Üç rapor bir soru – Ergin Yıldızoğlu

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Geçen günlerde yayımlanan üç rapor, çok önemli bir soruyu gündeme getirdi. Raporlardan ikisi küresel ısınma, iklim değişikliği eğilimleri ve olası sonuçlarıyla ilgili. Üçüncüsü de Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA) 2018 Dünya Enerji Raporu. Soruya gelince o yazının sonunda…

Beklenenler oluyor

Bu yıl boyunca televizyon kanallarında ABD’nin doğu kıyılarını vuran kasırgalara, batı kıyısında patlak veren orman yangınlarına ilişkin çok çarpıcı görüntüler, can kaybına ilişkin haberleri izledik. Federal hükümetin 23 Kasım’da yayımlanan yaklaşık 1600 sayfalık İklim Değişikliği Değerlendirme Raporu, bugün egemen olan eğilimler devam ederse, yüz yıl sonuna kadar ABD’de ortalama sıcaklıkların 3-12 derece yükseleceğini bunun da ülkenin büyüme hızından yüzde 10 oranında kesinti yapabileceğini hesaplıyor.

Yalnızca geçen 3 yılda ABD’de iklim krizinden dolayı yaşanan felaketler, ekonomiye 44 milyar dolar ek yük getirerek toplam iklim krizi faturasını 400 milyar dolara yükseltmiş, Rapora göre aşırı sıcaklardan kaynaklanacak ölümlerin ekonomiye getireceği yük 2090 yılına kadar 140 milyar dolara, su seviyesinin altında kalacak gayrimenkullerin maliyeti de 507 milyar dolara ulaşabilecek.

İDD Raporu, küresel ısınmadan kaynaklanacak yangınlara, kasırgalara ani su baskınlarına ve sellere ilişkin olarak, önceki yıllarda yayımlanan raporların uyarılarında dile getirilen beklentilerin gerçekleşmekte olduğunu vurguluyor.

İDD Raporu, buzulların, kar tabakalarının erimeye, deniz seviyelerinin yükselmeye, ısınmaya, asit oranlarının artmaya, denizlerde yaşayan canlıların daha serin sulara doğru göçmeye başladığına işaret ederek, “Gezegenin ısınmaya devam ettiğinden hiç şüphe yok” diyor.

Gereken önlemler alınmıyor

BM’in 26 Kasım’da yayımladığı rapor, 2015 Paris Anlaşması’nda konulan hedeflere ulaşılamadığını, ülkelerin küresel ısınma eğilimlerini geri çevirmek için gereken önlemleri almadığını savunuyor.

Acilen gereken önlemler alınarak, sera gazları emisyonlarında en az yüzde 25 oranında bir azalma gerçekleştirilemediği takdirde küresel ısınma artmaya devam edecek, 2015 anlaşmasının koyduğu (endüstri öncesi dönemin ortalamalarına göre), dünyada yaşamın geleceği açısından kritik 2 derece sınırı 2030 yılına kadar aşabilecek.

BM raporuna göre, toplam emisyonun yüzde 60’ını gerçekleştiren 57 ülke, sera gazları emisyonlarını 2030’dan önce azaltma yolunda ilerliyor. Buna karşılık en çok sera gazı üreten ülkeler, başta ABD olmak üzere 2015 hedeflerinin gerisinde kalıyorlar.

Birinci sıradaki ABD’de, Pentagon küresel ısınmanın getirmekte olduğu güvenlik sorunlarına uyum sağlayabilmek için gereken önlemleri almaya çalışırken, Trump yönetimi küresel ısınmaya inanmıyor, 2015 Paris Anlaşması’ndan çıkıyor. Dünyanın en büyük yağmur ormanlarına sahip, aynı zamanda 7. büyük sera gazı üreticisi olan Brezilya’da seçilen faşist devlet başkanı da Paris Anlaşması’ndan çekileceğini söylüyor. Dışişleri Bakanlığı’na getireceği adam, küresel ısınmanın “emperyalist komplo” olduğuna inanıyor. Geçen hafta, Brezilya, 2019’da Rio’da yapılması planlanan iklim zirvesine ev sahipliği yapmayacağın açıkladı.

Durum gerçekten vahim! UEA’nın geçen hafta yayımlanan raporunda, hidrokarbonların, (petrol, gaz, kömür) bugün de, 10 yıl önce olduğu gibi, toplam enerji arzının yüzde 81’ini oluşturduğuna işaret ediliyor. Aynı dönemde yenilenebilir kaynakların payı yüzde 1’den yüzde 7’e çıkmış. 2040’a gelindiğinde hidrokarbonların payı en fazla yüzde 74’e düşebilecekmiş. Rapor “yenilenebilir kaynaklar, henüz hidrokarbonların yerine geçemiyor, geçebilecek gibi de görünmüyor” diyor.

Geçen hafta, The Economist, “İklim değişikliğini önlemek neden bu kadar zor” diye soruyordu. Verdiği cevap ise, gerekli kurumların ve siyasi iradenin yokluğuyla ilgiliydi. Buna karşılık, muhafazakâr The New York Post’daki bir yorum, gerçeğe çok daha yakın. NYP yazarına göre, gereken önlemleri alma konusunda, “sorununun siyasi irade yokluğundan öte, önemli bir maliyet boyutu var: Görece ucuz, verimli fosil yakıtlar, rekabet düzeyini düşürücü yeşil-enerji kaynaklarıyla değiştirilmek isteniyor”.
Sermayenin birikim dinamikleriyle, sera gazları üretimi arasında yakın bir ilişki var. Büyük durgunlukta az da olsa gerileyen CO2 emisyonu, dünya ekonomisindeki, ilk toparlanma işaretleriyle birlikte yeniden artmaya başladı. Kapitalist uygarlıkta büyüme eğilimi, gezegeni yok etme eğilimiyle at başı gidiyor.

Bu da bizi, “insanlık, hatta gezegendeki canlılar, kendini ‘ucuz’, ‘verimli’, ‘rekabet gücü’ gibi kavramlarla ifade eden kapitalist gerçekçilik canavarının büyüme (birikim) saplantısıyla birlikte yaşamaya, daha ne kadar dayanabilir” sorusuna getiriyor.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Ergin Yıldızoğlu