüm oranından (%0,5) çok daha az. Sindirim ve karaciğer hastalıklarından ölüm oranlarının toplamı, yol kazalarında ölüm oranından (%2.36) daha az. Çoğunlukla tüm ülkelerde ölüme sebebiyet veren hastalıklar listesinin en başında gelen iki hastalık: kanser ve kalp-damar hastalıkları. Hastalıktan ötürü ölen her dört kişiden biri kanser, diğeri de kardiyovasküler hastalıklardan ölüyor ki dörtte iki, hayli büyük bir orandır.Ve bu iki hastalığın ortak olan risk faktörleri de: aşırı alkol/tütün kullanımı, fazla kilo ve obezite, genetik yatkınlık ve yaş. Hayvan deneylerinin bizim alkol ve tütün tüketimimize, dengesiz ve sağlıksız beslenmemize, yaşlanmamıza yapabileceği hiçbir şey yok. Ki zaten sonuncuya biz de bir şey yapamıyoruz. Geriye tek bir şey kalıyor: hastalığın kalıtımsal olması. Ailesinde kanser ya da kalp hastalığı geçmişi olan kişiler, zaten ilk iki faktörle ilgili dikkatli olması konusunda doktorlar tarafından uyarılıyorlar.

Hayvan deneyleri ile insanlığı kurtarmaya (mı) çalışıyorlar(?)

Bir yandan insanları yok etmek için çalışırken, bir yandan da insanları iyileştirmek için mi çalışıyoruz? Bu ancak şöyle doğru olabilir: bizden olanı iyileştirmek, bizden olmayanı yok etmek için çalışıyoruz. Deney karşıtı mücadeleyle ilgili geliştirilen ilk argüman, ki bu bir refleks, insan hayatı oluyor. Kanser, yenidoğan hastalıkları, salgın hastalıklar… “bir bebeğin ölmesi daha mı iyi?” deniyor. Elbette değil, kimsenin ölmesi iyi olamaz. Keşke hayvanlar üzerinde geliştirilip insanda başarısız olan ilaçlar nedeniyle onbinlerce bebek kolsuz doğmasaydı. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylere karşıtlığın birden çok ayağı var: bir hayvan hakları aktivisti hayvanlara karşı işlenmiş suçlardan biri olarak ele alırken, bir felsefeci etik yönden ele alıyor, bir tıp doktoru ise hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların insana uyarlanamadığından yola çıkıyor. Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların emek, zaman ve para kaybı olduğunu, bilimsel alternatif yöntemlerin bir an önce geliştirilip çoğaltılması gerektiğini savunan profesyonellerin sayısı hiç de az değil.

Elimizde şöyle bir gerçek var: ön klinik testlerden geçen (yani insanda deneme sürecinden önceki in-vitro ve hayvan çalışmaları tamamlanıp insanda işe yarayacağına dair ciddi kanıtlar elde edilen) ilaçların %96’sı, insan üzerinde yapılan klinik çalışmalarda başarılı olup piyasaya sürülemiyor. Bu veriler; emek, zaman ve para kaybına dair en önemli kanıt olmasının yanı sıra, her yıl dünyada deneylerde kullanılan ve öldürülen 150 milyon hayvanın -ki bu bir soykırımdır- ne için hayatını kaybettiğini de çok acı bir şekilde açıklıyor…

#DeneyeHayır

KAYNAKLAR:

Global Burden of Disease Study 2016 (GBD 2016) Results. Seattle, United States: Institute for Health Metrics and Evaluation (IHME), 2017.

www.healthline.com

.

.

Yağmur Özgür Güven