24. Taraflar Konferansı, sarı yelekliler ve toplumsal kabul edilebilirlik – Ayşe Uyduranoğlu

1992 yılında Rio De Janerio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni (BMİDÇS) imzaya açmıştır. BMİDÇS gereği ortaya çıkan en önemli yapılanma, Taraflar Konferansı’dır. 1995 yılından itibaren düzenli olarak toplanan Taraflar Konferansı, bu yıl 3-14 Aralık 2018 tarihleri arasında Polonya’nın Katoviçe kentinde yapılmaktadır. Bu toplantıların amacı, bilimsel verileri temel alarak iklim değişikliğine ilişkin gelişmeleri değerlendirmek ve mümkünse iklim değişikliği sorunu ile mücadelede uluslararası mutabakatı sağlamaktır.

İklim değişikliğinin neden kaynaklandığı, önlem alınmazsa neler olabileceğine dair çok sayıda araştırma mevcuttur. Uzun bir süredir hem akademik çevrelerde, hem de uluslararası toplantılarda bu sorun ile mücadele edebilmek için ne tür önlemler alınabileceği de tartışılmaktadır. Ekonomistler tarafından en çok savunulan mali politika araçları, karbon vergisi ve emisyon ticaretidir. Her iki politika aracı da piyasa temelli olup, başta karbon olmak üzere sera gazı emisyonlarını fiyatlandırmak suretiyle, iklim değişikliği ile mücadelede etkin olabilirler. Diğer taraftan, bu politika araçlarının dünya çapındaki uygulamaları çok sınırlıdır. 2017 yılı itibariyle, emisyon ticareti ve karbon vergisinden oluşan karbon fiyatlandırma girişiminin sayısı kırk altıdır ve bunların tamamı uygulamada olmayıp, bir kısmı henüz planlama aşamasındadır (Carbon Pricing Watch, 2017).

İklim değişikliğine karşı uygulanabilecek bu politika araçlarının uygulanmasında politika yapıcıların yeterince hızlı davranamamasının nedeni, siyasi ve toplumsal kabul edilebilirliktir. Karbon vergisi, Avrupa Birliği’nde (AB) uzun süredir tartışılmakta olup, sadece bazı üye ülkelerde uygulanmaktadır. AB, 1990 yılında karbon ve enerji vergisini önermiş, ancak bazı ülkelerin itirazı üzerine öneriyi geri çekmiştir. AB genelinde yeni bir verginin uygulanması, ancak oybirliği ile mümkündür. Üye ülkelerden birinin itirazı halinde dahi, vergi önerisinin kabul edilmesi mümkün değildir. Birleşik Krallık, Portekiz ve Yunanistan’ın farklı nedenlerden ötürü itirazları sonucunda, karbon ve enerji vergisinin AB genelinde uygulanması mümkün olamamıştır.

Son günlerde Fransa’nın çeşitli yerlerinde yaşanan olaylar, bu politikaların toplumsal kabul edilebilirliğini bir kez daha gündeme getirmiştir. Fransa, iklim değişikliği ile mücadele etmek için, Ocak 2019’da geçerli olmak üzere akaryakıt vergilerini arttırmayı planlamıştır. Ancak “Sarı Yelekliler” olarak örgütlenen grup tarafından yapılan gösterilerin, kısa bir sürede şiddetini arttırarak ülke geneline yayılması, Fransa hükümetinin geri adım atmasına neden olmuş ve vergi artışı bir süreliğine ertelenmiştir.

İklim değişikliği ile mücadele etmek için karbon vergisi gibi yeni konulacak vergilere ve/veya halihazırda uygulanan vergilerin arttırılmasına karşı toplumsal direncin en büyük nedeni, bu vergilere karşı önyargıdır. Karbon vergisi de dahil olmak üzere akaryakıt vergileri, tüketim vergileridir ve vergi mükelleflerinin ödeme gücünü tam olarak yansıtmadığı için regresif, yani gerileyici bir yapıya sahiptir. Diğer bir deyişle, vergi yükü, düşük gelirliler tarafından daha fazla hissedilmektedir. Ayrıca, Türkiye ve AB ülkelerinde akaryakıt vergilerinden elde edilen gelirler, tüketim vergi gelirleri içinde önemli bir paya sahiptir. Bu vergiler, nihai tüketiciye yansıyan fiyatın da önemli bir yüzdesini oluşturur. Diğer tüketim vergileri gibi, akaryakıt vergileri de idari açıdan tahsilatı çok kolay vergilerdir. Akaryakıt vergilerine ait bütün bu özellikler, toplumda hükümetlerin daha fazla vergi toplayabilmek için iklim değişikliğini bahane ettiği kanısına yol açmaktadır. Ama aslında iklim değişikliğine karşı konulan vergiler mali vergiler olmayıp, dışsal maliyetleri fiyat mekanizması içine yansıtmayı amaçlamaktadır.

24. Taraflar Konferansı, Katoviçe’de devam ederken, dünyanın dört bir tarafından gençlerin ve çocukların iklim değişikliğine karşı isyan ve eylem haberleri gelmektedir. İklim değişikliği konusunda toplumda farkındalık arttıkça, uygulanabilecek fiyatlandırma politikalara karşı direncin azalması muhtemeldir. Birleşmiş Milletler, iklim değişikliği ile mücadelede mali mekanizmaların gerekliliği savunmak kadar, farkındalığa da önem vermeli ve hatta çok geç olmadan iklim seferberliği başlatmalıdır. Çünkü iklim değişkliği ile mücadele, zamana karşı bir yarıştır.

Ayşe Uyduranoğlu