Hafta SonuManşet

Yaylacılık yok olmasın – Banu Acar

Son yıllarda Karadeniz, muhteşem doğasıyla ve benzersiz yaylalarıyla gitgide daha fazla gezgini kendine çekiyor. Bunda Instagram’ın etkisi de yadsınamaz. Peki yaylalar bu ziyaretçi yoğunluğunu kaldırabilecek potansiyele sahip mi? Bunaldıkça Karadeniz’e kaçan biri olarak, gözlemlerimi ve düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Avusor

Bölge halkının iki mesafe arasında mevsime göre yer değiştirmesi, yaylacılık olarak adlandırılıyor. Yazın hayvanlarını otlatmak, yağ, peynir yapmak üzere yüksek meralara çıkan halk, kışın havanın soğumasıyla birlikte daha düşük rakımlı sıcak yerleşim yerlerine geri dönüyor. Yayla zamanı, onlar için belki de yılın en keyifli vakti ama aynı zamanda bu dönem, hayvanlarını rahatça otlatabilmeleri, yıl boyu ihtiyaç duyacakları yiyecekleri üretmeleri açısından çok önemli.

İki Farklı Örnek: Didingola ve Pokut

Karadeniz’e sıklıkla giden biri olarak, Rize – Çamlıhemşin çevresinde Didingola (Büyük Yayla), Komati, Dilberdüzü, Ayder, Pokut, Sal, Gito, Avusor, Elevit yaylalarını gezip görmüşlüğüm var. Bana göre bunlar arasından yaylacılığın gerçek anlamda devam ettiği başlıca yer, Didingola. Bunun nedeni, yayla evlerinin çok büyük bir alana dağılmış olması, keçilerin, ineklerin büyük meralarda rahatça otlatılmaları, alanın büyüklüğünden dolayı turla gelen ziyaretçilerin yayla sakinlerinin hayatlarına engel olmamaları ve onları rahatsız etmemeleri.

Bu tablonun tam karşı ucundaysa, bütün yaz sosyal medyada paylaşılan Pokut Yaylası var. Pokut Yaylası’nı ben de merak ediyor ve görmeyi çok istiyordum. Fakat yaylaya gittiğimde aylardan Eylül olmasına rağmen o kadar fazla ziyaretçi vardı ki, kalabalık beni bile rahatsız etti. Birkaç yayla sakininin öfkesine tanık olunca da, bu işte bir yanlışlık olduğuna emin oldum.

Ayder

Ekipten bir arkadaşımız çok uzaktan drone çekimi yaparken, “Drone çekimi yapamazsınız, yasak,”  diyen yayla sakinine nedenini sorduğumda, yaylada farklı zamanlarda iki ineğin drone’dan korkup kaçarken kendilerini duvara vurarak telef olduğunu öğrendim. Geçimini hayvanından kazanan bir insan için bu bir felaket demek. İkinci sebep de yayla sakinlerinden bir kadının drone ile habersiz olarak çekilmesi. Gelenek, görenek ve yaşam tarzları nedeniyle, bir fotoğraf çekimini bile kabul etmeyen insanları kendi yaşam alanlarında izinsiz olarak çekmenin savunulacak bir yanı yok.

Bütün bunların yanında, Pokut’ta gezerken, çok kalabalık bir tur grubunun bağıra bağıra türkü söyleyerek yanımızdan geçmesine de şaşırmadım değil. 20-25 kişinin hep birlikte kapınızın önünde bas bas bağırdığını bir düşünün. Bu fikirden çok hoşlanmayacaksınız.

Gito

Biz çevrede dolaşırken, yayla sakinlerinden bir başka yaşlı amca, “Burası bizim yaşam alanımız, bıktık artık kalabalıktan,” diye söyleniyordu. Biraz sohbet edince anlatmaya başladı; eşi bir sabah erkenden hayvanlarını sağmaya ahıra gidiyormuş ve ahırın önünde hiç tanımadığı birinin fotoğraf çektiğini görmüş ve tedirgin olmuş. “Bir yabancının benim evimin önüne kadar girmeye ne hakkı var, size aynısı yapılsa hoşunuza gider mi?” diye sordu bize. Kim haksız olduğunu söylebilir ki?

Yerliyle Turist Karşı Karşıya

Yerel halkın bu ani istila karşısında şaşkın ve huzursuz olmakta haklı olduklarını inkar etmemek gerek. Ancak mesele şu ki, aslında sorunun kaynağı, karşı karşıya geldikleri ziyaretçilerin kendisi değil. En azından yalnızca onlar değil. Yaşam alanları bu kadar ziyaretçi alıyorsa, bunun bir ekonomik boyutu ve paydaşları var. Sorunlar da ancak tüm tarafların bir araya gelip çözüm ve alternatifler üretmelerinden geçiyor. Ancak bu şekilde, tüm taraflar için fayda sağlayacak bir model üretilebilir. Aksi takdirde yaylaları bekleyen sonu görmek için, Ayder Yaylası’na bakmak yeterli.

Pokut

Ayder’in Kaderi

Kurban Bayramı’nda sosyal medyada gördüğüm Ayder Yaylası, kelimenin tam anlamıyla içler acısıydı. Ayder’e çıkan araçların oluşturduğu trafik bir yandan, insan seli diğer yandan, korkunç bir tablo vardı. Ayder yaylasında zaten hayvancılık bitirilmiş durumdayken, yetkililer diğer yaylaları kurtarmak için acil önlem almalı artık.

Turizm profesyonellerinin de şapkalarını önüne koyma zamanı geldi de geçiyor. Bir tur planlarken, yaylaların bu kadar insan ve araç yoğunluğunu kaldırıp kaldıramayacağını düşünmek zorundalar; meslektaşlarıyla iletişim ve işbirliği içinde olmak zorundalar. Ayder yaylasında hayvancılık bitirildikten, bir dolu inşaat yapıldıktan sonra, “Ayder’i bitirdik,” diye pişman olmanın faydası olmadığı gibi, diğer yaylalaları da bitirdikten sonra pişman olmanın kimseye faydası olmayacaktır. Hatalardan ders çıkarabildiğimiz sürece yol alabiliriz.

Didingola

İğneyi Kendine…

Karadeniz’de yaşayan yayla halkının hayatını zorlaştırmamak için tek tek her ziyaretçiye düşen sorumluluklar da var elbette. Lütfen yaylaları gezerken çevreyi kirletmeden, yayla halkını rahatsız etmeden, hayvanları korkutup ürkütmeden ve buranın bir eğlence parkı ya da fotoğraf stüdyosu değil, insanların yaşam alanı olduğunu unutmadan gezelim.

Karadeniz Türkiye’nin akciğeri ve nefes alabilmek için ona ihtiyacımız var. Yeşilin kalesi Karadeniz’i koruyalım ki, gelecek nesiller de bu bulunmaz doğanın güzelliğini keşfedip, onu doyasıya yaşayabilsinler.

 

 

Banu Acar

Kategori: Hafta Sonu