Yazarlar

Beni asla bırakma

Jose Saramago, Portekiz’in yetiştirdiği en önemli edebiyatçılardan biridir. 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Saramago’nun en etkileyici eseri ise, Körlük’tür. Hikaye, bir adamın aniden kör olması ile başlar. Ve körlük ülke geneline hızlı bir şekilde yayılır. Tek bir insan, göz doktorunun karısı, hariç sonunda herkes kör olur. Kadın, karantinaya alındıklarında ve sonrasında sadece kocasının bakımını üstlenmez, çevresinde olan ve yetişebildiği herkesin bakımını üstlenir ve asla pes etmez. Tabii görebilen tek insan olduğu için, yaşadıkları çok ağırdır. İnsan psikolojinin kaldıramayacağı pek çok şeye tanıklık etmek zorunda kalır. Karantinaya alındıkları akıl hastanesinde kötü insanların kurduğu çeteden tutun da hastane dışında çürüyen cesetlere kadar her şeyi görebilen tek insandır. Bu çok zor koşullarda onu ayakta tutan en önemli şey, sahip olduğu merhamet duygusudur. Bana göre Körlük, bizi diğer canlılardan ayıran ve belki de üstün yapan en önemli şeyin aklımız değil, merhamet duygumuz olduğunu anlatır. Aklımız, yapmak istediklerimiz ve hayallerimiz sınır tanımıyor. Özellikle hayallerimiz… Bize yaşama gücü ve sevinci veren de hayallerimiz değil midir? Ancak hayallerimize ulaşmak için aldığımız kararlar, her zaman yapıcı olmayıp bazen yıkıcı olabiliyor.

WWF (Doğal Hayatı Koruma  Vakfı) ’in yeni yayımlandığı 2018 Yaşayan Gezegen Raporu, biyo çeşitliliğe verdiğimiz zararların artık ürkütücü boyutlara eriştiğini göstermektedir.  40 yıl gibi kısa bir sürede biyo çeşitlilikte yüzde 60 oranında bir azalma kaydedilmiştir. Birleşmiş Milletler Biyo Çeşitlilik Sözleşme direktörü Paşha Palmer Guardian’a yaptığı açıklamada biyo çeşitlilik kaybının ‘sessiz bir katil’ olduğunu ve maalesef iklim değişikliği kadar tartışılmadığını belirtmektedir. Palmer, ayrıca 2050 yılına kadar Afrika’nın ev sahipliği yaptığı kuşlar ve memeli hayvanların yüzde 50’sini kaybetmek tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu da vurgulamaktadır.

Bireylerin fayda fonksiyonu, sadece tüketim aktivitelerinden elde ettikleri haz duygusu ile sınırlı değildir. Yaşadığımız süre boyunca balinaları ve/veya Afrika fillerini görmek için hiç şansımız olmasa bile, onları korumak için bağış yaparız. Biz göremesek bile onların bir yerlerde olduğunu, varlıklarını sürdürdüklerini bilmek içimizi ısıtır ve bizi mutlu edebilir. Bu mutluluk da fayda fonksiyonumuz içinde yer alır. Ekonomistler olarak tercihlerimizin sonuçlarını fayda fonksiyonu ile ifade etmeyi pek severiz. Çevre Ekonomisi’nde doğal hayatın korunması için bireylerin çabası, ödeme istekliliği ile hesaplanır. Bu tür hesapların temelinde yer alan argümanlardan biri, geri döndürülememe ilkesidir. Herhangi bir canlı türü yok olduğunda onu geri döndürmemiz artık imkansızdır. En azından bugün sahip olduğumuz teknoloji olanakları ile. Ve bu mahrumiyet durumu, bizim fayda fonksiyonumuzu olumsuz etkileyebilir.

Benim için edebiyat güzelliklerine, merhametine ve duygularına sığındığım bir sanat dalıdır. Ve yine Nobel Edebiyat Ödülü sahibi başka bir yazardan, Kazuo İshiguro, başka sarsıcı bir roman Beni Asla Bırakma’dır. Yatılı okul Hailsham’ın öğrencileri, aslında diğer insanların organ yetmezliğine çare olabilmek için, klonlanmış insanlardır. Okuldan önce geçmişleri yoktur ve dışardaki dünyayı bilmezler. Onlar, farkında olmasa bile, ilk andan itibaren karanlık bir geleceğe hazırlanırlar. Organlarına gereksinim oldukça çağırılacakları ve tamamen tüketilecekleri acımasız bir gelecek, onları beklemektedir. Her hafta düzenli olarak ziyaretlerine gelen bir kadın, klonlanarak üretilen bu çocukların sanat derslerinde yaptıkları resimlerden beğendiklerini alıp götürür. Amacı ise, bu çocukların diğer insanlar gibi duyguları olup olmadığını öğrenmektir. Sanat ve aşk, diğer bir deyişle insanın yaratıcılığı ve sahip olduğu güzel duygular, onların kaçınılmaz geleceğinin önüne geçebilecek midir? Maalesef hayır. Klonlanan insanlar, bu şansa sahip olamazlar. Roman, ağızda acı bir tat bırakarak hüzünlü bir sonla biter.

Ünlü tarihçi Yuval Noah Harari, insanlığın kendine hazırladığı geleceğin daha fazla rekabeti de birlikte getireceğini savunur. Hatta sadece kendi türümüz ile değil, robotlarla da acımasız bir yarışa girmemiz beklenmektedir. İnsanı bu acımasız yarışta kurtaracak en önemli şeylerden biri, insana ait güzel duygular ve yeteneklerdir. Bütün canlılara duyacağımız mermamet, bizi insan olarak ayakta tutacaktır. 11 Kasım 2018 günü yapılacak olan İstanbul Maratonu’nda sevgili arkadaşım, meslektaşım ve Adım Adım’ın kurucularından Itır Erhart’ın güzel yürekli kızı İsabel Erhart, çok anlamlı bir amaç için koşacak. İsabel, meslektaşımız Umut Özkırımlı’nın beş buçuk yaşında kanserden kaybettiği oğlu Luca Can’ın anısına, kanserli çocukların tedavileri esnasında mutlu olmalarını katkıda bulunmak üzere, iyilik peşinde koşacak. Doğaya, ekosisteme ve kendimize karşı olan acımasız katliam ve yarışa karşın İsabel, çocuklar yaşasın diye Gülmek İyileştirir Derneği için koşacak. Desteklerimiz İsabel ile olsun.  https://ipk.adimadim.org/kampanya/CC32998.

Doç. Dr. Ayşe Uyduranoğlu / Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi

Kategori: Yazarlar