Dış Köşe

Bizde yerel seçimler göstermeliktir – Eser Karakaş

Bu yazı ahvalnews sitesinden alındı

Bizde, Türkiye’de yerel seçimlerin anlamsız ve göstermelik olmasının nedenleri öyle kayyum atamaları falan değildir.

Erdoğan’ın, Süleyman Soylu’nun seçilecek yeni Kürt belediye başkanlarına yönelik olarak “teröre karışmışlarsa hemen görevden alırız, kayyum atarız” ifadesi meselenin vahametini artırmıştır, doğru, ama temel sorun bu değildir.

Türkiye’de yerel seçimlerin iktisadi ve mali evrensel mantığı yoktur ve işte tam da bu nedenden yerel seçimler çok büyük ölçüde anlamsız ve göstermeliktir bizim ülkemizde. Çok önemsediğim bu konuyu açmaya çalışacağım.

Seçim demek seçmenin yönetimden belirli miktar ve kompozisyonda kamu hizmeti talep etmesi ve bu talebe uygun da vergi vermesidir. Burada seçim derken illaki de yerel seçimleri kast etmiyorum, her seçimin -genel ya da yerel- mantığı budur.

Meseleyi çok basitleştirerek sunmaya gayret edeceğim: Genel seçimlerde de, kuramsal olarak en azından, mesela Erdoğan ya da Kılıçdaroğlu’na değil, AKP’nin ya da CHP’nin önerdikleri kamu hizmeti sepetlerine oy veriyoruz. Bu sepetlerin gerektirdiği vergi yükünü de yine kâğıt üzerinde kabul ediyoruz.

Bu temel teorik çerçeve ABD’de daha net işliyor. Trump başkanlığa aday olurken Obama’nın sisteme taşıdığı kamusal sağlık hizmetlerini kaldıracağını yani daha az kamu hizmeti vereceğini ama vergilerde de büyük indirime gideceğini söyledi: Kendi içinde tutarlı bir seçim mantığı.

Hillary Clinton ise demokrat aday olarak kamu hizmetlerinde indirime gideceğini söylemedi ve buna paralel olarak da vergi indirimlerinden pek bahsetmedi seçim öncesi, bu da aynı şekilde tutarlı bir tavır.

Türkiye’de bu sistemin genel seçimlerde çalışmaması için kuramsal bir neden olmamasına rağmen, siyasi geleneklerimizde kamu hizmetini azaltma sözü pek yok bizde. Vatandaş, -sağcısı, solcusu, milliyetçisi, dindarı, sosyal demokratı, liberali- herkes devletten hizmet bekliyor.

Karşılığında da vergi ödemek istemiyor, devlet de bu döngüyü kıramıyor, vergi alamıyor. Özellikle gelir vergisi alamıyor ve bunun sonucunda da vergi gelirlerinin üçte ikisinden fazlası ÖTV ve KDV gibi dolaylı vergilerden oluşuyor.

Ancak, bizdeki yerel seçimlerde kuramsal anlamda dahi bu sistemin işlemesine imkân yok. Çünkü Anayasa’nın 7. ve 73. maddeleri bu temel mali demokrasi mantığının işlemesine imkân vermiyor.

Anayasanın “Vergi ödevi” başlıklı 73. maddesinde başka sıkıntılar mevcut ama yine bu madde verginin yasallığını düzenliyor. Verginin yasallığı ilkesi, en önemli anayasal ilkedir. Vergilerin ancak seçilmiş meclisler, yani demokratik temsil gücü olan kurumlar tarafından konabileceği ilkesidir.

Ama seçilmiş ve temsil gücü olan kurumun illaki de merkezi-ulusal meclis olması şartı yoktur. Yerel seçilmiş ve demokratik temsil gücü olan kurumlar da kendi alanlarıyla sınırlı olmak üzere vergi yani yerel vergiler salabilmelidirler.

Yerel seçilmiş kurumların yerel vergiler salabilme yetkisine haiz sistemlerin de illaki federal sistemler olması da hiç şart değil. Fransa gibi tüm adem-i merkeziyetçi çabalara rağmen hala çok merkeziyetçi bir devlette yerel vergileri yerel meclisler salabiliyorlar ve kimse de bu durum karşısında bölünme, federalizm gibi kavramları gündeme taşımıyor.

Türkiye’de ise Anayasanın 7. maddesi, TBMM’nin yasama tekelini anayasal ilke haline getirmiştir. Madde 73 verginin yasallığını hükme bağlar ancak 7. madde ile TBMM’ye vergi salma tekeli verdiğinizde artık yerel seçilmişlerin, yerel vergilerle sınırlı bir vergi salabilme yetkisi kalmıyor.

Peki, Anayasa’nın bu iki maddesini birlikte düşündüğünüzde bu durum acaba yerel seçimlerin demokratik meşruiyetini nasıl etkileyecektir?

Demokrasilerde seçmenine harcama-vergi dengesi öneremeyen adayların içinde bulunduğu siyasi ortama demokrasi demek mümkün değildir. Bu önerme yerel seçimlerin önemini bir ölçüde etkiler. Kimin, hangi parti adayının belediye başkanı seçildiği hala önemlidir ama bu önem ile yerel demokrasi kavramının bir ilişkisi yoktur.

Yerel demokrasi demek, adayın yerel idari birimde seçmenlere yerel kamu hizmeti sepeti yani yerel hizmetlerin miktar ve kompozisyonunu önerebilmesi ve bunu da merkezi otoritenin ihsan-ı şahanesine ihtiyaç duymayacak vergilerle finansmanını sağlayabilmesi olanağı, demektir.

Örnek olarak şunu söyleyebiliriz: Bir yerel idari birimde sol, sosyalist ya da sosyal demokrat bir belediye başkanı adayı seçmenine daha çok yerel sosyal kamu hizmeti mesela çalışan eşler, aileler, kadınlar için daha fazla kreş, sabah, akşam yani mesai saatlerinde çok daha yoğun, belki de belirli saatler içinde indirimli toplu taşımacılık, her mahalleye belediye kütüphaneleri önermeli, bunların gerekli finansmanı için de başka bir yerel vergileme önerisi getirmelidir.

Aynı idari birimde aday olan sağcı bir belediye başkan adayı ise muhtemelen daha az yerel kamu hizmeti ama buna paralel olarak da daha az yerel vergi yani daha çok kullanılabilir kişisel gelir önerecektir, seçmen de bu öneriler çerçevesinde siyasi tercihini yapacaktır.

Adaylar bu önerileri yapamıyorlar, yani farklı vergi yükü önerilerini, farklı vergi alternatiflerini getiremiyorlarsa bu siyasi çerçeveye yerel demokrasi demek mümkün değildir. Türkiye’de ise bu demokratik ortam oluşamıyor.

Adaylar merkezin kendilerine takdir ettiği bütçe büyüklükleri ile çalışmak zorundalar, harcama farklılaşması yapmaları dahi hukuken çok sınırlı zira bütçenin önemli bir bölümü zaten personel maaşlarına gidiyor.

Türkiye’de de yerel vergi adıyla vergiler -mesela emlak vergisi- vardır ama bu verginin de konusunu, matrahını, oranını merkez saptıyor, seçilmiş yerel otorite sadece bu yerel vergilerin kasadarlığını yapabiliyor. Bu durumda da bu vergilere yerel vergi demek mümkün değildir, yerel verginin olmaz ise olmaz koşulu bu verginin konusunu, matrahını, oranını yerel meclislerin saptayabilmesidir.

Yerel vergileme ve harcama ilişkileri eksikli demokrasimizin en sıkıntılı alanlarının başında geliyor. Bu konuda daha normal ilişkiler önerenler ise tuhaf, temelsiz suçlamalarla karşı karşıya kalıyor.

Türkiye’de siyasi partilerin bu anayasal çerçeveye büyük eleştiriler getirmemeleri de meselenin başka bir ilginç yanıdır. Oy yoğunlukları daha lokal siyasi partiler de bu eleştirisizliğin dışında kalmıyor, bu anayasal dayatmaya itiraz üretmiyor.

Eser Karakaş – Ahval

Kategori: Dış Köşe