[Yerelin Seçimine Doğru] Vizyon: Nasıl bir belediye ve başkanı?

Yerel seçimlerin yapılmasına artık beş aydan kısa bir süre kaldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yürürlüğe girmesi ile önemi azalan TBMM’nin gündemi işgal edememesiyle de birleşince artık gündemimiz iyiden iyiye yerel seçim ve bu seçimdeki ittifaklar. “Kim kiminle ne karşılığında ittifak yaparsa nereleri alır?” sorusu etrafında dönüyor TV programları ve köşe yazıları. Evet, yerel seçimin çok büyük bir bölümü bununla alakalı. İttifaklar, doğum yerleri, izinler, alışverişler… Fakat, bu üzerine spekülasyon yapması zevkli bir konu olsa da aslında bu tip yazıların değil; haberlerin konusu olmalı. 

Bu yazı ise yerel seçimin diğer bölümüne odaklanmayı hedefliyor. Nasıl bir belediye? Nasıl bir belediye başkanı? Bu iki soruya da verdiğim tek kelimelik ortak yanıt üzerinden ilerlemeye çalışalım. 

Kelimemiz: Vizyon!

Öncelikle bir durum tespiti yapalım. Dünya’da yerel yönetimler çok önemli ve giderek de önem kazanıyor. Çünkü insana dokunan icraatların neredeyse tamamı yerel yönetimlerin imzasıyla çıkıyor. Merkezi yönetimlerin gün be gün ulusüstü yapılara kaptırdıkları yaptırım güçlerinin karşısında yerel yönetimler hem gücünü koruyor; hem de merkezi yönetimlerin saygınlıkları düşerken, yerel yönetimlerin saygınlıkları artıyor. Bugün bir Parisli için Paris Belediye Başkanı’nın aldığı kararlar daha önemli halde. Çünkü evinden çıktığı anda o kararlarla baş başa kalıyor. Fakat Fransa Cumhurbaşkanı’nın İran ile ilgili verdiği bir kararın kendisine yansıması çok dolaylı ve çok geç kalıyor. Bu Londra için de; Barselona için de; New York için de böyle. Küreselleşme bir taraftan da 21. Yüzyılın şehir devletlerini oluşturuyor.

Türkiye’de durum nasıl?

Türkiye için ise durum biraz daha farklı ve ne yazık ki acıklı. Türkiye’de merkezi siyasette güç o kadar fazla en tepeye doğru çekilmiş durumda ki; bu merkezi yönetimin güç ateşinden korunmak sadece ve sadece yerel yönetimlerin şemsiyesi altında mümkün olabiliyor. Merkezi yönetimin boğuculuğundan bir parça nefes alınabiliyorsa bu bir yerel yönetimin açtığı gedik sayesinde oluyor. Dünya’ya baktığımızda biraz tersten bir önem kazanma bu ama yine de önem kazanma. 

Peki, bu nefes almak için hayatilik ve Türkiye’nin de siyasi ve yönetimsel koşullarını bu şekilde tespit etmişken tekrar yanıtımıza dönelim. Yani, vizyona. 

Seçimler 2019’da olacak ve 2024’e kadar kentleri yönetecek yerel yönetimleri seçeceğiz. Tarih önemli. Çünkü zaman geçtikçe aynı araçlara sahip milyonlar arasında bu araçları kullanmak yönündeki deneyim farkları açılıyor. Ne demek istiyorum? Bir İstanbullu, ekonomik olarak gücü yettiğince bir Romalı ile aynı “şeylere” sahip olabiliyor bugün. Lakin hem bir Romalı gibi yaşayamıyor hem de bir Romalı gibi yaşamayı istiyor. Bu örgütsüz bir politik istek. Tüm muhalif hareketlerin üzerinden OHAL ile geçilmeden önce kent hakkındaki konuların bu kadar ses getirmesinin bir nedeni de buydu. İnsanlar genelden ümidi kesmiş olabilirler ama yerelden açılan gediklerden hala çağdaşları gibi yaşamak, çağdaşları gibi soluk almak istiyorlar. Hatta topu başkasına atmayalım: İstiyoruz diyelim.

Bu isteğin ve arayışın bir 5 yıl daha ötelenmesini de kimse istemiyor. İşte bu yüzden önümüze yönetme isteğiyle çıkanlar insanlardan beklediğimiz ilk vaat vizyon. Bir kent vizyonu ortaya koymak zorundalar. Kuru bir sosyal yaşam, betona bulanmış bir çevre, baskılanmış farklılıklar ve grilik zaten bize merkezi yönetimin de sunduğu ve iyi sunduğu hizmetler. Önemli olan bunlardan kurtaracak ve nefes aldıracak bir vizyon ortaya koymak. Bu vizyonun ise üç ayağı olmalı. Sosyal vizyon, ekolojik vizyon ve ekonomik vizyon. Bu sacayağını koyduğumuzda üstüne bir kent yönetimi çıkabilir. Önemli olan bunu oluşturabilmek.

Gelecek yazılarda tek tek bu ayaklar üzerinde duracağız.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli