Mikroplastikler: Besin zincirinin en tehlikeli halkası

Dünyanın plastik malzeme arzı, iştahlı ekonomik göstergeler sergileyen bir artış izliyor. Küresel plastik üretimi 2016 yılı itibarıyla 350 milyon tonluk ve milyarlarca dolarlık üretim hacmine ulaştı (1). Bu üretim miktarı plastiklerin üretilen katı atıklar arasındaki oranını da arttırmakta. Örneğin, 2010 yılında 192 ülke tarafından üretilen 2,5 milyar tonluk katı atığın yaklaşık 275 milyon tonu plastikten oluşmuş. Bu miktarda çöp, yetersiz ve etkisiz atık yönetimiyle birlikte değerlendirildiğinde, ciddi bir çöp probleminin oluşması şaşırtıcı değil. Ayrıca plastik ambalajlama yapan firmaların, oluşan atıklarla ilgili sorumluluk almaması bu durumu daha da içinden çıkılamaz hale getiriyor. Nitekim, ortaya çıkan plastik çöpün 4,8 ila 12,7 milyon tonluk bir kısmının okyanus ve denizlere karışması bu durumun en önemli göstergesi (2). Bu miktardaki çöpün denizlerde oluşturduğu en önemli sorun çöp adaları ve akıntıları. Bu akıntı ve adalarda yaklaşık 5 trilyon adet (276.000 ton) plastik yüzer halde bulunuyor (3).

Kaynak: http://bit.ly/2EY635Q

Fosil yakıt türevi plastikler ve mikroplastik

Denizlerde yüzer halde bulunan plastik atıklar mikro ve makro plastiklerden oluşuyor. Mikroplastikler 5 mm’den daha küçük plastiklere verilen ad. Bu plastikler çoğunlukla daha büyük plastiklerin çeşitli çevresel faktörler yardımıyla parçalanması sonucu oluşuyor (Sekonder mikroplastikler). Bunun yanında kullanım amacına göre, plastikler mikroplastik olarak da üretilebiliyor (Primer mikroplastikler). Mikroplastik olarak üretilen plastikler özellikle temizlik ve kişisel bakım ürünlerinde kullanılıyor.

Mikroplastiklere ve bunların doğadaki davranışlarına gelmeden önce bazı temel bilgileri bilmekte fayda var. Bunların başında plastiklerin bir polimer yani çok zincirli monomer denilen yapılardan oluştuğu bilgisi geliyor. Monomerler, polimerizasyon denen bir yolla diğer monomerlerle birleşerek polimerlere dönüşürler ve böylelikle plastik dediğimiz ürüne dönüşür. Bunun yanında plastik olmayıp polimer olan başka birçok faydalı ve gerekli moleküller de vardır. Bu sebeple polimerleri biyo polimerler ve petrol türevli sentetik polimerler olarak sınıflandırmak gerekiyor (Şekil 1).

Şekil 1. Polimerler ve polimerlerin üretiminden mikroplastiğe dönüşüm şeması. (UNEP 2016’dan alınmıştır)

Her plastiğin aslında karbon ve hidrojenden oluşan bir molekül olduğunu ve bu sebeple hidrokarbon olarak da nitelenebildiğini bilmek gerekiyor. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, bugün hayatımıza giren ve vazgeçilmezmiş gibi duran plastikler doğada normal şartlar altında bulunmayan malzemeler. Plastik, ilk olarak 1909 yılında “Bakelit” (Leo Baekeland tarafından bulunduğu için bu isimi almıştır) olarak üretildi ve o zamandan günümüze kadar mevcut çeşitliliğine ulaştı.

İskenderun ve Mersin körfezlerindeki mikroplastik kirliliğinin boyutu

Bu çeşitlilik kirletici unsur olarak denizlerde de kendini gösteriyor. Ayrıca sadece denizlerde değil, göllerde de benzer kirliliğe rastlamak olası. Üstelik, bu kirlilik için ilgili ekosistemin çevresinde kentleşme ya da yoğun insan aktivitesi olmasına da gerek yok. Örneğin, Zhang ve arkadaşları tarafından 2016 yılında Tibet’teki bir dizi gölde yapılan çalışmada (4) metrekarede 8-563 adet mikroplastik bulunduğunu tespit edildi. Bu göllerin en önemli özelliği ise etraflarında önemli bir yerleşim yerinin olmaması. Buna rağmen, göllerdeki mikroplastik çeşitliliği oldukça şaşırtıcı. Araştırıcılar polietilen, polipropilen, polistiren, PET ve PVC tipinde plastiklere rastlamışlar.

İskenderun Körfezi’nden 2017 yılında yapılan bir çalışmadan elde edilen mikroplastikler

Tibet’teki bu gözlerden uzak göllerdeki plastik kirliliğinin benzer seviyelerine Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında da rastlamak mümkün. Daha önce Prof. Dr. Cem Çevik ile birlikte Çukurova ÜniversitesiSu Ürünleri Fakültesi, Temel Bilimler Bölümü olarak İskenderun ve Mersin körfezlerinde yaptığımız çalışmalarda, (5,6) Mersin Körfezi’nde kilometrekarede ortalama 7 milyon ve İskenderun Körfezi’nde kilometrekarede 1 milyon mikroplastik partikül olduğunu tespit ettik. Anlaşılacağı gibi gerek yoğun insan aktivitesinin olduğu Akdeniz’de, gerekse de ıssız Tibet göllerinde ciddi oranda mikroplastik partikül kirliliği mevcut. Üstelik içerik olarak da benzer türdeki plastiklere rastlanıyor.

Mikroplastik kirliliği sadece denizler ve göllerde değil, havada ve toprakta da var

Mikroplastik kirlilği sadece denizlerde ve göllerde değil aynı zamanda havada ve toprakta da oldukça yoğun olarak bulunmakta. Dehghani ve arkadaşları tarafından 2017 yılında Tahran şehrinde yapılan bir çalışmada (7) havadan elde edilen 30 gr’lık kuru toz (bir insanın ortalama bir günde soluduğu toz miktarına neredeyse eşit) içerisinde 88-605 adet mikroplastik parçacık olduğu bildirildi. Bu plastiklerin çoğunluğunun fiber tipteki plastiklerden oluştuğu da aynı çalışmada ortaya konuldu. Fiber olarak bilinen bu mikroplastik partiküllerin ana kaynağı tekstil ürünleri. Giydiğimiz ya da başka amaçlar için kullandığımız tekstil ürünlerinde en yaygın olarak kullanılan plastik tipi, polyester, akrilik ve naylon. Bunların kullanıldığı tekstil eşyalarından oluşan 6 kg’lık bir çamaşır yıkama aktivitesinin yaklaşık 700 000 adet mikroplastik yaydığı İngiltere’de yapılan bir çalışmada (8) ortaya konuldu. Bunun yanında, bu tekstil ürünlerinin kullanım esnasında da bu fiber türdeki mikroplastikleri ortama yaydığını unutmamak gerekiyor. Benzer şekilde, topraktaki mikroplastik kirliliği de oldukça ürkütücü boyutta. Üstelik, henüz çalışmalar yetersiz olsa da, araştırıcılar topraktaki plastik kirliliği boyutunun denizlerden ve göllerden daha da endişe verici olduğundan şüphelenilmekte.

Besin zincirindeki mikroplastikler bünyesine aldığı başka zehirli kimyasalları da besin zincirine taşıyor

Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere, insanoğlu, plastik kapanı içerisine sıkışıp kalmış durumda. Üstelik, olay sadece çevredeki plastiklerin orada öylece bulunması değil. Bu durum başta kaplumbağalar, deniz memelileri ve su kuşları olmak üzere birçok canlıyı etkiliyor. Kaplumbağalar bu plastiklere takılmakta ya da onları besin zannedip yemekte. Karaya vuran birçok balinanın midesinden onlarca plastik poşet çıktığı medyada defalarca gösterildi. Bunun yanında, 2017 yılında ODTÜ tarafından yapılan bir çalışmada (9) örneklenen deniz balıklarının %41’inin midesinde mikroplastik partiküle rastlandı. Yine bu yıl Prof. Dr. Cem Çevik ile birlikte İskenderun körfezindeki bir istiridye türü üzerinde yaptığımız çalışmada (10) 250 gram ağırlığındaki bir istiridyenin 450 ila 525 adet mikroplastiği bünyesinde barındırabildiğini tespit ettik. Bu çalışmalar, mikroplastiğin besin zincirine katılmasının aslında oldukça sıradan bir durum olduğunu ortaya koyuyor. Mikroplastik tek başına besin zincirine katılmakla kalmıyor, bir de bünyesine aldığı başka zehirli kimyasalları da besin zincirine taşıyor. Plastiklerin üretim aşamasında dahil edilen kendi bünyelerindeki fitalat, stiren ve bisfenol-A gibi katkı maddeleri yeterince toksik iken, bunların yanında ağır metaller, kalıcı organik kirleticiler ve petrol türevli kimyasallar gibi toksik maddeleri de besin zincirine dahil etmesi canlı ve çevre sağlığı açısından karamsar bir tablonun ortaya çıkmasına neden oluyor.

Mikroplastikler ve bünyelerine aldıkları kimyasallar besin zincirine her aşamada katılabiliyor. Bir mikroplastik besin zincirinin en alt halkalarından birinde olan zooplanktonlar aracılığıyla yukarı doğru birikim yaparak gidebiliyor. Ancak direkt olarak besin zincirinin son halkasında da zincire katılabiliyor. Homo sapiens yani insan, avcısı olmayan ve neredeyse besin zincirinin en tepesine yerleşmiş bir canlı türü. Mikroplastikler havadan ya da tuz gibi çeşitli gıda maddeleri aracılığıyla direkt olarak insan bünyesine girebiliyor. Nitekim, en son gerçekleştirdiğimiz tuz araştırması da (11) bunu ortaya koyuyor. Araştırmamızı Türkiye’de gerçekleştirmemize rağmen, Ayşe Bereket’in Yeşil Gazete özel haberinde etraflıca anlattığı gibi, tuzdaki mikroplastik problemi sadece Türkiye’ye özgü bir problem değil. Tüm dünya bu problemle karşı karşıya. Çünkü plastik kirliliği küresel bir problem. Ancak Türkiye, tuz tüketimi oldukça yüksek bir ülke olması nedeniyle bu konuda özel bir yerde duruyor. Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen miktarının yer yer üç misli kadar tuz tüketildiği yapılan çalışmalarla ortaya konuldu. Nitekim, bu miktarda tuz tüketiminin, tuzdan kaynaklı ortaya çıkabilecek sağlık problemlerinin yanı sıra tuz ile birlikte alınabilecek diğer zararlı maddelerin de miktarını arttıracağı açık. Bu tehlikeli maddelerin başında da, bahsettiğimiz gibi, mikroplastikler geliyor.

1 655 canlı türü plastiklerden doğrudan ya da dolaylı olarak etkileniyor ama plastik üretimi ve tüketimi hız kesmiyor

Ancak bu probleme yaklaşım şekli, problemin kendi barındırdığı riskin öneminin henüz anlaşılmadığını ortaya koyuyor. Plastik üretimi her yıl ciddi oranda artmakta ve her yıl okyanus ve denizlere milyonlarca ton plastik atık girmeye devam etmekte. Plastiği ambalaj olarak kullanan şirketler bu durumu değiştirme yönünde herhangi dişe dokunur adım atmıyor. Bu konudaki toplumsal tepki de konunun toplum nezdinde yeterince anlaşılmadığını ortaya koyuyor. Devletler ise önlem alma konusunda isteksiz davranıyor.

Hâlihazırda 1.655 canlı türü plastiklerden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmekte (12)  ve bu sayı her geçen gün artmakta. Plastik üretimi ve tüketimi bu hızla devam ettiği müddetçe bu sayının daha da fazla olacağı şüphesiz. Bunun yanında bu hızdaki plastik üretimi ve beraberinde ortaya çıkan kaçınılmaz kirlilik problemi, denizlerin, 2050 yılında balıktan çok plastik ile dolmasına neden olacaktır.

 

Kaynaklar:

1. PlasticsEurope (2015). Plastics – the Facts 2015.
2. Jambeck, J.R., Geyer, R., Wilcox, C., Siegler, T.R., Perryman, M., Andrady, A., Narayan, R. and Law, K.L. (2015). Plastic waste inputs from land into the ocean. Science, 347(6223), 768-771.
3. Eriksen, M., Lebreton, L. C., Carson, H. S., Thiel, M., Moore, C. J., Borerro, J. C., … & Reisser, J. (2014). Plastic pollution in the world’s oceans: more than 5 trillion plastic pieces weighing over 250,000 tons afloat at sea. PloS one, 9(12), e111913.
4. Zhang, K., Su, J., Xiong, X., Wu, X., Wu, C., & Liu, J. (2016). Microplastic pollution of lakeshore sediments from remote lakes in Tibet plateau, China. Environmental pollution, 219, 450-455.
5. Gündoğdu, S. (2017). High level of micro-plastic pollution in the Iskenderun Bay NE Levantine coast of Turkey. Ege Journal of Fisheries and Aquatic Sciences, 34(4): 401-408.
6. Gündoğdu, S., Çevik, C., Ayat, B., Aydoğan, B., & Karaca, S. (2018). How microplastics quantities increase with flood events? An example from Mersin Bay NE Levantine coast of Turkey. Environmental Pollution, 239, 342-350.
7. Dehghani, S., Moore, F., & Akhbarizadeh, R. (2017). Microplastic pollution in deposited urban dust, Tehran metropolis, Iran. Environmental Science and Pollution Research, 24(25), 20360-20371.
8. Napper, I. E., & Thompson, R. C. (2016). Release of synthetic microplastic plastic fibres from domestic washing machines: effects of fabric type and washing conditions. Marine pollution bulletin, 112(1-2), 39-45.
9. Güven, O., Gökdağ, K., Jovanović, B., & Kıdeyş, A. E. (2017). Microplastic litter composition of the Turkish territorial waters of the Mediterranean Sea, and its occurrence in the gastrointestinal tract of fish. Environmental Pollution, 223, 286-294.
10. Çevik, C., Gündoğdu S., (2018). Quantity and types of microplastics in the the tissues of thespiny oysters Spondylus spinosusSchreibers, 1793 (Mollusca, Bivalvia) in the Yumurtalık Bight (Iskenderun Bay, The northeastern coast of Levatine Sea). Marfresh 2018, At: Antalya/Turkey.
11. Gündoğdu, S. (2018). Contamination of table salts from Turkey with microplastics. Food Additives & Contaminants: Part A, 35(5), 1006-1014.
12. https://litterbase.awi.de/ (Erişim tarihi: 05.11.2018)

 

Doç Dr. Sedat Gündoğdu
Çukurova Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi
www.mikroplastik.org
https://twitter.com/gundogdu_sedat0