Yurdaer Okur: Tiyatronun dönüştürücü gücü ihmal edilmesin!

Entropi Sahne yeni yaşam alanlarımdan biri, yeni bir yazı hazırlamak için bilgisayar başına geçtiğimde zihnimde Entropi’nin programı dolanıyordu hala, ben de Entropi üzerine bir şeyler yapmaya karar verdim ve Etropi Sahne’nin kurucusu oyuncu Yurdaer Okur ile  son dönemin en yoğun oyunu “RAN” üzerine konuştuk.

***

Ergi İşbilen: Öncelikle RAN fikri nasıl ortaya çıktı onu anlatır mısın?

Yurdaer Okur: Nazım Hikmet’i bugün okuduğumuzda 70 yıl önce yazdıklarıyla bugünümüzü anlattığını, değişen pek bir şeyin olmadığını hatta daha da kötüye gitmekte olduğunu düşündüm ve Nazım’ın dizelerine bir nefes, bir ses olma ihtiyacı hissettim. Onun çocuk, doğa ve yaşama sevgisiyle mücadeleyi sürdüren umudu bize her dönem bugün de olduğu gibi rehberlik etmiştir. Nazım Hikmet bizim topraklarımızdan çıkıp dünya şairi olabilmiş ender insanlardan biri. Yazdıkları ve söyledikleriyle zor zamanlarımıza umut olmayı başarıyor.

Nâzım Hikmet okumak, her seferinde beni yeniden yaşadığım gerçeklerle yüz yüze getiriyor. Nâzım’ın 1940-50’lerde yazdığı şiirleri okuduğumda çok bir şeyin değişmediğini görüyorum. Hatta sorunların daha da arttığını… Nâzım’ı yeniden yorumlamak, kendi ağzından Nâzım olmak, Nâzım’ın ruhuyla kitlelere bir şey aktarmak, ‘’RAN’’ fikri böyle ortaya çıktı.

Ergi İşbilen: Bir röportajında şiir ile olan ilişkim tiyatrodan daha eski diyorsun, nasıl başladı?

Yurdaer Okur: Tiyatroya şiir sayesinde başladım diyebilirim. Sahneye ilk çıkışım 90’lı yıllarda üniversitede kurduğumuz bir şiir grubunun dinletileriyle oldu.

Şiiri özümsemeyi, anlamayı ve onu aktarmayı herhangi bir metni oynamaktan çok zorlayıcı ve değerli buluyorum. Tıpkı klasik Shakespeare metinlerini oynamak gibi başka bir tadı var.

Şiirle bütün bir tiyatro metninin anlatmak istediği dünyayı tek bir dizeye sığdırabilirsiniz ve bunu performansınızla seyirciyle buluşturmanın özel bir meziyet olduğuna inanıyorum.

 

Ergi İşbilen: Günümüz insanıyla Nazım arasında bir bağ kuruyor oyun. Onu zaaflarıyla, korkularıyla, kaygılarıyla, umuduyla, öfkesiyle kısacası tüm insani özellikleriyle aktarıyorsun sahneye. Karamsar olarak eleştirildiği de oluyor oyunun, sen ne düşünüyorsun seyirci ve RAN ilişkisi ile ilgili?

Yurdaer Okur: Nazım bize inadına yaşamanın, inadına mücadele etmenin çok önemli olduğunu söylüyor. Umut her zaman vardır ve olmalıdır, başka türlü bir yaşama biçimi düşünemeyiz. Bazı şeyler sönmüş, küllenmiş olabilir ama küllerin arasından yeniden doğabilir. Ben oyunun umutsuz olduğunu düşünmüyorum. Nazım’ı günümüz insanına yaklaştırarak bir öngörüde bulunmaya çalışıyorum. Kimi zaman sert olması bilinçli bir tercih. Sanat bazı şeyleri insanların yüzüne vurur, vurmalıdır.

Bazı dizeleri adeta bir kahin gibi olabilecekleri önceden sezerek insanlığa bir uyarı niteliği taşıyor. İzleyenlerin kendiyle yüzleşmesini sağlıyor. Henüz vakit varken çok geç olmadan ağaçlar için, balıklar için, güneşli sokaklar için, çocuklarımız için, geleceğimiz için bir şeyler yapmamız gerektiğini yüzümüze yüzümüze vuruyor. 

Ergi İşbilen: Oyun açılışını Londra’da yaptı sonrasında hem Avrupa’da farklı şehirlerde oynadı hem de Türkiye turnesiyle epey dolaştı, nerelere gittiniz?

Yurdaer Okur: Belli bir kronolojiyle sayamayacağım ve unuttuklarım varsa üzgünüm; Viyana, Lefkoşa, Girne, Magosa, İzmir, Ankara, Bursa, Batman, Mardin, Diyarbakır, Antalya, Samsun, Giresun, Trabzon, Mersin, Van ve son olarak Bartın. Bartın’da çok keyifli bir seyirci vardı, oyundan önce de belediye başkanının misafiri olduk. Turnelerde tanıştığım yeni insanlar ve mekanlar bana enerji veriyor. 

Ergi İşbilen: Sırada nereler var?

Yurdaer: Nurnberg, Tekirdağ, Adana, Eskişehir, Konya… Şimdilik aklıma gelenler bu kadar.

Ergi İşbilen: Tiyatroya dönecek olursak; Entropi Sahne’yi bağımsız bir sanat platformu olarak kurdun, günümüzde sanat kurumları işletmek gitgide zorlaşıyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yurdaer Okur: Nasıl ki Grotowski yoksul tiyatrodan yola çıkıp kendi oyunculuk biçimini ortaya çıkardıysa, nasıl ki İran Sineması varsa ve Nazım Hikmet de en iyi eserlerini en zor zamanlarında verdiyse aynı şekilde Karagöz’le Hacivat da farklı yollardan anlatma ihtiyacıyla doğduysa sanat her şeye rağmen var olacaktır. Bir sanatçının mücadeleyi bırakması yenik düşmesi yok olması anlamına gelir ve bu bir toplum için en büyük tehlikelerden biridir.

Entropi Sahne her türlü performans sanatının yaratımı ve sunumu süreçlerini destekleyen çok disiplinli bir sahne ve alan. Önünde küçük bir kafe de bulunuyor. Amacımız Entropi’nin farklı dalları ağırlayan bir sahne ve sanatçılarla seyircileri buluşturan bir merkez olması. Zorlukları var tabii ki, bir kere bir sanat kurumunda ticari kar bekleyemezsiniz kesinlikle. Bizim beklentimiz de Entropi’nin oyunlarla, konserlerle, performanslarla bir buluşma noktası olması.

Biz imkanlarımız el verdiği ölçüde tiyatro yapmaya ve sahneyi yaşatmaya devam edeceğiz. Tam da tiyatroya ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz. Tiyatro insanları değiştirir, dönüştürür ve birleştirir. Oyuna gelen seyirciyle oyundan çıkan seyirci arasında bir fark olur. 

Ergi İşbilen: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

Yurdaer Okur: Tiyatronun bir yol gösterici olduğuna inanıyorum. Herkesin buradan öğreneceği, alacağı, duyumsayacağı bir şey mutlaka var… Tiyatronun dönüştürücü gücünün ihmal edilmemesini diliyorum.

 

Yurdaer Okur’un, Nazım Hikmet’in şiir ve mektuplarından derleme bir metinle sahneye uyarladığı tek kişilik oyunu ‘’RAN’’ 2018-2019 sezonunda Entropi Sahne’de sahnelenmeye, Türkiye ve dünya turnesine devam ediyor. Ayrıntılı bilgi için: www.entropisanhne.com

 

 

 

Röportaj: Ergi İşbilen

(Yeşil Gazete)