Hafta SonuManşet

Çocukluk insanın anavatanıdır

Virginia Woolf, annesini kaybedene kadar yaz tatillerini ailesi ile birlikte, İngiltere’nin Cornwall Bölgesi’nde bulunan St Ives’ta geçirmiştir ve bu tatillerin hayatındaki etkisini şöyle dile getirmektedir: “Birinin geçmişi… Çocukların bahçede koştuğunu görüyorum. Gecede denizin sesi. Neredeyse hayatın kırk yılı, hepsi onun üstüne kurulu, öyle nüfuz etmiş ki asla açıklayamam.” En çok sevdiğim romanının esin kaynağı ise, St Ives’taki Godvery (Kernevekçe küçük ciftlik anlamına gelen) Deniz Feneri’dir. Woolf, “Deniz Feneri” isimli romanında günlük hayatı tam olması gerektiği gibi anlatır. Olağanüstü bir tarafı yoktur, ama günlük hayatın bu kadar sıradan anlatımı, romanı olağanüstü yapar. Çocuklar, onların coşkusu, beklentisi ve heyecanları romanı olağanüstü yapmaya zaten yeterli değil midir?

Çocukluğumuz nasıl geçiyorsa, iyi ya da kötü, bütün hayatımız ona göre şekilleniyor. William Wordsworth, “My Heart Leaps Up” isimli şiirinde çocuğun insanın babası olduğunu söyler. İlk başta çelişkili gibi görünse de çocuk, yetişkin olduğunda çocukken yaşadıklarının, öğrendiklerinin ve tanık olduklarının fazlası ile etkisinde kalacaktır. Hepimizin çocukluğu, kendi yetişkinlik çağlarımıza babalık yapacaktır. “My Heart Leaps Up”,  kısa bir şiir olmasına rağmen, son derece etkili ve güçlü bir şiirdir; tıpkı Ahmet Haşim’in “Karanfil” isimli şiiri gibi.

Harper Lee’nin muhteşem bir babaya sahip olması, yaşadığı dönemin olumsuz taraflarına rağmen babası sayesinde güzel ve unutulamayacak anılarla dolu bir çocukluk geçirmesi, “Bülbülü Öldürmek” isimli romanına esin kaynağı olmuştur. Romanın film uyarlaması da mevcuttur. Romanlardan uyarlanan filmleri dikkate aldığımızda, romanın hakkını veren sinema uyarlamalarının az olduğunu görebiliriz. Sanırım “Bülbülü Öldürmek” filmini, romanına tercih ederim. Romanın film uyarlamasını TRT’nin tek kanal, siyah beyaz olduğu dönemlerde izlemiştim. On bir yaşında olmalıyım. Aklımda en çok kalan, kızın babasına adı ile hitap etmesiydi. Romanın kahramanlarından biri olan Scout babasını, “Atticus” diye çağırırdı. Yıllar sonra filmi tekrar izleyince, o sıcaklığı yeniden hissettim. Robert Duvall’ın canlandırdığı “Boo” karakteri, çocukların hayatını kurtarması ve filmin sonunda kapının arkasında utangaç gülümsemesi ile belirmesi. Evet, hatıralarıma öyle nüfuz etmiş ki asla açıklayamam.

Dünya Çocuk Hakları Günü, 20 Kasım 1989’da Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiştir. En temel çocuk haklarından biri de insana yakışır yaşam standardına sahip olma hakkı olarak belirlenmiştir. Ancak hem dünyada, hem de ülkemizde çocuklara dair yaşanan gelişmeler pek iç açıcı değildir. Hatta son derece kaygı vericidir. Savaş ortamında büyüyen çocuklara resim çizdirildiğinde silah, tank ve patlayan bombaları içeren resimler ortaya çıkmaktadır. Huzurlu ortamda büyüyen aynı yaş çocukları, çiçek, gökkuşağı, kelebek ve benzeri resimler çizmektedir. Bazı çocuklar ise, konusu ne kadar karanlık olursa olsun resim çizebilecek kadar yaşayamamaktadır. Yemen’de açlıktan ölen çocukların sayısı düşündürücüdür. Bu çocuklar, değil eğitim hakkına sahip olmak, hayatta kalabilecek kadar besin alma hakkından bile mahrum bırakılmışlardır. Sağlıklı ve dengeli beslenmeden bahsetmiyorum bile. Çocukların bir diğer hakkı ise, ekonomik sömürüden korunmaktır. Ancak dünyadaki çocuk işçi sayısı, milyonlar ile telaffuz edilmektedir.

Açlık, eğitim hakkından mahrum kalma, istismara uğrama ve buna benzer sorunlara ilave olarak, çocuklarımızı bekleyen çok başka bir tehlike daha var, küresel iklim değişikliği. Maalesef küresel iklim değişikliği,  birçok farklı soruna da neden olmaktadır ve etkili önlemler alınmadığı takdirde gelecekte etkisini daha fazla hissettirecektir.

İktisat yazınında piyasa başarısızlığı olarak değerlendirilen küresel iklim değişikliği sorununun piyasa temelli araçlar ile çözülebileceği, hiç değilse yavaşlatılabileceği tartışılmaktadır. Piyasa temelli araçlardan biri, emisyon ticaretidir.  Emisyon ticaretinin temelleri, Ronald H. Coase tarafından 1960 yılında geliştirilen “Coase Teoremi”ne dayanmaktadır. Ekonominin ilkeleri dikkate alındığında, etkin bir şekilde işleyebilecek bir sistem olabilir. İyi tanımlanan mülkiyet hakları aracılığı ile çevreyi ne kadar kirletebileceğimize karar verebiliriz ve bu kararlarımız rasyonel olabilir. Ancak bu sisteme getirilen en önemli eleştirilerden biri, gelecek nesiller adına karar almamızın ne kadar adil olacağıdır. Çünkü bizim şu an neden olduğumuz sera gazı emisyonları, gelecek nesilleri daha çok etkileyecektir. Yerel hava kirliliği ise, çocukların beyin gelişimi üzerinde son derece olumsuz etkilere sahiptir. Buna ilave olarak, yerel hava kirliliği başta solunum yolları hastalıkları olmak üzere çeşitli hastalıklarının da temel nedenidir. Çocuk haklarının ihlaline dair daha birçok örnek verilebilir. Dünyanın farklı yerlerinden sağlanan veriler, çocuk haklarının bir hayli ihlal edildiğini teyit etmektedir.

Çocukluk, insanın anavatanıdır. Güzel bir çocukluk geçirme şansına sahip olabildi isek, ne zaman bunalsak, sıkılsak çocukluk hatıralarımıza sarılmaz mıyız? O büyülü günlere sığınmaz mıyız? Scout, Jem ve Dill’in yaptıkları gibi kamyon lastiklerinin içine kıvrılıp, sokaklarda yuvarlanmak istemez miyiz? Yetişkin olarak çocukların öyle kaygısızca oynadığını görmenin huzuru. O anki huzur… Çocuk haklarının korunması, insanlığın geleceğini şekillendirecektir.

 

 

Ayşe Uyduranoğlu

Kategori: Hafta Sonu