Kömür, sivil itaatsizlik ve yolun sonu – Mavi Özkalıpçı

Geçen Ekim ayı sonunda Almanya’nın Köln şehri yakınlarında Ende Gelände örgütü liderliğinde 6500 eylemci şu ana kadar linyit kömürüne karşı yapılan en büyük sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirdik. 4 bin kişi Avrupa’nın en büyük karbon emisyonundan sorumlu olan RWE (Rheinisch-Westfälisches Elektrizitätswerk) kömür madenlerine giden raylara yatarak 24 saat boyunca bu yolu kesintiye uğrattık. Verilen mesaj çok açıktı: Eğer Almanya kömür çıkarılmasını aşamalı olarak durdurmak için gerekli siyasi adımları hemen atmazsa bunun önüne bedenlerimiz ile geçeceğiz. Buradayız. Sayımız giderek artıyor. Şimdi daha disiplinli, daha kararlı ve daha güçlüyüz. Burası yolun sonu.

Fotoğraf: Thibaud Mabut

RWE Avrupa’nın çevreyi en fazla tahrip eden karbon emisyonundan sorumlu olan kömür şirketi

Geçen bahar çevre örgütlerinde sözü geçmeye başlamıştı. Bu sonbahar Almanya’daki Ende Gelände iklim kampı çok büyük olacaktı.

“Ende Gelände”, Türkçede Yolun Sonu anlamına geliyor. 2015 yılında Almanya’da kurulan, kömür kullanımının sona ermesi için mücadele eden, yöntem olarak sivil itaatsizliği ve taban yapılanmasını benimsemiş bir çevre örgütü. RWE ise Avrupa’nın çevreyi en fazla tahrip eden karbon emisyonundan sorumlu olan kömür şirketi. Almanya Paris İklim Antlaşması doğrultusunda iklim değişikliğinin 1,5 °C ile sınırlanabilmesi için 2020’ye kadar sağlaması gereken koşulların oldukça uzağında. Bu yılın “Ende Gelände” hedefi, hükümet yetkililerinin atıllığına dikkat çekmek ve yenilenebilir enerjiye geçiş için baskı yaratmak için RWE’nin kullandığı Hambach tren yolunu, dolayısıyla da bu madenlerden linyit kömürü taşınmasını durdurmaktı.

Fotoğraf: Thibaud Mabut

Eylül gelip de yapraklar kızarmaya başlayınca hepimizi bir tedirginlik kapladı. Geçen sene Lozan’dan iklim kampına gidenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemişti. Türkiye’deki polis şiddeti ile benzer düzeyde olmasa da bu eylemin gözaltına alınmak, darp edilmek, hele de Avrupa vatandaşı olmayanlar için Avrupa’daki oturumlarını kaybetmek gibi sonuçları olabildiğini biliyorduk. Üstelik çoğumuz Almanca bilmiyorduk. Bütün bu faktörler katılım konusundaki kararsızlığı artırıyordu.

Bir yıl önce yerel çevresel sorunlara dikkat çekmek amacıyla kurduğumuz Lozan İklim Hareketi‘nden birkaç arkadaş hem kendimizi, hem de diğer insanları motive etmek için bir otobüs ayarlamaya karar verdik. Koşulları biraz daha elverişli hale getirmek karar vermek konusunda belirleyici oluyor: Çevremizde otobüsün duyurusunu yaptıktan on gün sonra otobüse 73 kişi kaydını yapmış, parasını yollamıştı, inanamıyorduk.

“Binlerce kişiye sürekli olarak vegan yemek sunan ekip sayesinde gelir gelmez hepimiz sıcak çorba ile karşılandık”

1. gün

25 Ekim sabahı, en genci on yedi, en yaşlısı yetmişlerinde olan bir otobüs dolusu eylemci, uyku tulumlarımız, çadırlarımız, en kalın kazaklarımız ve dört dilde devrimci şarkılarımız ile Lozan’dan yola koyulduk. On iki saat süren yolculuk, diğer ekiplerden yolda durdurulan, polis tarafından aranan, yavaşlatılan ekiplerin haberlerini aldığımız zamanlar dışında şarkılı türkülü, oldukça keyifli geçti.

Ancak kararlaştırılan kamp mekânı ne yazık ki polis tarafından boşaltılmış, malzemeler ele geçirilmişti. Düren’e 5 km mesafede gitmek istediğimiz madenlere oldukça uzak bir özel tarım arazisi bulundu. On iki saat süren yolculuğun sonunda kampa vardığımızda artık iyice karanlık bastığından tıklım tıklım kalabalık olan dev alana çadırlarımızı el yordamıyla kurduk. Bir yılda sadece Lozan içinde ciddi bir sıçrama yapan katılımın, Avrupa genelindeki katılımı doğru bir şekilde yansıttığını gördük. Eylem süresince en önemli gruplardan biri mutfaktan sorumlu olan ekipti. Binlerce kişiye sürekli olarak vegan yemek sunan ekip sayesinde gelir gelmez hepimiz sıcak çorba ve kendi fırınlarında yaptıkları taze ekmeklerle karşılandık.

“Eğitimde şiddetsiz eylem teknikleri, simülasyonlar ve hukuki konular vardı”

2. gün

Ertesi gün eğitim yapıldı. İçerikte şiddetsiz eylem teknikleri, simülasyonlar, küçük otonom ekipler ve çiftlerin belirlenmesi ve hukuki konular vardı. Prag’dan bize katılmak üzere yola çıkan bin kişilik tren, daha istasyondan çıkamadan durdurulmuş, kimliklerini vermek istemeyen insanlar sekiz saat polis istasyonunda alıkonmuştu. Elleri parmak izi alınmasını zorlaştırmak için tutkallı ve kimliksiz bu bin kişinin kimlik tespitinin küçük bir polis birimine mal olduğu idari yük caydırıcı boyutlara varınca nihayet salınmışlar, böylece akşamüstü bize katılabilmişlerdi.

Akşam son olarak ateş çevresinde küçük ekipler birbirlerine ortak değerlerimizi, nelere hazır olduğumuzu hatırlatıyor, eylem boyu yanından ayrılmayacağımız eşlerimizi seçiyor ve ilham dolu hikayeler anlatıyorduk.

“Binlerce insan aynı anda ‘iklim adaleti’ diye yanıt veriyordu”

3. gün

Eylem günü sabahın erken saatlerinde sırt çantalarımızda ekmek dilimleri, üzerimizde beyaz önlüklerle “finger” (parmak) denilen yaklaşık biner kişilik gruplar halinde alanı terk ettik. Gitmek istediğimiz yerin en az 10 km mesafede olduğunun bilincinde olarak birbirimizi motive etmek için şarkılar ve davullar eşliğinde yola koyulduk. Yaklaşık 6 bin 500 kişiydik. Tarlayı kesen ince bir yol boyunca yürürken arkama dönüp baktığımda gördüğüm kadar görkemli ve ilham verici çok az sahne hatırlıyorum: Herhangi biri arkaya dönüp “ne istiyoruz?” diye bağırdığında binlerce insan aynı anda “iklim adaleti” diye yanıt veriyordu.

Köylerden, insanların yaşam alanlarından geçerken pencerelerden bakan insanlara gülümsüyorduk: “Sizin çocuklarınız için de buradayız”. Polis hem iki taraftan bizi kontrol altına almaya, hem de birlik temsilcileri ile uzlaşmaya çalışıyordu. Ekibimizden biri Almanca ve İngilizce olarak pek de inandırıcı olmayan bir anons yaptı: “Polisle konuşuyoruz, lütfen gösterilen yoldan gidin, izinli yürüyüşe katılacağız, yoldan çıkmayın.”

Yaklaşık on kilometrelik bu sakin yürüyüşten sonra bir anda beklenen işaret geldi. Binlerce insan polislerin engellemesine çalışmasına karşın tarlanın içindeki tali yoldan çıkıp otoyola doğru uzanan tepeye koştu, yokuş aşağı kaymaya ve metal engellerin üstünden atlamaya başladı. Burada polis barikatı ve su tankları ile karşılaştık. Çığlıklar, polis tarafından yakalananlar ve havada o çok tanıdık (ama bizim deneyimimizin aksine, uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmeyen düzeylerde) göz yakan biber gazı kokusu…

İki otoyolu sırtta yükle kayarak ve tırmanarak geçmek oldukça zordu, düşüp yaralanmam işten bile değildi. Tren yoluna indiğimizde hepimizin yüreği ağzındaydı. “İstediğimiz noktaya geldik”. Bu aşamada polisi barikatını geçebilmiş ve rayların üzerine çıkabilmiş olan yaklaşık 2 bin kişi kalmıştık. Bizden önce küçük bir ekip hem RWE’ye, hem de tren şirketine haber vermiş ve yolun ağzını tıkamıştı. Böylece 24 saatlik eylem başladı. Polisin düzenli olarak “Eğer burayı şimdi terk ederseniz hiçbir yaptırımla karşılaşmayacaksınız” teşvikleri dışında bol şarkılı, danslı geçti. Zaman ile başka finger’lar da polisi geçip raylarda bize katıldı. Meşhur “Bella Ciao” şarkısı “Digger Ciao” olmuştu, Queen’in “We Will Rock You şarkısı ise “We Will Block You”. Rayların üstüne yan yana, battaniyelerin altında ara ara bir nebze olsun ısınarak uyumaya çalıştık. Gece sürekli olarak aramızdan birileri nöbette kaldı.

“Şimdi daha disiplinli, daha kararlı ve daha güçlüyüz”

4. gün

O sabah raylarda uyandığımızda dikkate değer sayıda insanın kararlılığının bir değişim yaratabileceğine dair hiç olmadığı kadar büyük bir umut taşıyorduk. Bir arada kaldığımız sürece polise karşı sayıca büyük bir üstünlüğümüz olduğunu, ancak sayımız azalırsa tehlikede olacağımızı biliyorduk. Nitekim öyle de oldu. Eylemin 24 saati dolup büyük bir çoğunluk gruplar halinde alanı terk ettikten sonra geride kalmak isteyen ekibe hemen sonra müdahale edildi. Sayı avantajını fırsat bilen polis, şiddet uygulamakta gecikmedi, kalan eylemciler polis istasyonlarına götürüldü. Yine de bir zafer duygusuyla kampa geri döndük. Ortak isteğimiz günlük hayatlarımıza geri döndüğümüzde iklim değişikliği adına kendi kentlerimiz, organizasyonlarımız ve sosyal çevremizde daha da etkili projelere katılmak ve harekete geçmekti.

Yasalar adaletsiz kalınca, -günümüzde iklimde sebep olduğu hasar apaçık ortadayken devletlerin çevreye verdiği tahribin sorumluluğunu almasını keyfi hale getiren yasalar ve enerji politikaları da buna dahil- bu yasaların değişmesi kararlı bir seferberlikten geçiyor.

Bu adaletsizliğe ve iklim değişikliğine karşı daha acil harekete geçmenin gereğine dikkat çekmek için sivil itaatsizliği seçmiş binlerce kişi Hambach tren raylarına yattık. Sayımız giderek artıyor. Şimdi daha disiplinli, daha kararlı ve daha güçlüyüz. Yolun sonundayız.

Cenevre Havaalanı’nda “fosil yakıtlara hayır” eylemi: Lozan İklim Hareketi’nden Mavi Özkalıpçı anlatıyor

 

 

Mavi Özkalıpçı