İtalya’dan bir permakültür deneyimi anlatısı: Kalıcı bir kültür ya da kalıcılık kültürü!

Permaculturenews‘de yayınlanan röportajı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Deniz Menteşeoğlu‘nun çevirisi ile paylaşıyoruz.

***

Pietro Zucchetti

Pietro, öncelikle araştırmacı ruhunla kendini adadığın araştırmalar sayesinde, bu sürdürülebilir ve her geçen gün daha da gelişen ve ilerlemeye devam eden tarım anlayışına katkıda bulunduğun ve öte yandan bölgenin kültürünü koruduğun için seni tebrik etmek istiyorum. Bana öyle geliyor ki, “organik” ya da “biyolojik” adını verdiğimiz anlayış dahi artık zamanını doldurdu. Yoksa bunları iki ayrı kavram olarak mı değerlendirmeliyiz?

Bence bunlar iki ayrı kavram. Permakültür, bedenlerimizi, zihnimizi ve ektiğimiz toprağı da kapsayan fiziksel çevremizi de içine alan “insani alanımızı” sürekli olarak işlemeyi esas alan bir kültür. Süreklilikten bahsediyoruz, çünkü bu sistemde, ihtiyaç ve isteklerimizi sürekli bir şekilde karşılayacak ekosistemler tasarlayarak bedenlerimizin ve toprağın sürekli sağlığını elde etmeye çalışıyoruz. İhtiyaçlar diyerek ifade ettiğimiz şeyler hayatta kalmamızı sağlayan fonksiyonlar. İstekler olarak adlandırdığımız şeyler ise, hayattan zevk duymak için arzuladığımız şeylerin tümü. Göz önünde bulundurduğumuz değerler tüm bunları kapsıyor.

Her zaman etrafımızdaki her şeyin açık ve temiz olduğu bir hayat tasarlıyoruz. Mesela su her zaman klor veya diğer kimyasal maddelerden arınmış olmalı. Aslında birincil su kaynağımız yağmur en saf ve filtrelenerek en kolay temizlenen kaynak. Kendi evimde de gümüş ve seramik filtrelerle temizlenmiş yağmur suyu içiyorum. Yani biz ekosistemler tasarlıyor ve bunu yaparken de kirlilik yaratmıyoruz. Doğal ekosistemler kapalıdır, döngüseldir. Atıklar, sonuçta içinde yaşamakta olduğumuz sisteme enerji sağlayan birer enerji kaynağına dönüştürülür. Yani sürdürülebilir bir hayat yaşıyoruz. Daha özgür, bizi insanın özgürlüğüne taşıyan bir yaşam. Bu uzun zaman alan bir adanmışlık.

Oysa bu günlerde “organik”, yalnızca daha az tarım ilacı ve sentetik gübre içeren bir gıda üretim yönteminden başka bir şey değil.

Sıradaki üç sorum, en çok ilgimi çekenle ilgili olacak: Sizi permakültür konusunda bu kadar çok sertifika almaya iten ne oldu?

Öncelikle bu muhteşem yöntemi öğrenmek ve bana ilham vereceğini düşündüğüm, oldukça bilgili kişiler olan permakültür uzmanlarıyla tanışmak istedim. İkinci olarak da çok sayıda insanın permakültürü aslında olmadığı bir şeye dönüştürmeye başladığı bu yerde, İtalya’da, söz sahibi bir kişi olmak istedim. Ayrıca permakültürü öğretebilmek ancak kişinin kendisinin çok geniş çaplı tecrübeler edinmesiyle mümkün. Ancak kendi uyguladığımız şeyleri öğretebileceğimizi öğrendim. Sonuçta teoriyi pratiğe döküyoruz.

Başka biçimlerde de bu kadar hızlı ilerlemesi mümkün olan ve kendi paylaşma ve eğitim pratiklerini doğuran uygulamalar olması mümkün mü?

Permakültür burada ve şimdi olan bir şey, başka bir yerde değil. Bizim öğrettiğimiz biçimiyle permakültür zaten dayanışmayı gerektiren ve kendiliğinden kendi eğitim yöntemlerini doğuran bir uygulama. Sahiden de İtalya Permakültür Enstitüsü olarak öğrencilerin bir araya gelmesini ve derslerden sonra ortak çalışmalar yapmalarını sağlayan bir iletişim ağına sahibiz. Uyguladığımız yöntemler bir eğitim biçimi olarak da oldukça özgün. Çünkü faaliyet öğrenme, temel sistemsel düşünme, ortak eğitim metodu, çoklu zekâ kuramı, Steiner eğitimi gibi pek çok yeni pedagojik sistemi de kapsıyor.

Earthship (Kara Gemisi) kavramını açıklayabilir misiniz?

Earthship (kara gemisi) 70’lerde Amerikalı mimar Michael Raynolds tarafından geliştirilmiş. Kara gemisi, karada yüzen bir gemi olarak düşünülebilir. Bu isim, bu yapıların birer gemi olduğu anlamına geliyor. Çünkü bunlar tıpkı bir gemi gibi yağmur suyunu toplayabilme ve arıtabilme konusunda kendi kendine yeten, güneş panelleriyle güneş enerjisini toplayıp bataryalarda depolamak ve rüzgar tribünleri ile enerji üretmek gibi yollarla enerji toplayabilen ve depolayabilen yapılar. Bu yapılar araba lastikleri, cam ve plastik şişeler gibi atıklar ve akla gelebilecek her tür geri dönüştürülmüş malzeme kullanılarak, çamurla sıva yapılarak inşa ediliyor. Ayrıca bu yapılarda güneş sisteminden pasif enerji alımı kullanılarak, güneş ışınlarını bir sera aracılığıyla yakalayıp sıcaklık en az 3°C artırılabiliyor ve bu seralarda gıda yetiştirilebiliyor.

Bu, evlerin düşük bir bütçeyle veya kolay ödeme yöntemleriyle inşa edilebildiği bir sistem mi?

Tam olarak değil. İş gücü maliyeti nedeniyle normal bir evle hemen hemen aynı maliyete sahip ama bir kez bu evlerden inşa ettiğinizde artık fatura ödemenize gerek kalmıyor. Bu yapılar kendine yetebilen ve içlerinde kendi gıdanızı üretebileceğiniz yapılar. Benim küçük bir bahçem ve onu çevreleyen bir miktar arazim olduğunu farz edin, mesela yarım hektar kadar: Bana ne tavsiye ederdiniz ve buradan ne öğrenebiliriz?

İtalya Permakültür Enstitüsü olarak danışmanlık vereceğimiz zaman biz öncelikle müşterimize arazinin ve müşterimizin durumunu anlamamızı sağlayacak bir soru formu veriyoruz. Bütüncül bir yaklaşımla, tasarımda ve uygulamada ihtiyaç duyabileceğimiz her şeyi belirliyoruz. Örneğin tasarlayacağımız arazinin özelliklerinin yanı sıra bu alanı kimlerin kullanacağını; örneğin mal sahipleri, topluluklar, halk, çocuklar ya da hayvanların mı alanı kullanacağını hesaba katıyoruz.

Ayrıca arazinin sınırlarını ve sınırların ötesindeki çevreyi de değerlendiriyoruz. Doğayı taklit eden, sürdürülebilir sistemler tasarlıyoruz. Böyle bir sistem, karşılıklı etkileşim halinde olan ve her biri kendi içinde farklı bir göreve sahip unsurlardan, tıpkı bir hücreninki gibi ya da bir duvar gibi sınırlardan ve son olarak, bu sınırların dışında kalan çevreden oluşur. Tabi bir projenin uygulanmasında zorluk yaratabilecek problemlerin de farkındayız. Gözlem yaparak ve müşteriyle iletişim halinde olarak, ihtiyaçları ve müşterinin değerleri ile bunlara bağlı isteklerini belirliyoruz. Böylelikle kâğıt üzerinde pek çok hata yapsak da sonuçta toprak üzerinde hata yapmıyoruz. Bu, daha az hata yapılması, enerjinin daha etkin harcanması anlamına geliyor.

Aslında tasarım, hata riskini azaltmak için var. Sonuç olarak uzun ömürlü bitkilerin arasında senelik mahsul alınabilen ekimlerin yapıldığı, üzün ömürlü bitkilere dayalı orman tarımı yapmış oluyoruz. Uzun ömürlü bitkileri dayanıklılığını, risklerden ve senelik mahsulün belirsizliklerinden kaçınmak için kullanıyoruz.

Koruluk bir arazinin, yakacak üretimi ile arazinin kendiliğinden temizlemesi biçiminde, normal yöntemle idare edilmesi ile permakültüre dayalı olarak tasarlanmış idaresi arasındaki fark nedir?

Fark şu: koru, yeni bir ekosistem yaratıp da ağaçlar büyüyene kadar geçen sürede toprak, çıplak kalır.

Oysa arazi permakültür ile idare edildiğinde, toprak sürekli örtülü kalır ve seçimli kesim yapılır. Böylece ekosistem hiç değişmez ve kalıcı bir ekosistem yaratılır. Ayrıca kütük kesimi yapılırken genellikle, hayvanların yerini belirlemeye yarayan teknolojiler kullanılır.

İşinizde Masanobu Fukuoka’dan ilham aldığınız söylenebilir mi?

Kesinlikle. Yaptığımız iş, Fukuoka’nın hayat felsefesini esas alıyor. Fukuoka, herhangi bir şey yapmadan önce, dene- yanıl yönteminden kaynaklanabilecek hatalardan kaçınmak için, çok uzun süre doğayı gözlemlemiş.

Permakültür bize gözlemlere dayanan bir tasarım anlayışı sunan ve doğadaki bu gözlemlerle ilgili analizleri de uzun süre sürdürmemizi öğütleyen bir yöntem. Şöyle ki farklı tasarım araçları kullanarak, yarattığımız sistemin unsurlarını dikkatlice yerleştiriyoruz, tasarımı hayata geçiriyoruz, diğer unsurları destekleyecek en önemli unsurları konumlandırıyoruz, kurduğumuz sistemin bakımını ve devamlılığını sağlıyoruz ve son olarak sistemi oluştururken bir yandan da onu gözlemliyoruz. Böylece bir işlev bozukluğu gördüğümüzde onu düzeltiyor, tespit ettiğimiz problemi giderecek yeni bir tasarım yaratıyoruz. Bunlar, kendine yeten sibernetik bir organizmanın karakteristik özellikleridir. Bir nevi, diğer unsurların yanında insanların da bir parçası olduğu, kurşun geçirmez bir ekosistem.

Arka bahçemizi bir orman bahçesine nasıl dönüştürebiliriz?

Orman bahçelerinin kökeni, ailelerin arka bahçelerinde yetiştirdikleri tropik ormanlara dayanıyor. Cennet bahçesi inanışıyla da bağlantılı olan bu bahçelerin tarihi 200.000 yıl önceye kadar uzanıyor.

Bu bahçeleri ilk kez oluşturanların, Doğu Asya’da toplayıcılık yapan ve tropik ormanlardan besin maddeleri toplayan insanlar olduğu tahmin ediliyor. Bu insanlar yiyeceklerini tükettikten sonra, meyve çekirdekleri ve kabuklarını evlerinin arkasında yer alan, insan dışkısı gibi başka atıkların da olduğu alanlara atıyorlardı. Bu atıklar gübre görevi görmüş ve tohumlar gelişerek, yalnız seçili besin maddelerinin yetiştiği genç bir ormana dönüşmüş ve böylece “orman bahçesi” ya da “gıda ormanı” dediğimiz şey ortaya çıkmış. bu ikisi aynı şey. Bu muhtemelen tarımın da en eski biçimi. Yani bir orman bahçesi yapmak için öncelikle hangi yiyecekleri sevdiğimizi, bahçemizi hangi tip tohumlarla güçlendirmek istediğimizi seçmeliyiz. Örneğin iğde, kızılağaç türleri ve sarısalkım gibi.

Öncelikle üç ayrı seviyede bitki ekmelisiniz. Büyük ağaçlar (elma, kiraz, armut, erik gibi), küçük ağaçlar (şeftali, nar, muşmula gibi), büyük ve küçük çalılar (fındık, kırmızı iğde, goji, yaban mersini, ahududu gibi), otlar (lavanta, biberiye, kekik, adaçayı gibi), kök sebzeler (havuç, patates, atlı patates, sarımsak, soğan, yer elması gibi), örtücü bitkiler (yonca, Hint çileği vb.) ve son olarak küçük ve büyük ağaçlara tırmanacak, tırmanıcı bitkiler (üzüm, kivi vb.)

Oman bahçelerimde ayrıca, lif/ ip üretilen, medikal amaçla kullanılan, şeker elde edilen (akçaağaç gibi) veya gıda olarak tüketilmeyen başka birçok bitki türü de yetiştirilebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bir orman bahçesinin bizim şahsi, biricik habitatımız olarak düşünülmesi gerektiğidir.

Teşekkürler, Pietro. Gerçekten sıra dışı ve ilham verici bir özveride bulunuyorsun.

Teşekkürler, Leonardo. Bu röportajı çok uzaklarda , çok çok uzak bir galakside yaşasa da her zaman yanımda olan L.’ye ithaf etmek istiyorum.

Tekrar teşekkürler.

Bu metin, daha önce Permakültür İtalya’nın web sitesinde yayınlanmıştır.

 

Röportajın İngilizce orijinali

Yeşil Gazete için çeviren: Deniz Menteşeoğlu

 

(Yeşil Gazete, Permaculturenews)