EEB Konferansından: Hala umut var mı? – Hakan Ozan Erzincanlı

EEB 2018 Yıllık Konferansı izlenimlerim

Dün EEB – Europen Environmental Bureau (Avrupa Çevresel Büro) 2018 yıllık konferansının son kısmına yerel yeşil parti Ecolo üyesi olarak katıldım. Konferansın çağrı metni yaklaşık şöyle diyordu: “Avrupa bir yol ayrımında. Gezegenimizin (ekolojik) sınırları içerisinde yaşamak Avrupa çevre yönetmeliklerinin uzun süredir hedefi, ancak bu hedef daha önce hiç olmadığı kadar uzak görünüyor. Bu konferans 2020 sonrası çevresel öncelikleri belirlemek için düzenleniyor. Bu konferansın amaçlarından biri de 2019 Avrupa seçimlerinde çevrenin en yüksek önemde olduğuna dikkat çekerek seçim sonrası 5 yıllık dönemin bu konudaki değerine vurgulamak.”

Konferans evime tramvay ile üç durak uzaktaki komşu mahallede düzenlendiği için de ilgimi çekmişti. (Genelde böyle toplantılar şehir merkezinde yapılır). Günlük sıradan işlerime ara verip tramvaya bindim ve sade vatandaş olarak toplantı yerine ulaştım. Aslında toplantı salonuna girene dek olan ufak tefek olaylardan hoş bir “Şaban Brüksel’de” filmi de çıkar ya, konumuz bu değil. Girişte sunulan EEB dergisi META’ nın sonbahar 2018 sayısına göz attığımda ilk dikkatimi çeken kapaktaki şu soruydu: “Avrupa seçimleri hızla yaklaşırken bu değişim dönemini nasıl olur da parlak bir gelecek hazırlama fırsatına dönüştürürüz?”

Aklımda benzer ama daha pesimist sorularla salona girdim. Kapanış konuşması ve özetler yapılıyordu. Arkada ayakta izlemeye başladım. Uzayan toplantı gazetecilerin sıkılmasına yol açmıştı. Benim yanlışlıkla sırt çantamla salonun ışıklarının düğmesine yaslanmam ile umutlandılar ama tabi durumu fark edip hemen yerimi değiştirdim. Özet olarak optimist ve pesimist kişi ve düşünceler çatışmış. Konforlu tüketim alışkanlıklarını terk etmek zorunda kalmanın hüznü ile daha ekolojik (daha ziyade ‘biyoçeşitliliği zenginleşmiş’ gibi bir tabir tercih ediliyordu) bir geleceğin umudu ve mutluluğu karşılaşmış.

Sanırım biyoçeşitlilik konusu çokça tartışılmış ve daha ziyade plastik atıklarının azaltılması ve bu sorunun kökten çözülüp çözülemeyeceği konuşulmuş. Biliyorsunuz Avrupa tek kullanımlık plastikleri yasaklama yolunda önemli bir karar aldı. Elbette şimdilik sabah kahvesini plastik bardakta içen işçi, akşam malını selofanla sararak koruyan pazarcı için değişen bir şey yok. Ama olacak sanıyor ve umuyoruz. Benim kapanış konuşmasından anladığım kadarı ile şu anda yapılabilecek en etkin şey, geri dönüşüm teknolojisi ve endüstrisinin desteklenmesi ile ürettiğimiz atıkların doğaya ve insan sağlığına verdiği zararların önüne geçmek.

Dediğim gibi konferansın sonuna yetiştim. Ancak tüm tartışmaları dinlemiş katılımcıların surat ifadeleri ve vücut dillerini okumaya çalıştığımda genel olarak bir umutsuzluk havası sezdim. Konuşmacılardan gelecek en ufak bir gerçek değişim haberini duymaya aç kulaklar ve umut arayan gözler gördüm. Bir kaç sinirli amca toplantı bitmeden paltolarını “bu iş böyle olmaz kardeşim” der gibi göstere göstere giyerek çıktılar.

Bir şeyler olacaktı, buradaki herkes bunu istiyordu ama nasıl? Kışın soğukta elimizi yıkarken sıcak suya burun kıvırarak mı (bir de gelin bunu 4 yaşında bir çocuğa anlatın)? Yoksa bu toplantıya gelmek için sabah uçak yolculuğu yapmış olanları tren kullanmaya zorlayarak mı? Bir şeyler olacaktı. Geç kalınmış faaliyetlerin özrü bir şekilde dilenecekti ama nasıl?

Konferans bitti ve resepsiyona geçildi. Ben hemen bir kadeh bir şey içip nazik garsonun uzattığı tepsiden bir lokma yosun sarmalı suşi aldım. Resepsiyonda etrafıma şöyle bir bakıp çıkışa yöneldim.

Komşu mahallemde önemli bir toplantı olmuştu. Herkes yangının büyüklüğünün farkındaydı ve yine herkes az ya da çok yanmadan bu felaketten kurtulunamayacağını anlamıştı. Dışarı çıktığım saraylar sokağı (Rue des Palais) yine vızır vızır araba dolu, hava soğuk ve kirliydi. İnsanlar yangından habersiz veya umarsız yürüyorlardı. Tüm insanlık, günümüz medeniyetinin baş temsilcilerinden Avrupa birliği de bu gemide idi. Ve anladığım kadarı ile daha iyi bir gelecek için acil etkin önlemler alabilmek bir şekilde imkânsızdı. 

Hakan Ozan Erzincanlı