P24’den Mersin Kültürhane’de ‘Nükleer Enerji Haberciliği Atölyesi’

Punto 24 (P24) Bağımsız Gazetecilik Platformu’nun “Nasıl Yapmalı” başlığı altında 2014’ten bu yana düzenlediği gazetecilik atölyelerinin son halkası ‘Nükleer Enerji Haberciliği Atölyesi’ adı altında  20 Ekim Cumartesi günü Mersin Kültürhane’de gerçekleştirildi.

Atölye kapsamında Artı Gerçek, Artı Tv ve Açık Radyo’dan Pelin Cengiz, Nükleersiz.org koordinatörü, Yeni Yaşam  gazetesi ve Yeşil Gazete’den Pınar Demircan ile Birgün Gazetesi’nde iken silikosis hastası kot kumlama işçileri ile yaptığı haber röportajlar ile tanınan ve kendisini emek-insan habercisi olarak tanımlayan Gülşen İşeri, Mersin’deki yerel gazeteciler, nükleer karşıtı aktivistler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle biraraya geldi.

Atölye P24 ekibinden Özgün Özçer’in açış konuşması ile başladı. Kısaca P24 platformu hakkında bilgi veren Özçer, Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının devam ettiğini, Mersin bölgesinden bu konuya dair haber akışını güçlendirmek amacını güden atölyenin ise bu niyetin ilk adımı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

***

Pelin Cengiz: Nükleer lobisinin savları ve söylemekten kaçındıkları

Pelin Cengiz: Nükleer lobisinin Akkuyu için savları: *İleri ve yeni teknoloji, *Düşük maliyet, *İstihdama katkı, *Türkiye’nin enerji arzında çeşitlilik ve *Ülkenin dışa bağımlılığını azaltma

‘Nükleer Enerji Haberciliği Atölyesi’ndeki konuşmasına kendi gazetecilik deneyimi hakkında kısa bir bilgi sunarak başlayan Pelin Cengiz, ekonomi muhabiri olarak başlayan kariyerinin son 6-7 yıldır ekoloji odaklı bir gazeteciliğe evrildiğini kaydetti. Ekoloji ile Ekonominin aslen birbirini kesen, iç içe geçen konular olduğunu vurgulayan Cengiz, Akkuyu Nükleer Santrali için nükleer lobisinin savunduğu ve dem vurmaktan kaçındığı argümanları ise şu şekilde sıraladı.

Nükleer lobisinin santralin yapılmasına dair 5 argüman ileri sürdüğünü belirten Pelin Cengiz. Bunları da *İleri ve yeni teknoloji, *Düşük maliyet, *İstihdama katkı sağlanması, *Türkiye’nin enerji arzında çeşitliliğe gitmek ve *Ülkenin dışa bağımlılığının azaltılması şeklinde sıraladı.

Konuşmasının devamında bu 5, “Nükleer lazımdır, çünkü” argümanını neden ve sonuçlarını ile detaylandırararak çürüten Cengiz sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nükleer santrallerdeki her gecikme maliyetin kademeli olarak artması manasına gelir. Akkuyu için ilk telaffuz edilen maliyet 22 milyar dolar idi. Şimdi ise bunu 25 milyar dolar olarak açıkladılar. Uzmanlar ise santralin maliyetinin en az 30 milyar doları bulacağını öngörüyor. Akkuyu anlaşması 2010’da Rusya ile imzalandığında dolar kuru 1,42 tl idi, dün (19 Ekim 2018 Cuma) kapanış saatinde kontrol ettiğimde ise 5,62 tlyi gördüm. Düşük maliyet savı gerçekçi değil.

Santralin istihdama katkı sağlayacağı da iddia ediliyor ama bu da doğruları yansıtmıyor. Bir santralde ortalama 1.000 kişi çalışır desek Akkuyu’da bunun bir kısmı Rus vatandaşlarından oluşacak. Toplam istihdam, inşaat sürecini de dahil edersek, 600-700 kişi ve bu da belli bir süre zarfı için geçerli. İstihdama doğrudan bir katkısından söz edemeyiz.

Dışa bağımlılık azaltılacak deniyor ama bu da doğru değil. Anlaşma Rusya şirketi Rosatom’a geniş imtiyazlar sağlıyor. Enerji arzında çeşitlilik deniyor ama Akkuyu devreye girmiş olsa dahi toplam enerji arzının sadece %7’sini karşılayacak. Devreye gireceği tarihte yenilenebilir enerji ile rekabete girmesi de mümkün olmayacak”

Pelin Cengiz, nükleer lobisinin bahsetmekten kaçındığı argümanları ise 3 + 2 argüman halinde şöyle sıraladı. 1-Santral riskleri, 2-Kaza riskleri, 3-Atık yönetimi ve 4-Politik riskler ile 5-Ekonomik riskler

Pınar Demircan: Japonlar bir süre radyasyon ölçüm cihazları ile dolaştı

Pınar Demircan: Türkiye’de nükler bir fıkra yaşanıyor. Rusya-Japonya  ve Çin gibi 3 farklı ülke tarafından nükleer santral kurulması kritik önemde standardizasyon gerektiren bir işlerde 3 farklı iş kültürünün olacağını gösterir.

Yeşil Gazetemizin nükleer haberler editörü de olan Pınar Demircan ise nükleer santrallerin riskleri ve toplumsallığı üzerine medyanın bilgilendirici rol oynaması gerektiğini söyledi. Bu bağlamda geçen ay araştırma projesi için bulunduğu  Japonya’da görüşmeler yaptığı sivil toplumu örgütlerinin temsilcilerinin deneyimlerini ve  nükleer karşıtı hareketten örnekleri paylaşcağını ifade ederek sözlerine başladı.

Japonya’da hemen herkesin nükleer felaketle yaşamak zorunda kalınca elinde cep telefonu büyüklüğünde radyasyon ölçüm cihazı ile dolaştıklarını aktaran Demircan, “Nükleer felakete neden olan bir ülkenin hükümetinin  ülkemizde nükleer santral kurmak istemesi üzerine düşünmeliyiz. Kaldı ki TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) bir süredir Japonya’dan ithal edilen ürünler için radyasyon kontrolü şartını kaldırmıştır. Hepimize afiyet olsun!” şeklinde konuştu.

Konuşmasında nükleer silahlanmanın geçmişi ve  nükleer santraller arasındaki bağlantıya değinerek nükleer santrallerin nükleer zincir içinde bir halka olduğunu aktaran Demircan bu tarihselliğin büyük resmi görmemizi sağlayacağına işaret etti.

Nükleer santrallerle ilgili olarak yeni teknolojiler kullanıldıkça yeni sorunların tespit edileceğini  belirtti.Japonya’nın batı bölgesindeki santrallerin fay hattı üzerine yapıldığının ortaya çıktığını da sözlerine ekleyen Pınar Demircan, ülkede son zamanlarda yaşanan en büyük sorunun ise radyoaktif suların denize boşaltılmasının planlanması olduğunu bilgisini paylaştı. Biriken radyoaktif su miktarının 1 milyon tona yaklaştığını ve bu kapasitede suyu silolarda muhafaza edecek yerin de kalmadığını  söyleyen Demircan, “Japonya’da yıllardır  problemin yalnızca trityum olduğu söylenir oysa başka izotopların da bu radyoaktif su içinde arıtılamadığı ortaya çıktı”dedi.

Sözlerine “Fukuşima’da nükleer santral kazasından ölen olmadı yalnızca deprem ve tsunami nedeniyle ölenler oldu şeklindeki yalan yanlış beyanlar  Japonya’da görülmekte olan bir dava sürecinde açığa çıktı”şeklinde devam etti. Dava sonucuna göre  Fukuşima nükleer santral kazası sonucunda direkt olarak 44 kişinin hayatını kaybettiğini, 380 kişinin de tahliyeler sırasında yaralandığının anlaşıldığını ifade etti.

Demircan Fukuşima’da çocuklar kadar yetişkinlerde görülen kanser ve diğer hastalıklarda da artış olduğunun anlaşıldığı gibi edinilen yeni bilgilerin nükleer santralerle ilgili olarak yeni sorular uyandırdığının altını çizdi. Özellikle erkeklerle aynı doz radyasyona maruz kalan kadın ve çocukların erkeklere göre daha kırılgan  olduğunun tam bilinmediğini, habercilikte bu bilginin mutlaka kullanılması gerektiğini belirtti.

Mersin’in de Japonya gibi bir deprem bölgesi olduğunun altını çizen Demircan, bugünkü atölyeye yurttaş gazeteciliği yapmak isteyen gençlerin  de gelmiş olmasını isterdim dedi.

Türkiye’nin bir nükleer santral için başka bir ülke ile ortaklık anlaşması imzalayan ilk ülke olduğunu belirten Pınar Demircan, bu “nahoş fıkra” benzeri durumun Akkuyu için Rusya ile yapılan anlaşmanın ardından Sinop için Japonya, ardından da İğneada için Çin ile anlaşma yapılmak sureti ile devam ettirildiğini de sözlerine ekledi.

Gülşen İşeri: İnsan ve Emek haberleri yaygınlaştırılmalı

Gülşen İşeri: İnsan ve emek öyküleri daha geniş bir kesime ulaşabiliriz

İnsan ve emek haberleri yaptığını belirten bağımsız gazeteci Gülşen İşeri ise Demircan’ın, “Akkuyu’ya karşı Mersin halkının azalan ilgisi” tespiti üzerinden konuyu alarak bu durumu tersine çevirmenin yol ve yöntemleri üzerinde kendi deneyimleri üzerinden paylaşımlarda bulundu.

15 yıllık gazeteci olduğunu ve bir kentsel dönüşüm mahallesinde büyüdüğünü ifade eden İşeri, 2004 yılında başladığı muhabirlik deneyiminin ilk günlerinden itibaren emek haberleri üzerine eğildiğini kaydetti. 90’lı yıllarda her gazetenin “Emek Haberleri” köşesi olduğunu, 2000’li yıllar ile bu durumun değiştiğini de kaydeden İşeri, “Kentsel dönüşüm üzerine yaptığım haberler de sadece İstanbul kapsamlı çalışmıyorum. Diyarbakır, Mardin, hatta İzmir’e kadar ülkenin pekçok yerinde bu tip projeler yürütülüyor. Ben de hepsini takip etme çabasındayım” dedi.

Silikosis hastaları ile birebir görüşmeleri üzerinden yaptığı haberlere ve kitaplara da değinen Gülşen İşeri, kamuoyuna yansıtıldığı gibi kot kumlamanın tamamen ülkeden çıkartılmış olmadığını söyledi. Sorunun sadece kot kumlama ile sınırlı olmadığını da kaydeden İşeri, “Silikosis hastalığının sadece kot kumlama ile geçtiği de yanlış bilinen bir durum. Kot kumlarken işçilerin kullandığı silika tozu başka pekçok sektörde de kullanılmaya devam ediyor. Kedi kumunda bile bulunan bir madde silika tozu ve akciğere yapıştığı anda da ölümcül sonuçlar doğurabiliyor” diye konuştu.

Emek ve insan haberlerini yaygınlaştırmak gereğinden de söz eden İşeri, yerel gazeteler adına atölyeye gelen muhabirlere ise Akkuyu nükleer santralinde çalışan işçiler ile birebir görüşerek onların hikayelerinin haberleştirilmesinin kamuoyu nezdinde ilgi uyandırabileceğini aktardı.

Soru – Cevap: Mersin halkının nükleer karşıtı mücadeleye eskiden olduğu gibi katılımı nasıl sağlanabilir?

‘Nükleer Enerji Haberciliği Atölyesi’ndeki sunumların ardından soru cevap kısmına geçildi. Atölye konuşmacıları ile katılımcıların soru-cevap kısmında odağa aldığı konu ise Mersin halkının Akkuyu nükleer santraline karşı kaybolan ilgisinin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağı idi.

Yerel gazeteciler nükleer karşıtı harekete destek olmak için tabiri caiz ise “son mohikan” gibi mücadele ettiklerini, “halkın ilgisini nasıl çekeriz” diye haberleri en ince noktasına kadar kullandıklarını ama sonucun pek değişmediğini belirttiler.

Atölyenin sonunda konuşmacılar ve P24’den Özgün Özçer (ayakta) ile birlikte fotoğraf çekilmeyi de ihmal etmedik

Atölyenin son kısmında ise P24’den Özgün Özçer, konuşmacılar ve katılımcılar ile bundan sonraki yol haritasına dair neler yapılabileceği üzerine kısa bir forum başlattı. Nükleer santrale dair haberlerin gündeme gelmesi için Sinop, İğneada ve Mersin üçgenindeki gazetecilerin, stk temsilcilerinin ve nükleer karşıtı aktivistlerin dirsek temasında bulunmasına yönelik buluşmaların önümüzdeki günlerde tekrarlanacağı bilgisi ile atölye sona erdi.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)