[Cadı Kazanı] Bir şiddetin anatomisi – Nuran Seyhan Bayer

Şiddetin kadavrası sedyeye yatırıldı. Kadavra bütün cinselliğiyle ortaya döküldü. Her neşter vurandan bir çığlık yükseldi:

– “Ahmet Kural’ı bitirme projesidir bu”

– “Hanımefendi Osmanlı kadını olamamış. Kol kırılır yen içinde kalır”

– “Kuran-ı Kerim’de bile kadını hafifçe dövmekten bahsedilir”

– “Günümüz kadınları fazla özgürlükçü, maalesef fazla tahammülsüz”

– “Bu hepimize ders olsun”

– “Geçmişte de şiddet gördüğünü okudum ve eğer öyleyse neden o zaman sustu diye   düşündüm”

-“Ne kadar doğru söylüyor”

-“Adam dövmüş de acaba neden dövmüş?”

-“Kül tablasıyla saldırıyı yalanladı”

Bu da şiddetin pornografisi. Tanınmış bir yüz, ünlü, medya starı olunca olay bir gösteriye dönüşüyor. Parti liderleri, üst düzey devlet erkanı yani “karar verici erkekler”, erkek şiddeti mağduru ünlü “kadın” ı tek tek arayıp, üzüntülerini söyleyip arkandayız, yanındayız, naraları atarken sessiz sedasız bir kadın daha yaşamdan koparılıyor. Erkek şiddetinin kadınların yaşama haklarını elinden alan cinayetleri ise 3’üncü sayfalarda boy göstermeye ve kanıksanmaya devam ediyor.

Twitter’den, facebooktan atılan mesajlar, paylaşılan duvar yazılarıyla vicdanlarını yıkayan insancıklar, görevlerini yapmanın rahatlığıyla, yastıklarına başlarını koyup mışıl mışıl uyuyorlar.

Cezasızlık, damgalanma, sessizlik, erkeklik ve kadınlık öğretileri, cinsiyetçi dil, kadına karşı şiddetin pandemik bir oranda sürekli artmasına izin verdi. Feminist kadınların bin bir güçlükle açtıkları sığınma evleri yerel yönetimlerden destek görmedi. Hatta eski bir belediye başkanı, kadın sığınma evlerini” geneleve” benzetmede hiçbir yeis görmemişken bugün bazı partilerin paylaşamadığı kişi haline gelebildi.

Ahmet Kural yerden yere vurulurken adı sık sık dayak kelimesiyle yan yana gelen Müslüm Gürses filmiyle alkışlanıyor, yere göğe sığdırılamıyor, keza İbrahim Tatlıses “saraylarda” boy gösteriyor. Sigara yasağına uymayanları anında bildirmek için “Yeşil Dedektör” uygulaması akıllı telefonlara yüklenirken, şiddete uğrayan kadınlar için bir “kırmızı dedektör” düşünülemiyor nedense …

Kişisel olarak 1994 de Ankara’da Kadın Dayanışma Vakfı’nı kuran ve daha sonra Türkiye’nin ilk kadın sığınma evini açan 40 kadından biri olarak bugün geldiğimiz noktaya baktığımda feminist kadınların onca emek ve özverili çalışmasının neden bir anda silindiğini çok iyi biliyorum. Bunları başka bir yazımda sizlere paylaşacağım.

25 Kasım dünyada olduğu gibi bizde de “Kadına Karşı Şiddetle Mücadele” günü olarak bilinir. Her yıl olduğu gibi tabii yine afaki konuşmalar, demeçler, medya ve karar vericilerin ikiyüzlülüğü ortaya dökülecek.

Fenerbahçe Kulübü, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından yürütülen HeForShe hareketi ile birlikte küresel bir iş birliğini hayata geçirip, futbol takımının kolunda HeForShe’yi taşıyarak eşitlik için sahaya çıkacağını açıklarken, şiddetin kaynaklarından biri olan “futbol” masaya yatırılıp neşter vurulmayacak. Ve erkekler maçlarda kinlerini, nefretlerini kadın ve annelerinin vajinası üzerinden dillendirecek. Erkek çocukları sokakta oynarken birbirlerinin analarına küfretmeye devam edecek ve bir kadınla sevişmeyi “koymak” kelimesiyle ifade edecek… Yani “erkeklik” öğretisi aynı şekilde sürüp giderken, kampanyaların gölgesine yıkanacağız yine.

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”  – Hannah Arendt

 

 

 

Nuran Seyhan Bayer