[25 Kasım’a doğru] Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadelede İstanbul Sözleşmesi’nin önemi

Bu yıl 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü‘nü ekonomik krizle birlikte artan geçim sıkıntısı, işsizlik ve şiddet ile karşılıyoruz.

Bu Pazar günü haksızlığa, emek hırsızlığına ve şiddete karşı çıkanlar bir araya gelerek kadınların baskılara maruz bırakılmasına ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı sesini bir kez daha sokaklardan duyuracak.

Biz de bu kapsamda sivil toplumda kadınların insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan Şehnaz Kıymaz Bahçeci ile kadına karşı şiddetin önlenmesini hedefleyen İstanbul Sözleşmesini konuştuk.

***

“Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nin hem ilk imzacısı hem de parlamentosunda onaylayarak sözleşmeye taraf olan ilk ülke”

“Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” nasıl ortaya çıktı? Kısa adı neden İstanbul Sözleşmesi?

Kadınlara yönelik şiddet 1990’lardan bu yana uluslararası mekanizmalarda önemli bir mücadele alanı olsa da devletlerin bağlayıcı bir şekilde taraf olabileceği baslı başına bir sözleşme ve denetleme mekanizması mevcut değildi. Bu alandaki eksik Avrupa Konseyi nezdinde kabul edildiğinde konseyin oluşturduğu uzmanlar grubu Kadına Yönelik Şiddet ve Hane İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele için Geçici Komite (CAHVIO) kurdu. İstanbul Sözleşmesi CAHVIO’nun 2009-2010 yılları arasındaki yoğun çalışmalarıyla kadına yönelik şiddet alanında bağlayıcılığı olan ilk ve en geniş kapsamlı sözleşme olarak ortaya çıktı.

Sözleşmenin kısa adı “İstanbul Sözleşmesi” 2011 yılının ilk yarısında Avrupa Konseyi’nin dönem başkanı olan Türkiye hükümetinin yoğun çabaları ile 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmış olmasından dolayı konuldu. Sözleşmenin hem ilk imzacısı, hem de parlamentosunda onaylayarak sözleşmeye taraf olan ilk ülke Türkiye. Sözleşme 1 Ağustos 2014 tarihinde, 10. üye ülkenin onay mekanizmasını tamamlamasından sonra yürürlüğe girdi. Şu anda (16 Kasım 2018 itibari ile) sözleşmeye taraf 33, imzacı olup da henüz taraf olmamış 13 devlet var.

“Cinsel şiddet kriz merkezleri ve Alo Şiddet Hattı gibi acil durum hatlarının devletler tarafından kurulması isteniyor”

Sözleşme neleri içeriyor?

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet konusundaki en geniş tanımlardan birini yapıyor. Bu tanıma göre, “Kadına yönelik şiddet”,  bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan, toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma” olarak yorumlanıyor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet de, aynı belgede, “kadın olmasından kaynaklı kadına yöneltilen ya da kadını orantısız olarak etkileyen şiddet”  olarak tanımlanıyor.

Sözleşme kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak için 4 yaklaşımın beraber, bütüncül olarak, kullanılmasını öngörüyor: Önleme, koruma, cezalandırma ve politika yapma. Sözleşme taraf devletleri tüm bu alanlarda önlemler almaya davet ediyor, kendisi de bu alanlarda alınacak önlemler hakkında detaylı düzenlemeler öngörüyor. Bir ülkenin sözleşmeyi uygulamaya yönelik politik kararlılığını tartışırken bu 4 yaklaşımdan kaçını ele aldığına bakarak yorum yapabiliriz.

Sözleşme hem varolan şiddet vakalarını uygun şekilde ele almaya dair kısa ve orta vadeli çözümler gösteriyor, hem de kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin ortadan kaldırılması için daha uzun vadeli politikalar konusunda da fikirler veriyor. Örneğin, hem cinsel şiddet kriz merkezleri ve Alo Şiddet Hattı gibi acil durum hatlarının devletler tarafından kurulmasını istiyor, hem de medya ve özel sektörü de işin içine katarak, onların çalışmalarına destek olarak kapsayıcı çalışmalar yapmalarını öneriyor.

“Sözleşme ‘partner’ kavramını da ele alarak LGBTİ+ bireylerin içerisinde olabileceği Medeni Kanunda tanınmayan ilişkilerde yaşayabilecekleri hane içi şiddet vakalarını da kapsamakta”

Sözleşmede sence en önemli ve dikkat çeken maddeler hangileri?

Doğrusu yalnızca bir madde saymak benim için zor. Ama birçok düzenlemenin yanında uluslararası alanda kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konularında alanın genişlemesini sağlayan şu iki noktadan bahsedebilirim:

1-) Sözleşmenin kadına yönelik şiddetin bir ayrımcılık formu ve kadının insan hakları ihlali olduğuna dair yaptığı vurgu ile kadına yönelik şiddetin “kadınlar ve erkekler arasındaki tarihsel eşitlikçi olmayan güç ilişkisinin tezahürü olduğu” açıklaması, kadınların güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik olarak yorumlanması konusunda son derece önemlidir. Çünkü bu bize şiddeti “bir anlık gaflet, bağımlılıklar sonucu, sevgiden dolayı” gibi gibi toplumda çok kullanılan bahanelerin ötesinde anlama ve yorumlama, ve çözümlerimizi de buradan kurma zorunluluğu veriyor.

2-) İstanbul Sözleşmesi’nin öncü yönlerinden biri de, metinde LGBT bireylere yönelik ayrımcılıktan doğrudan ve net bir biçimde söz etmesi. Şiddetin toplumsal cinsiyetlendirilmiş yapısından LGBT bireylerin ne kadar muzdarip olduğu, özellikle de Türkiye gibi muhafazakâr bir toplumda ne kadar savunmasız kalıp yabancılaştıkları göz ardı edilemez elbette. Sözleşmenin “Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Karşıtlığı” başlıklı 4. Maddesi’ne göre “Bu sözleşme hükümlerinin taraflarca uygulanışında, özellikle de mağdurun haklarını koruyacak tedbirler alınırken; cinsiyet, toplumsal cinsiyet, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa mensubiyet, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmenlik veya mültecilik statüsü veya başka statüler temelinde hiçbir ayrımcılık yapılmayacaktır.” Ayrıca sözleşme, hane içi şiddetin tanımını yaparken “eş” kavramı ile birlikte “partner” kavramını da ele alarak LGBTİ+ (lezbiyen, gey, biseksüel, transeksüel ve interseks) bireylerin içerisinde olabileceği Medeni Kanunda tanınmayan ilişkilerde yaşayabilecekleri hane içi şiddet vakalarını da kapsamakta.

“Kadını birey değil, ancak ailenin bir parçası olarak gören, şiddeti de aile bütünlüğüne tehdit olarak algılayan bir yasanın sözleşme ile birebir uyduğu söylenemez”

Sözleşme Türkiye iç hukukunda nasıl uygulanıyor? Sözleşmenin gerekliliklerinin yerine getirildiğini düşünüyor musun? 

Türkiye’de kadına yönelik şiddetle ilgili temel yasa 6284 No’lu Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun. Bu kanun İstanbul Sözleşmesi’nin yapım sürecinde, sözleşmenin getireceği değişiklikler öngörülerek geliştirilmeye başlamış, bu çalışmanın çeşitli aşamalarına kadın örgütleri de katılmış ve gerektiğinde de dışarıdan savunuculuk faaliyetleri ile önemli katkılar koymuşlardır. Yasa İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından imzalanmasından kısa bir süre sonra Meclis’ten geçmiş ve yürürlüğe girmiştir. Ancak ne yazık ki, kanunun isminden ve terminolojisinden başlayarak birçok noktada sözleşmeden ayrıştığını görmek mümkün. Sözleşmenin ismi ne yazık ki hatalı bir şekilde eski yasadan taşınarak Ailenin Korunması başlığı ve mentalitesi korunmuştur. Kadını birey değil, ancak ailenin bir parçası olarak gören, şiddeti de aile bütünlüğüne tehdit olarak algılayan bir yasanın sözleşme ile birebir uyduğu söylenemez elbette. Ayrıca kadın örgütleri tarafından vurgulanan toplumsal cinsiyet terimi de yasadan son anda çıkarıldı, böylece uluslararası alanda gitgide daha çok kullanılan toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet terimlerinden uzaklaşılmış oldu.

Şehnaz Kıymaz Bahçeci

“Kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uluslararası standartlara uygun verilen kararlar içtihatta son derece kısıtlı”

Benim yorumum, 6284 No’lu yasanın sözleşme ile karşılaştırıldığında en temel eksiği ise arkasındaki politik kararlılıkta yatmaktadır. Daha önce bahsettiğim sözleşmenin şiddetin ortadan kaldırılması için öngördüğü ve bütünsel, eş zamanlı olarak ele alınması gerektiğini vurguladığı dört yaklaşımdan şiddeti önleme ve politika yapma konularında önemli eksiklikler vardır. Bu da aslında şiddeti ortadan kaldırma konusunda siyasi irade eksikliğinin önemli bir göstergesi. Ancak tüm bunlara rağmen yasalaştığı günden bu yana 6284 birçok kadın için şiddetten kurtulmanın önemli bir dayanağı olmuştur. Kadın örgütleri de yasanın bilinmesi ve gerektiği durumlarda kullanılabilmesi için aralarında “Karar Aldım” adlı projenin de bulunduğu birçok çalışma yapmaktadır.

Bunun yanında sığınaklar yönetmeliklerinde ve birçok farklı yasada İstanbul Sözleşmesi’ne tam anlamıyla uyumlanmak için yapılması gereken şeyler var. Ancak Türkiye’nin, siyasi irade olduğunda, aslında bunları iç hukuka entegre edene kadar sözleşmeye dayalı olarak çalışma imkânı da var. Türkiye Anayasası’nın 90. maddesine göre usulüne uygun olarak Meclis tarafından onaylanmış uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler ile ulusal hukuk kuralları arasında bir farklılık olması durumunda bu sözleşmelerin hükümlerinin uygulanacağı belirtiliyor. Yani Türkiye’de yasalar ile çelişse bile İstanbul Sözleşmesi hükümleri öncelikli, yargı buna uygun karar verebilir. Ancak, ne yazık ki, 90. maddeye dayanarak kadının insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda uluslararası standartlara uygun verilen kararlar içtihatta son derece kısıtlı.

Prof. Dr. Feride Acar

“Siyasi irade eksikliği ve siyasi demeçlerin kadınları geleneksel ev içi roller üzerinden tanımlamasına dair kaygılar dile getiriliyor”

Türkiye İstanbul Sözleşmesi altında yakın zamanda bir gözden geçirme sürecinden geçti. Bu süreçte neler yaşandı, ne sonuç elde edildi?

Sözleşmenin bağlayıcılığının önemli bir unsuru GREVIO isimli bağımsız bir uzmanlar komitesi. Komitenin başkanının da Türkiye’nin bu alandaki en önemli isimlerinden Prof. Dr. Feride Acar olduğunu söylemek gerek. GREVIO Komitesi’ndeki bağımsız uzmanlar taraf ülkeleri belli periyodlarda sözleşmeye uyma konusunda aldıkları yolu izlemek ve desteklemek için gözden geçiriyorlar. Türkiye 2017 yılında GREVIO’ya bu konudaki ilk raporunu gönderdi. Devlet raporunu Türkiye sivil toplumdan aldığı bilgilerin/gölge raporların desteği ile gözden geçiren komite, geçtiğimiz Ekim ayında Türkiye’ye dair ilk tavsiye kararlarını yayınladı. Tavsiye kararlarında 6294 no’lu yasanın yapılışı takdir ediliyor. Ancak özellikle siyasi irade eksikliği ve siyasi demeçlerin kadınları geleneksel ev içi roller üzerinden tanımlaması ve kadına yönelik şiddetin engellenmesi değil aile bütünlüğünün korunması konusundaki vurguya dair kaygılar dile getiriliyor. Bu konuda Bu konuda Sayın Nazan Moroğlu’nun iyi bir analizi mevcut, okunabilir.

“Yapılan birçok araştırma gösteriyor ki kadınlar uluslararası mekanizmalarda, küresel anlamda hakları olduğunu bildikleri zaman daha da güçlü oluyorlar”

Sözleşmenin Türkiye’deki kadınlar için önemi nedir? 
Kadınların güçlenmesi alanında yapılan birçok araştırma gösteriyor ki kadınlar uluslararası mekanizmalarda, küresel anlamda hakları olduğunu bildikleri zaman daha da güçlü oluyorlar. Uluslararası sözleşmeler genel olarak bu manada etkin. Ancak İstanbul Sözleşmesi özelinde düşünürsek sözleşme Türkiye’deki kadınlara ve toplumsal cinsiyete dayalı olarak şiddete uğrayan herkese (özellikle de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. Maddesi ile beraber düşünüldüğünde) çok önemli bir yasal dayanak. Sözleşme devlet mekanizması için, siyasi irade mevcut olduğunda, bir yol haritası; kadın örgütleri için de yaptıkları çalışmaları destekleyecek, savunuculuk faaliyetlerini destekleyecek bir mekanizma sunuyor.

“Ataerkil sistemden güç alanlar o alanı kadınlara ve toplumsal cinsiyete dayalı olarak ayrımcılığa uğrayan diğer bireylere açmak istemiyorlar”

Ayrımcılık neden hâlâ önlenemiyor?

Çünkü varolan ataerkil sistemden güç alanlar o alanı kadınlara ve toplumsal cinsiyete dayalı olarak ayrımcılığa uğrayan diğer bireylere açmak istemiyorlar. Elbette kadınlar ve diğer dezavantajlı gruplar bunun için çokça mücadele ediyor ve aslında tüm bu yasalar ve sözleşmeler de bu mücadelenin ürünü. Ancak bu yasaları yapmak, sözleşmeleri onaylamak kadar siyasi irade gösterip bunları uygulamaya koymak, izleme ve değerlendirmesini yapmak da önemli. Genelde bu noktada tıkanıyoruz. Örneğin İstanbul Sözleşmesi açıkça kadına yönelik şiddet ve hane içi şiddet vakalarında zorunlu arabuluculuk ve uzlaşma çözümleri kullanılamaz diyor. Çünkü bir mağduru uzlaşmaya zorlamak çoğu zaman zaten toplum önünde dezavantajlı olduğu bir konuda failin cezasız kalması, mağdurun şikayetini çekmek zorunda hissetmesi ile sonuçlanıyor (kaldı ki insan hak ve özgürlükleri konusunda uzlaşma mekanizmalarının işletilmemesi konusu kadına yönelik şiddet vakaları dışında da tartışılıyor).  Ancak, bu dönem çokça konuşulan şarkıcı Sıla’nın maruz kaldığı şiddet vakasında gördüğümüz gibi konu (hakaret bahanesiyle!) yeni açılan uzlaşma bürosuna gönderilebiliyor. Yani hep bir boşluk bulunmaya çalışılıyor.

“Yerel seçimlerde daha çok kadın adayın varlığını görmemiz bile bize umut verecektir”

Partilerin tüzük ve programlarına baktığında “cinsiyet eşitliği” konusunda neler dikkatini çekiyor? “Kadın” konusu nasıl işleniyor? 

Seçim dönemlerinde sık sık duyuyoruz, partilerin “kadınların katılımına önem” verdiklerini. Ancak bunu ne yazık ki aday oranlarına yansıyacak şekilde göremiyoruz. Katıldığım bir toplantıda kadınların politikaya katılımının artması konusunda bir parti genel başkanı “kadınlar da daha çok çalışmalı, hakları için daha çok mücadele etmeliler” demişti, sanki kadınlar hem özel hem kamusal alanda varolabilmek için yeterince mücadele vermiyormuş gibi. Kadın adaylara yer vermenin bir demokrasi sorunu olduğunu, parite ve kota benzeri sistemler ile bu katılımın hızlıca ve çarpan etkisi yaratacak şekilde artabileceğini on yıllardır anlatıyor kadınlar. Daha da bir süre anlatmamız gerekecek sanırım. Dünya çapında partilerde uygulanmış ve başarıya ulaşmış yöntemlerle öncelikle kadınların deneyimleri bu şekilde politika alanine katılmalı.

Yerel seçimlerde daha çok kadın adayın varlığını görmemiz bile bize umut verecektir elbette. Ancak bunun yanında yakında yerel seçimler olduğu için özellikle vurgulamak istiyorum; belediye sınırları dahilinde kadınları güçlendirecek çalışmaların çok verimli örnekleri var etrafımızda. Örneğin Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği’nin Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP) son birkaç senedir belediyelerle işbirliği içerisinde işleniyor ve çok olumlu sonuçlar alınıyor. Bunun yanında çok iyi çalışan kadın danışma merkezleri olan belediyeler var. Yani iyi örnekler çok, gerçekleştirmek için kararlılık ve irade gerekiyor.

“Kullanılan kelimelerden görsellere, atılan başlıklardan konuşulan uzmanlara kadar son derece dikkatli davranmak gerekiyor”

Kadına yönelik şiddet haberleri oldukça sorunlu. Haber dilini dönüştürmek açısından hangi adımlar atılmalı?

Medyanın dili elbette bu konuda çok önemli. Bu alandaki çalışmalar kadınların medyada hem erkeklerden daha az yer aldığını, hem de yer aldıklarında varolan toplumsal cinsiyet rollerine uygun ve genelde mağdur pozisyonunda yer aldığını gösteriyor. Bu sebeple kullanılan kelimelerden görsellere, atılan başlıklardan konuşulan uzmanlara kadar son derece dikkatli davranmak gerekiyor. İşin magazinleştirilen kısmı kadınlara ve ailelere çok büyük zararlar verebiliyor.

Şehnaz Kıymaz Bahçeci kimdir?

Şehnaz Kıymaz Bahçeci lisans eğitimini Swarthmore College’da, yüksek lisans eğitimini ise Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Ana Bilim Dalı’nda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde tamamlamıştır. 2004 yılından bu yana, çeşitli kademelerde, Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği ile birçok alanda çalışmalar yapmaktadır. Kıymaz Bahçeci 2014 – 2018 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. Özellikle uluslararası mekanizmalar, kadın hakları üzerine uluslararası sözleşmeler ve uluslararası ve ulusal savunuculuk faaliyetleri üzerine yoğunlaşan Kıymaz Bahçeci, son dönemde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri süreçlerine de dahil olmuştur.

Erkekler Ekim ayında 20 kadını öldürdü

Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu: “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”

Kadına yönelik şiddete karşı 25 Kasım’da dayanışma çağrısı

KAOS GL’nin gezici Medya Okulu “hak haberciliğinde daha güçlü bir dil” için İstanbul’daydı

 

Röportaj: Merve Damcı

(Yeşil Gazete)