Hafta SonuKültür-SanatManşet

[Gözlem] Hollanda konserimiz ve Amsterdam’dan izlenimler – Selim Altınok

Davet üzerine konser vermek için Hollanda’ya gidiyoruz.1 Aralık 2018 cumartesi günü Atatürk Hava Limanı’ndan kalkan uçağımız bizi tam üç saatte hedefe ulaştırıyor. Öğlen 12.00’de kalkış ve 13.00’te Amsterdam’a iniş. Saat farkı nedeniyle kazandığımız zaman bugün çok işimize yarayacak.

Amsterdam’da gezinti ve ilk izlenimler

Kalacağımız otele yarım saatte ulaşıyoruz. Odalarımıza yerleşme ve dinlenme faslının ardından küçük bir şehir turu yapmak üzere hemen dışarı çıkıyoruz. Yarın tüm gün hazırlıklar ve prova için ayrıldı. 3 Aralık günü konser, 4 Aralık dönüş. Demek ki boş zamanımız bir tek bugün

Otelin önünden araca biniyoruz. Şoförümüz yaşlı, güler yüzlü bir bey. Birkaç dilde hoş geldiniz diye seslenip basıyor gaza. Yirmi dakika sonra şehri gezebileceğimiz bir noktada iniyoruz.

Küçük kafilemizde ben, kardeşim Kerim,piyanistimiz Linda Caso, konser projesini hazırlayan koordinatörümüz Nur Banu Öztürel ve bize eşlik eden iki arkadaşımız bulunuyor.

Hava soğuk ve yağmurlu. Kafelerin olduğu meydana yürürken bisikletlilere rastlıyoruz. Hollanda’nın simgesi haline gelen bisiklet burada en çok kullanılan taşıt. Genç-yaşlı herkes bisikletli. Biz paltolarımızın başlıklarını çekip, kendimizi korumaya almışız. Bisiklet sürenler ise dimdik oturdukları selelerin üzerinde başları açık olduğu halde mont ya da hafif bir paltoyu yeterli görüyorlar. İmreniyoruz doğrusu!

Etrafta aşırı kilolu insan yok, genellikle incecik vücutlar.

Yürümeye devam, bir yandan da çevreyi inceliyoruz. Farklı bir peyzaj, yapılar genellikle iki, üç katlı.

Evler tuğladan yapılmış, pencereler büyük, perde pek kullanılmıyor. Aslında binaların önemli bölümü eski. Yıkıp yenisini betondan yapmak yerine,  onarıp olduğu gibi muhafaza etmeyi tercih etmişler.

Dolaşa dolaşa eğlence yerlerinin olduğu meydana yaklaşıyoruz.

Kulağımıza müzik sesleri geliyor. Bir kafeye oturup bir şeyler içiyoruz. İnsanlar sakin sakin sohbet ediyor. Abartılı bir eğlence yok. Müziğin sesi biraz fazla da olsa, bağıra çağıra konuşmamızı gerektirecek kadar değil. “Haydi, gidelim”diyerek kafilemizi harekete geçiriyorum. Bu kez başka bir yoldan yürüyoruz.

Bir markete girip su alıyoruz. Hollanda’da naylon poşet konusu çoktan ortadan kalkmış. Geri dönüşümlü poşetleri parayla satıyorlar. Ya da kâğıt poşetler kullanılıyor. Görevli, “taşıyabilirsiniz” diyerek, altı adet bir buçuk litrelik suyu ellerimize tutuşturuveriyor. Türkiye’de olsak kesin kabul etmeyiz ama yapacak bir şey yok. Şişeler elimizde yürüyoruz.

Sonradan öğreniyoruz. Oralarda insanlar çoğunlukla çarşıya sırt çantasıyla gidiyor. Öyle kilolarca alışveriş yapmıyorlar. Elmayı armudu taneyle alıyorlar. Çanta dolunca eve dönüyorlar.Demek ki Hollandalılar sık sık alış-verişe çıkıyor. Eh bu da bir tür spor egzersizi sayılabilir ama bize pek uymaz. Hem ailelerimiz kalabalık, hem aynı anda çok iş yapmayı marifet sayan bir tarafımız var.

Dönüş yolunda yine bisikletliler! Motorlu araç neredeyse parmakla sayılacak kadar az.

Bir tramvay geçiyor yakınımızdan, ayakta yolcu yok, herkes oturuyor. Kaldırımlar zeminle hemen hemen aynı hizada. Bir yaşlının yada engellinin rahatlıkla gezebileceğini düşünüyorum. Tekerlekli sandalye ne kolay hareket eder buralarda. Kaldırımların ortasında yolunuzu kesen tezgâhlar, yanlış yerlere konmuş çiçeklikler yok.Ortalığa park etmiş arabayı zaten aklınıza bile getirmeyin. Cep telefonunuza yüklediğiniz bir programla otoparkı kullandığınız süre hesaplanıyor;yapacağınız ödeme kredi kartınızdan düşülüyor.

Aracımız aynı yerde bizi bekliyor.

Yaşlı şoför amcamız, aynı profesyonel gülümsemesi ve yine hoş geldiniz cümleleriyle karşılıyor bizi. Ancak bu kez Kerim ile ikiz olduğumuzu fark edip özel ilgi gösteriyor.

Sabah konser vereceğimiz enstitüye gideceğiz.

2.Gün Hollanda’da Türk Kahvesi!

Yunus Emre Enstitüsü, Hollanda’da Türk Kültürünü yaşatmak ve oradaki Türk azınlığa ortam sağlamak amacı ile kurulmuş.Konserimiz, Dünya engelliler günü için planlandı ama müzisyenler olarak biz kendi kültürümüzü ifade etmeyi ve hatta müziğimizle Doğu’dan Batı’ya bir köprü kurmayı da hedefliyoruz.

Provadan önce enstitünün mutfağında dinlenip müdür bey ve diğer görevlilerle sohbet ediyoruz. Muhabbete birer fincan Türk kahvesi eşlik ediyor, bizim için günün sürprizi!

Az sonra üst katta konser vereceğimiz salondayız. Kuyruklu Yamaha piyanoyu görünce seviniyoruz. Özellikle bir piyanist için konser vereceği yerdeki enstrüman her zaman soru işaretidir. Bizim içinse ses ve sahne düzeni merak konusudur. Hemen platforma yerleşiyoruz.

Konser için hazırladığımız parçalara geçmeden önce ses düzeni ayarlanıyor. Kablolar, mikrofonlar, enstrüman ve seslerin balansı yapılıyor. Uzun bir çalışma sonunda salona tam olarak alıştığımıza karar verip provayı bitiriyoruz.

Yarın konser var, iyi dinlenmek gerek. Otele dönüp akşam yemeği yiyoruz. Restoranda servisimizi Türk garson yapıyor. Esasen Amsterdam’da çok sayıda yurttaşımızın yaşadığını öğreniyoruz.Otelde yemekler güzel ama bizim aklımızda en çok kalacak kimyonlu Gauda Peyniri. Kaşarı andırıyor, çok ince dilimlenmiş.     

Konser, 3 Aralık 2018 Pazartesi

Akşam üzeri saatleri. Enstitü’deyiz. Konsere Hollandalı bir müzisyen katılacak, Bert Louissen. Onu bekliyoruz. Bert tam kararlaştırılan saatte 16.30 gibi elinde beyaz bastonuyla salona giriyor. Tanışıyoruz, hemen kaynaşıyoruz. Yaşlarımızı soruyoruz birbirimize, aynıyız. Bert piyanonun başına geçiyor ve çalıp söylemeye başlıyor. Biz de mandolin ve gitarla katılıyoruz.

Prova sonrası dinlenirken Bert’le sohbet ediyoruz. Konservatuvarı bitirdiğini söylüyor. Kabartma (Braille) notayı hiç kullanmadığını öğrenmek bizi şaşırtıyor. Tüm akorları kulaktan çıkarıp ezberlediğini söylüyor.

Bu arada konuklar gelmeye başlıyor. Enstitü içinde bir hareket, bizde de bir heyecan tabii! Sık sık saatlerimize bakıyoruz. Koordinatörümüz yanımıza gelip Büyük Elçi, Konsolos ve Hollanda’da yaşayan birçok vatandaşımızın geldiklerini haber veriyor. Hollandalı misafirlerimiz de var. Şimdi konser vakti…

Saat 20.00, önce sırasıyla büyük elçi, enstitü müdürü ve proje koordinatörü konuşmalarını yapıyor: Bugün 3 Aralık ve konserin asıl amacı engellilerle ilgili farkındalığı artırmak.

Konser başlıyor, sahnedeyiz, Bert piyanonun başında. Biz mandolin ve gitarla eşlik ediyoruz. Şarkı geçişleri sırasında konuşuyor. Amerika’da büyük bir kayıt şirketi “Atlantik Records”u kuran Ahmet Ertegün’den bahsediyor. İlk bölümün finalini, Hollanda’da herkesin çok iyi bildiği “Bij Ons In DeJordaan” ile yapıyoruz.

Bert bolca alkış alıp yerini Linda’ya bırakınca bizim havalara başlıyoruz. Önce Memleketim, ardından kendi bestemiz “Bir Ağaç Gibi”, türküler, şarkılar, arada bir komşu müziği sirtaki. Salondan bize yansıyan enerji yüksek. Kâh parçalara eşlik ediyorlar, kâh alkışla tempo tutuyorlar. Sahnedeki müzisyen için en büyük ödül salonun coşkusu ve alkışlar!

Bizden bir Longa ile Mozart’ın Türk Marşı’nı harmanlayıp doğu-batı sentezi yapıyoruz. Final Türk Müziği!

Konser bitiyor ama gece sürüyor.

Aynı salonda resepsiyon veriliyor. Türkiye’den yıllar önce Hollanda’ya yerleşmiş insanlarla tanışıyoruz.  Oraya henüz yerleşmiş İstanbul’dan tanıdığımız iki genç de bizi dinlemeye gelmişler, ne hoş sürpriz! Hepsi “Kendimizi memlekette gibi hissettik” diyorlar. “Bizi yıllar öncesine götürdünüz”diyorlar. Teşekkür ediyorlar. Ne mutlu bize! Haftalar öncesinden konser için başlayan hazırlığımız, repertuvar seçimi, provalar, seyahat ve konserin tatlı yorgunluğu bir anda uçuveriyor. Saatler geçiyor ama hemen herkes hala salonda. Kokteyl masalarının başında ayakta derin sohbetler yapılıyor. Hepimiz birbirimizle hasret gideriyoruz adeta.

Böylelikle bir konser gecesi ve seyahat belleğimizde bıraktığı anılarla, izlenimlerle sona eriyor.

Selim Altınok

Kategori: Hafta Sonu