Yeni yıl hedefi: Az, çoktan çoktur – Birim Mor

Siz hiç kendi yuvasını bozan bir kuş gördünüz mü ya da tatlı su balıklarının denize doğru yüzdüğünü? Bildiğimiz hiç bir canlı türü kendi yaşam alanını bozmuyor.

Biri hariç!

Habitatını yok eden ve diğer bütün canlılardan akıllı (!) olduğunu iddia eden bir türü yakından tanıyorsunuz aslında!

İnsan…

Bütün insanlık tarihi, kendi yaşamına bu denli elverişli biricik Dünya gezegenini yakıp yıkmak üzerine kurulu değil elbette. Sanayi devrimi ile başlayan ve günümüzde gelişmişlik uğruna (!) büyük ivme kazanan, insan kaynaklı doğa tahribatı; insanın yuvası olan ve soyunu devam ettirebileceği tek yaşanabilir gezegenin sonunu getirecek seviyelerde. Mevcut karbon salım hızımızda eksi yönde bir değişiklik olmadığı takdirde 2100 yılına kadar 4°C’nin üzerinde sıcaklık artışı olacağı tahmin ediliyor. Halihazırdaki sıcaklık artışı yaklaşık 1°C iken yaşananları düşündüğümüzde, bu artış bugün yaşama olanak sağlayan dünyamızın gelecekte çok daha farklı bir yere dönüşeceğini gösteriyor. Öte yandan tüketim odaklı ekonomiler, doğada neredeyse yok olmayan olağanüstü miktarlarda toksik etkisi olan atık üretmeye devam ederken; temiz suya, sağlıklı toprağa ve gıdaya erişimin zamanla zorlaşması da kaçınılmaz.

Değişmezsek birçok gezegene ihtiyacımız var!

Hayat tarzımızda hiçbir değişiklik yapmadan, aynen bugün yaşadığımız gibi yaşamaya devam edersek kaç tane daha dünyaya ihtiyacımız olduğunu merak ettiniz mi hiç? Yapılan hesaplamalara göre, dünya nüfusunun tamamının örneğin Kuzey Amerikalılar ya da Katarlılar gibi yaşaması halinde dört tane daha dünya gezegeni kaynağına ihtiyacımız var.

`Ah bu Amerikalılar yok mu!` demeden önce tüm dünya nüfusunun sizin hayat tarzınızı benimsemesi halinde kaç tane dünyaya gereksinim duyacağımızı hesaplayıp şoka girmek bir tık uzağınızda! Eminim üç dört dünya çıktığını göreceksiniz!

1970’lerden beri her yıl küresel olarak hesaplanan Dünya Limit Aşım Günü hesaplarına göre 2018 yılında gezegenimizin bize ihtiyaçlarımız için 1 yıl süresince sunabileceği kaynakların tamamını 1 Ağustos 2018 tarihinde tükettik!

2019’a girmemize sayılı günler kaldı ama biz 2019’da doğanın bize sunacağı kaynakları 2 Ağustos 2018’den itibaren tüketmeye başladık. Bu durum pratikte şu anlama geliyor: doğal kaynaklar üzerinde artan bir baskı! Kendisini yenilemesine, bize sunduklarını kendi içinde tekrar oluşturmasına izin vermeden, yine istemek hatta daha çok istemek! Yani tam bir vurdumduymaz açgözlülük hali…

Dünya Limit Aşım Günü, her yıl tüm ülkelerdeki tüketim alışkanlıkları ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ekolojik ayak izi analizleri yapılarak Global Footprint Network tarafından ilan ediliyor. 2018 yılında insanlığın doğayla ilgili bütün taleplerinin ancak 1,7 tane dünya kaynağı ile karşılanabileceği hesaplandığı için bu yıl Dünya Limit Aşım Günü 1 Ağustos’a denk geldi. 1970’lerden bu yana ilk defa bu kadar erken bir tarihte gezegenimizin limitlerini aştığımızı da vurgulamak lazım. Yeni yılda Dünya Limit Aşım Günü’nün oldukca geç gelmesini umuyorum!

Değişim için: Nereden başlasak ve nasıl yapsak?

Benim çevre tahribatını durdurmak konusunda öğrendiğim yegâne formülü açıklıyorum: Daha az tüketmek!

Her ne konuda olursa olsun, tüketimlerimizde niceliği azaltmamız lazım. “Daha az, daha çoktur” felsefesi ile olabildiğince alçakgönüllü yaşamayı tercih etmeliyiz.

Bunu yaparken de dürüst olmak lazım. Örneğin, üretim aşamasında yüksek karbon salımına ve aşırı su tüketimine neden olmasından dolayı et tüketimi bilim insanları tarafından her fırsatta iklim düşmanı olarak tanımlanıyor.

Paris Anlaşması’nın ardından, geçtiğimiz günlerde iki hafta süren toplantılar için Katowice-Polonya’da biraraya gelen ülke temsilcileri giderek artan karbon salımlarına çare ararken ve Paris hedeflerine nasıl ulaşılabileceğine kafa yorarken, bilin menüde ne varmış? Et ağırlıklı yemeklerin tüketildiği zirvedeki bu tutumu pek çok çevre, ikiyüzlülük olarak yorumluyor. Katılmamak elde degil! Bireyler olarak da bu konuma gelmememiz için önce bilgilenmeli, farkındalığımızı artırmalı ve kendimize özgü-gerçekçi değişim planları hazırlamalı ve pes etmeden uygulamalı.

İnsanların hırsının, egosunun ve bencilliğinin sonucu olarak doğadan kopan türümüz kendi sonunu hazırlarken, fark yaratan tarafta olmak elimizde! Bu anlamda 2019 yılının olumlu bir dönüm noktası olmasını diliyorum. İklim krizi hakkında hem küresel ölçekte, hem ülkemizde hem de bireylerin hayatında değişimin-dönüşümün başlaması dileğiyle!

.

.

Birim Mor