ManşetTarım-Gıda

Doğa ile tarım yapmak

ReThink’te Fredrik Moberg imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Sinem Ercan Güleç’ın çevirisi ile paylaşıyoruz.

                                                                                ***

Yenilikçi agroekolojik çiftçiler, tüm dünyada giderek artan bir şekilde egemen endüstriyel tarım yöntemlerine meydan okuyor. Artan nüfusu beslemek ve iklim değişikliği, kuraklık, piyasadaki belirsizlik ve diğer pek çok sorun ile başa çıkmak adına, agroekolojik çiftçiler dayanıklılık fikrini (resilience thinking) yerel ve bilimsel bilgiyi harmanlayarak hayata geçiriyor.

On iki yıl önce, 2006 yılında, Haregu Gobezay işsizdi ve altı çocuklu ailesi tüm masraflarını karşılamak için kocasının maaşına sırt dayamıştı. Bugün Gobezay ve kocası, Kuzey Etiyopya’da Tigray Bölgesi’nin Mereb Leke alanında mango, portakal, mandalina ve avokado tarlalarından oluşan 12 hektarlık bir çiftlik işletiyor. Ayrıca birçok süt ineği ve yumurta üretimi için tavukları da mevcut.

Onlar artık tek bir ürüne bel bağlamıyor. Örneğin; eskiden yetiştirdikleri Ragi darısı (finger millet), sıklıkla yabani ot ve beyaz karıncalardan istilasına uğruyordu ve ürün verimi, besin açısından fakir ve ince toprak yapısından dolayı azdı. Şimdi ise geniş bir yelpazede farklı ürünler yetiştiriyorlar. Bu durum, onların birçok zorlukla başa çıkmasına yardımcı oldu ve bu şekilde, yaklaşık yüz kişilik bir ekiple mango ve başka meyveler satarak iyi bir kar elde etmelerini sağladı.

Agroekoloji; ekolojik bilgi, ekonomik olarak uygulanabilirlik ve sosyal adalet dahil olmak üzere, tohum ve topraktan sofraya kadar gıda sistemine ait tüm parçaların sürdürülebilirliğini güçlendirmeyi esas alan net bir hedefe sahiptir.

Gobezay işe sebze dikimiyle başladı; sonrasında ise, bitki köklerinde yaşayan bakterilerin yardımıyla, havadaki azotu sabitleyerek toprağı dölleyen meyve ağaçlarını ve araşitleri (yer fıstığı) örtü bitkiler olarak ekti. Zamanla, süt ineklerine sisteme ekledi ve onlar için ağaçların altında yonca, Rodos otu ve fil otu gibi mera bitkileri yetiştirmeye başladı.

Aile, toprak verimliliğini daha da artırmak ve topraktaki organik madde miktarını artırmak için 20 büyük çukurda kompost hazırlıyor. Bununla birlikte, mandıra çiftliğindeki biyogaz tesisi, yemek pişirmek için biyolojik gübre kompostu (bioslurry) ve enerji üretiyor.

Aile “it-çek” (push-pull) teknolojisini de ek bir gelir kaynağı olarak kullanıyor. Bu teknoloji kimyasal böcek ilaçları (pestisit) kullanılmadan, Striga yabani otları ve özellikle sap kurdu gibi kımıl zararlıları ile mücadele etmek için Afrika’da geliştirilmiştir. Bu yöntemde mısır, süpürge darısı (sorghum) veya mango ağaçları etrafına böcek zararlılarını “iten” Desmodium gibi çiçekli bitkiler veya “çeken” fil otu gibi bitkiler ekilir. Desmodium, Striga yabani otlarını ortadan kaldırır ve fil otlarına gelen sap kurtlarını kovar. Aile çiftliği, Desmodium yetiştirerek tüm bölgede it-çek teknolojisine ölçek atlatmak için çalışan bir tohum merkezi haline geldi.

Haregu Gobezay Etiyopya’da agroekolojik bir çiftlik işletiyor. Fotoğraf: A. Gonçalvés

Dünya çapında giderek daha fazla sayıda çiftçi, kompost ve ekolojik üretim gibi çeşitliliğe ve yerel girdilere dayalı üretim yöntemlerini benimseyerek, yoğun kimyasal kullanılan tek ürün yetiştiriciliğinden uzaklaşmaktadır. Son yıllarda, küresel ölçekte tarımın karşı karşıya kaldığı pek çok zorluğa yanıt olarak bu tür agroekolojik tarım yöntemleri yayılmaya başladı. Agroekolojik tarım sistemlerinin topraktaki karbon tutumunu artırdığı, biyolojik çeşitliliği desteklediği, toprağı iyileştirdiği, verimini yükselttiği ve güvenilir geçim kaynaklarına erişim için bir temel oluşturduğuna dair kanıtlar giderek artmaktadır.1

Günümüz tarım modeli dünya nüfusu için yeterli miktarda yiyecek üretmektedir, ancak herkesin her yerde yeterli, güvenilir ve besleyici gıdaya erişimi sağlayamamaktadır. Aynı zamanda, bu tür tarım uygulamaları toprak yapısının bozulmasına, doğal kaynakların kötüye kullanımına ve tarımın keşfedilmesinden önce, 11.000 yıl boyunca dünyayı nispeten istikrarlı bir halde tutan önemli gezegensel sınırların aşılmasına katkıda bulunmuştur.

Günümüz tarımı, gezegenin buz tutmayan kara yüzeyinin neredeyse %40’ını kaplar, dünyada kullanılan tatlı suyun %70’ini tüketir ve küresel sera gazı salımının yaklaşık %30’unu üretir.2 Mevcut gıda üretim sistemi, insanlığın fosil yakıtlara bağımlılığını artırır ve iklim değişikliğine sebep olur. Aynı zamanda iklim şokları ve aşırı hava olayları, dünyanın her yerinde, özellikle de daha fakir ülkelerde,  tüketicileri ve üreticileri etkileyen gıda fiyatı dalgalanmalarına neden olabilir.

Mevcut tarım sistemi, ağırlıklı olarak kimyasal gübrelerin kullanımı yoluyla nehirler, göller ve okyanuslarda ciddi su kalitesi sorunlarına neden olup, dünya çapında azot ve fosfor akışlarını iki katına çıkarmıştır. Aynı zamanda, biyolojik çeşitlilik kaybının tek ve en büyük sorumlusudur. Gittikçe artan sayıda uluslararası araştırma ve değerlendirmeler, bu tür olumsuz çevresel etkileri önlemek için daha fazla ilgi, kamu fonu ve politik tedbirin agroekoloji yaklaşıma adanması gerekliliğini vurgulamaktadır.3-7

Biyoçeşitlilik; toprak sağlığı, verimlilik ve dayanıklılık için kilit öğedir. Birçok organizma toprağa yerleşir, organik maddeleri parçalara ayırır ve toprak için besin maddeleri üretir. İlüstrasyon: E. Wikander/Azote

Çiftçilerin dayanıklılığını artırmak

Agroekoloji “gıda sistemi ekolojisidir”8 ve doğal ekosistemlerden ilham alan tarımsal bir yaklaşımdır. Yerel ve bilimsel bilgileri bir araya getirir ve bitkiler, hayvanlar, insanlar ve doğa arasındaki etkileşimlere odaklanarak tarımsal sistemlere ekolojik ve sosyal yaklaşımlar uygular. Ayrıca agroekolojik yöntemler, çiftçilerin dayanıklılığını artırarak onların iklim değişikliğiyle başa çıkmalarına yardımcı olabilir.

Agroekoloji; ekolojik bilgi, ekonomik olarak uygulanabilirlik ve sosyal adalet dahil olmak üzere, tohum ve topraktan sofraya kadar gıda sistemine ait tüm parçaların sürdürülebilirliğini güçlendirmeyi esas alan net bir hedefe sahiptir. Bu hedefe ulaşmak için, agroekolojik yöntemler fosil yakıt, gübre ve zirai ilaç gibi kimyasal girdilerin kullanımını ve büyük ölçekli mono-kültür tarım uygulamasını (büyük bir alanda tek bir mahsulün yetiştirilmesini) en aza indirmeye veya önlemeye gayret eder.

Agroekolojik bir yaklaşım; bitkilerin çeşitlendirilmesi, toprağın işlenmesi, yeşil gübre ve hayvan gübresi kullanımı, toprağın azotlanması, böcek zararlıları ile biyolojik mücadele, yağmur suyu hasadı, karbon depolayan ve ormanları koruyan bitkisel ürün ve hayvan yetiştiriciliği gibi bir dizi tarımsal yöntemi içerir. Ayrıca, yerel bilginin, çiftçilerin güçlendirilmesinin ve çevresel sübvansiyonlar ve kamu ihale planları gibi sosyo-ekonomik düzenlemelerin de önemini vurgular.

Agroekoloji son yıllarda herkesin diline dolanmış moda bir sözcük haline geldi, ancak cevabı merak edilen en önemli soru şu: “Agroekolojik tarım, önümüzdeki on yılda yaklaşık 10 milyar insana ulaşacağı tahmin edilen küresel nüfusu besleyebilir mi?” Giderek artan sayıda araştırma bu soruya “evet” cevabını veriyor. Bu yaklaşım, dünyadaki gıda üretimini olumlu anlamda değiştirmeye yardımcı olabilir ve dünyayı beslemek için yeterli gıda üretebilir.

2011 yılında Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü olan Olivier De Schutter, “Mevcut bilimsel araştırmalar, gıda üretiminin artırılması konusunda agroekolojik yöntemlerin, gıda sıkıntısının yaşandığı yerlerde, özellikle elverişsiz ortamlarda, kimyasal gübre kullanım yönteminden daha iyi performans gösterdiğini ortaya koyuyor.” demiştir.

De Schutter ve daha birçok kişi, tarım sistemlerinin dayanıklılığı artırmak için agroekolojinin iyi bir yöntem olduğu sonucuna varmış durumda. Ancak çok azı, dünya genelindeki küçük ölçekli çiftçiler arasında agroekoloji ve dayanıklılığın uygulamada nasıl bağlantılı olduğunu derinlemesine araştırmıştır.

Brezilya’daki Instituto Federal Catarinense ve Ekvador’daki Centro Ecológico‘da teknik danışman olarak görev yapan André Gonçalves, 2014 yılında Fransa Montpellier’de gerçekleştirilen üçüncü uluslararası dayanıklılık konferansına katıldı. Dayanıklılık kavramından giderek daha fazla hayran kaldı ve bu kavramı, agroekolojik tarım yöntemleri üzerine yaptığı araştırmalara dahil etmek istedi.

Konferanstan sonra, agroekolojik yöntemlerin çiftçilerin dayanıklılıklarını nasıl etkilediğine dair uygulamalı örnekler aramak için İsveç Doğa Koruma Topluluğu (Swedish Society for Nature Conservation- SSNC) ve ortak kuruluşları ile birlikte dünya çapında bir dizi saha gezisi düzenlemeye karar verdi.

Saha gezileri birkaç yıl sürdü ve André Gonçalves kendi ülkesi olan Brezilya’da birçok yeri ve ayrıca Etiyopya, Kenya, Uganda, Filipinler, İsveç’i ziyaret etti. Bu ziyaretler sayesinde; iklim değişikliği ve toprak kalitesinin bozulması, haşere salgınları, kimyasal kirlilik, pestisit ve suni gübre gibi kimyasal girdilerin artan fiyatları gibi zorluklarla başa çıkmak için yeniliğe açık çiftçi ve çiftçi örgütlerinin ne tür agroekolojik yaklaşımlar uyguladıklarına ilişkin yeni bilgiler ortaya çıktı.9

Yağmur suyu hasadı, kuraklığa karşı dayanıklılık geliştiren Etiyopya agroekolojik tarımında önemli bir stratejidir. Fotoğraf: A. Gonçalves.

Agroekoloji ve dayanıklılık kavramını birleştirmek

Gonçalves; agroekolojinin her soruna kendi başına bir çözüm olmadığı; aksine, yerel, sosyo-ekonomik ve ekolojik koşulları dikkate alan bir kavram olduğu sonucuna hızlıca değinmiştir.

Gonçalves; “Benim agroekoloji tanımımda, kavram tamamen sosyal adalet ve ekonomi gibi değerler ile ilişkili. Aksi takdirde kavram, teknik boyuta indirgenmiş olur.” diyor. Gonçalvez’in bu bakış açısını ele alan analizleri, tarımsal dayanıklılığı güçlendirmek için ekolojik olanlar kadar sosyal ve ekonomik kriterlere de odaklandı.

2016 yılında Stockholm Resilience Center‘da (SRC) bir atölye çalışması düzenlendi ve dünyanın her yerinden katılan aktivist ve bilim insanları bir araya gelerek, agroekoloji ve dayanıklılık düşüncesinin birbiriyle nasıl ilişkilendiğini daha yakından inceledi. Gonçalvez bu atölyeyi, NIRAS’ın İsveç ofisinde tarım ve çevre alanında kıdemli danışman ve uzman olan Karin Höök ile birlikte organize etti. Karin Höök, 2000’li yılların başından beri Gonçalves ile işbirliği içindeydi. SSNC’deki uluslararası birimin başkanı olarak gerçekleştirdiği önceki çalışmalarına dayanarak, Höök dayanıklılık düşüncesine ve tarımın daha sürdürülebilir hale getirilmesi için bu düşüncenin nasıl uygulanabileceğine ilgi duymaya başladı.

Höök, “Dayanıklılık teorisi son derece ilgi çekici ve tarımsal kalkınma ile yakından alakalı, ancak çoğu zaman, somut gerçek dünyadaki uygulamalardan daha popüler, moda haline gelmiş bir sözcük olarak karşımıza çıkıyor. Artık bu durum değişiyor ve bu teorinin, sürdürülebilir tarımsal gelişime nasıl katkıda bulunabileceğine dair daha somut araçlar ve pratik örnekler görüyoruz.” diyor.

SRC (Stockholm Resilience Centre)’de hem araştırmacı hem de araştırma koordinatörü olan Elin Enfors Kautsky, 2016 yılında tarım arazilerinde dayanıklılığa dayalı girişimleri uygulamaya koymak için farklı yollar öneren bir makalenin ortak yazarlarından biri.10 Yazarlar, ekosistem koşulları ve tarımsal sistemlerdeki dayanıklılığın; değişen iklim koşulları, aşırı hava olayları, haşere salgınları, piyasadaki dalgalanmalar, kurumsal değişiklikler ve diğer sorunlara karşı iyileştirilmesinin, BM’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin gerçekleşmesinde kritik öneme sahip olduğu sonucuna vardılar.

Gonçalvez, Enfors Kautsky ile tanıştığı atölyenin ardından, dayanıklılığı analiz etmek ve uygulamaya koymak için, saha gezileri sayesinde elde ettiğini gözlem ve deneyimlerini, gittikçe daha popüler hale gelen “dayanıklılık için yedi ilke”11 ile karşılaştırmaya devam etti. Bu karşılaştırma, sertifikalı organik tarım ve diğer agroekolojik yaklaşımların dayanıklılık düşüncesi ile genellikle yakından ilişkili olduğunu ve bu yaklaşımların, hem çiftlik hem de hane gelirini artırma eğiliminde olduğunu ortaya çıkardı. Örneğin; Gonçalves ürün çeşitliliğinin, tarım tekniklerinin ve geçim kaynaklarının yaygın kullanımında birinci dayanıklılık ilkesinin (ekinlerin, yöntemlerin, bilginin vb. çeşitliliğini devam ettirmek) birçok örneğini gördü.

Gatuanyaga Köyü’ndeki Tumaini Kadınlar Grubu -Andre Goncalves’in saha gezisi sırasında ziyaret ettiği topluluklardan biri olan Kikuyu topluluğu- yaşam koşullarını iyileştirmek için genişletilmiş katılım, işbirliği ve sosyal-çevresel sorumluluğun bir örneğidir. André Gonçalves arka sırada soldan dördüncü. Fotoğraf: A. Gonçalves

Agroekolojide dayanıklılığı sağlamak

Etiyopya’daki Gobezay ve kocası, çeşitliliğe dayalı tarım sistemiyle çalışan ailelerden yalnızca bir tanesi. Uganda’da Gonçalves, muz ile birlikte organik ananas ve fasulye, mısır ve yer fıstığı gibi çeşitli diğer bitkiler yetiştiren Vicent Ssonko ve Yakubu Nyende ile tanıştı. Organik ananasın satıldığı uluslararası pazar çökerse, bu çiftçiler yerel pazarda muz satarak yine de gelir elde edeceklerdir. Ayrıca, gıda güvenliğini ve besin değerini artıran fasulye ve yerfıstığı, dengeli beslenmenin önemli bileşenleridir. Aynı zamanda, bu bitkiler kimyasal azotlu gübrelere ihtiyaç duymadan azotu toprakta sabitler ve toprak verimliliğini artırır.

Çeşitlilik, karşılaşılan birçok zorlukla başa çıkmak için de kullanılır. Güney Luzon bölgesinden Filipinli bir pirinç çiftçisi olan Pepito Babasa, genellikle tayfun ve sellerden muzdariptir. Pirinç hasatını güvence altına almak için, sel ve kuraklığa karşı dayanıklı olduğu bilinen farklı pirinç türleri yetiştirir.

Dayanıklılık oluşturmanın ikinci prensibi olan “bağlantıları yönetmek” agroekolojide birçok alanda görülür. Gonçalves bu konuda, çiftçilerin kendi ürünlerini satmak için pazarlara nasıl ulaştıklarından, tarlada tozlaşan cinslerin habitatlarına ve zararlıların doğal düşmanlarına kadar birçok çeşitli örnek buldu. Bir alandan başka bir alana besin ve organik madde geri dönüşümü, tarım arazisinde bağlantıları yönetmenin önemli bir aşamasıdır. Etiyopya’daki tarım çiftliklerinde doğal gübre olarak kompost üretimi yapan ve kullanan çiftçiler, bu prensibin hayata geçirilmesinin örneği olarak görülebilir. Ayrıca, ekinleri, ağaçları ve hayvancılığı bütünleştiren Brezilya ve Uganda’da uygulanan tarımsal ormancılık (agroforestry) sistemleri, tarım arazileri ve çevrelerindeki ormanlar arasındaki ekolojik bağlantıyı destekleyen agroekolojik yöntemlerdendir.

Vicent Ssonko, muz, fasulye, mısır ve yerfıstığı gibi bitkilerle birlikte organik ananas yetiştiriyor. Ananaslar uluslararası pazarda, muz yerel pazarda satılıyor. Fasulye ve yer fıstığı dengeli bir diyet için önemli besin maddeleri içerir, ayrıca toprakta azotu sabitler ve toprak verimliliğini artırır. Fotoğraf: A. Gonçalvés

Toprağın verimliliğini, organik içeriğini ve su tutma kapasitesini korumak için kompost kullanımı da üçüncü dayanıklılık prensibinin bir örneğidir. Etiyopya’daki Tigray bölgesinin yenilikçi kompost kullanımı, yeraltı su seviyeleri, toprak verimliliği ve biyolojik çeşitliliği geliştirirken; yoksul topraklardan, erozyondan ve kuraklıktan muzdarip bir alanın daha fazla hasat ve gelir elde eden bir alana dönüştürmesiyle dünya çapında tanınırlık kazanmıştır.

Ayrıca, Gonçalves çiftçilerin dördüncü ilkeyi de iyi bir şekilde anladıklarını gözlemledi: Karmaşık ve uyarlanabilen bir tarım arazisi. “Agroekolojik uygulamaları benimsemek, temelde belirli bir derecede karmaşık sistemlerde düşünebilmeyi gerektirir” diyor Gonçalves. “Endüstriyel tarım doğrusal bir yaklaşıma ve sebep-sonuç ilişkisine dayanırken, organik ve diğer agroekolojik tarım yöntemleri tarımsal üretimin bütünsel bir görünümüne ihtiyaç duyar.”

Örneğin; endüstriyel tarımda bir bitki hastalığı veya haşere salgını, bir virüsün veya böceğin doğrudan bir sonucu olarak görülebilir ve pestisitler kullanılarak kontrol edilir. Ancak küçük ölçekli agroekolojik çiftçiler, hastalık ve zararlıları bu sistemin bir parçası olarak algılar ki bu durum toprak verimliliği, su kullanımı, bitki çeşitliliği ve mevsimsel kaymalar gibi birçok olası nedene sahiptir.

Öğrenme, katılım ve merkezi olmayan yönetim ilkeleri- yani beşinci, altıncı ve yedinci dayanıklık ilkeleri- Gonçalvez’in ziyaret ettiği tarım arazilerinde birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılıydı. Örneğin; Brezilya’daki Ecovida Agroekoloji Network grubu, ülkenin en güneyindeki üç ülkesinden (Paraná, Santa Catarina ve Rio Grande do Sul) 5.000’den fazla çiftçi aileyi, agroekolojiyi ve doğal kaynakların sürdürülebilir ve dayanıklı kullanımını destekleyen bir oluşum içinde bir araya getiriyor. Çiftçiler, eş düzeyler arası öğrenme  (peer to peer learning) faaliyetleri düzenliyor ve fakir küçük toprak sahipleri, büyük ölçekli çiftçiler ve gıda işleme tesislerini içeren geniş katılımı destekliyor.

Ecovida ağının yapısı ve dağılımı aynı zamanda çok merkezli yönetişimin klasik bir örneğidir. Ağ, sertifikasyon ve sürdürülebilir tarımdaki kuralları etkileşime sokan, yöneten ve uygulayan birtakım kendi kendini yöneten kuruluşa bölünmüştür. Her bireysel üyenin oy hakkı vardır ve ilgili kuruluşlardaki tüm kararlar toplu olarak alınır.

Öğrenme, katılım ve çok merkezli yönetimi birbirine bağlayan benzer ağlar, Gonçalves tarafından ziyaret edilen pek çok yerde mevcuttu. Örneğin; PELUM, Kenya ve diğer dokuz Afrika ülkesinde taban topluluklarıyla çalışan bir sivil toplum örgütü ağıdır. MASIPAG, Filipinler’deki bir çiftçi örgüt ağıdır. NOGAMU, Uganda’da organik sektörün üretici, imalatçı ve ihracatçılarının bir şemsiye organizasyonudur. Etiyopya ve İsveç’te sürdürülebilir çiftçiliği teşvik eden çeşitli ağlar ve örgütler vardır.

Agroekolojik yaklaşımlar genellikle dayanıklık düşüncesiyle beraber ilerler. André Gonçalves’in araştırması, agroekolojik tarımda yedi dayanıklılık ilkesinin uygulamada nasıl tezahür ettiğini incelemiştir. Resimleme: E. Wikander/Azote

1.İlke: Değişime cevap vermek ve belirsizlikle başa çıkmak için ürün, yöntem, bilgi vb. çeşitliliğini sürdürmek.

2.İlke: Piyasalar, tozlaşmayı sağlayan canlıların doğal yaşam alanları ve zararlıların doğal düşmanları arasındaki bağlantıları yönetmek.

3.İlke: Toprak verimliliği gibi yavaş değişkenlerin ve pestisit kullanımı, yararlı böceklerin yok olması ve haşere salgınları gibi geri beslemelerin dikkate alınması

4.İlke: Belirsizlikleri gidermek ve ani ve negatif eşik etkilerini önlemek için tarımı karmaşık uyumlanabilir bir sistem olarak anlamak ve yönetmek.

5.İlke: Uyarlanabilir ve işbirlikçi bir yönetim aracılığıyla tarımda öğrenmeyi ve denemeyi teşvik etmek.

6.İlke: Değişime cevap vermek ve değişimi başlatmak için gereken güveni inşa etmek için tüm ilgili paydaşları katılıma teşvik etmek.

7.İlke: Çoklu karar verme organlarıyla kuralları oluşturmak ve uygulamak için etkileşimde bulunan çok merkezli yönetişimi (polycentric governance) teşvik etmek.

Dünya’nın Gıda Sisteminde Değişim

Gonçalves, “Dayanıklılık düşüncesinin etkin olarak uygulanmasının, vaka çalışmalarındaki agroekolojik çiftçilik örnekleri için önemli temel oluşturduğunu ve küçük çiftçileri kredi, fosil yakıt ve kimyasallara daha az bağımlı hale getirdiğini” belirtiyor.

Gonçalvez, kimyasal yoğun ve mono-kültür tarım yerine agroekolojik ve dayanıklılık içeren yaklaşımların daha uygun alternatifler olduğuna ve bu yöntemlerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak için elzem olacağına inanıyor. Diğer bazı araştırmacılar da buna benzer sonuçlara ulaşmışlardır.

SRC’nin müdür yardımcısı Line Gordon, 2017 yılında12 Çevresel Araştırma Yazını (Environmental Research Letters) dergisinde yayınlanan ve 1960’lardan günümüze kadar gıda üretiminin insan sağlığını ve doğayı nasıl etkilediğini inceleyen bir araştırma başlattı. Araştırmacılar, dünyadaki gıda sistemini yeniden düzenlemenin ve yiyeceklerimizi nasıl ürettiğimizi yeniden düşünmenin sekiz yolunu önerdiler ve “gıda sistemlerinin farklı bölümlerini yeniden düzenlememiz, tüketiciler ve üreticiler arasındaki yerelden küresel ölçeklere olan bilgi akışını geliştirmemiz, gıda sisteminde karar veren kuruluşları etkilememiz ve insanları gıda kültürü yoluyla hayata yeniden bağlamamız gerektiği” sonucuna vardılar.

Araştırmacıların önerileri, birçok agroekolojik boyutu kapsıyor ve bu öneriler, gıda üretim sistemlerinin gıdanın ötesinde; tozlaşma, su filtreleme ve rekreasyon gibi çok sayıda eko-sistem hizmeti ve sosyal faydanın daha iyi tanınmasını ve anlaşılmasını gerektiriyor.

Yakın geçmişte, Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Müdürü José Graziano da Silva, daha sağlıklı ve sürdürülebilir gıda sistemleri için çağrıda bulunarak, agroekolojiyi ileriye dönük bir yöntem olarak nitelendirdi. Nisan 2018’de Roma’da gerçekleşen 2. Uluslararası Agroekoloji Sempozyumu‘nun açılış konuşmasında şunları söyledi: “Gıda üretim ve tüketim şeklimizde hayatımızı değiştirecek bir değişimi teşvik etmeliyiz. Sağlıklı ve besleyici yiyecekler sunan ve aynı zamanda doğayı koruyan sürdürülebilir gıda sistemlerini hayata geçirmemiz gerekiyor. Agroekoloji, bu değişim sürecine katkıda bulunabilir. ”

Graziano da Silva’nın bu ifadesi, 2014 yılında Solutions dergisinde yayınlanan bir makale ile yankılandı. Bu makalede, önde gelen bir grup dayanıklılık araştırmacısı, gıda üretiminde kısa dönem verimliliği ve iyileştirme çabalarının bizi bu yolda daha büyük bir düşüşe yönlendirdiğini iddia ediyor. Araştırmacılara göre; “Ekonomik olarak ne kadar başarılı olursa olsun ya da ne kadar çok gıda üretilirse üretilsin, uzun vadeli veya dünya çapında çevresel krizlere neden olan bir tarım modeli dayanıklı olamaz, karlılık ve üretkenlikten uzaklaşır”.

Kanada’daki McGill Üniversitesi’nde Elena Bennett tarafından yönetilen bir araştırmacı grubu, tarımın hem dayanıklı hem de sürdürülebilir olması gerektiği sonucuna varır ve bu durum, tarımsal gelişime ilişkin kökten yenilikçi yaklaşımlar gerektirmektedir. Üretim verimliliğinin artırılmasına yönelik dar bir bakış açısı dayanıklılığı, örneğin, toprağın değerini düşürerek ve mahsulleri zararlılara, salgınlarına ve iklim şoklarına karşı daha savunmasız hale getirerek, azaltabilir. Gıda üretim sistemi bunun yerine, sağlıklı ekosistemleri desteklerken yeterli kalitede ve miktarda gıda üreten yaklaşımlara ve yöntemlere ihtiyaç duymaktadır.

Tarımsal ormancılık sistemleri bitkileri, ağaçları ve hayvanları bir araya getirir. Örneğin; ormanın bölümleriyle ekolojik bağlantıyı güçlendirerek, biyoçeşitliliği koruyarak, toprak verimliliği ve su kalitesi gibi yavaş değişkenleri yöneterek dayanıklılık sağlar. Fotoğraf: K. Höök.

Ürün verimi üzerine daha az, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik üzerine daha fazla düşünmek, gıda sisteminin de değerlendirilmesi için yeni yöntemler gerektiriyor. Bu konu, Gonçalves tarafından da vurgulanmış ve yakın zamanda çevre ekonomisti Pavan Sukhdev‘in Nature‘da yazdığı makalede şöyle özetlenmiştir: “[gıda] sistemlerini değerlendirmek için kullandığımız ölçülerin yetersizliğine hiç şaşırmadım. En yaygın ölçüt, hektar başına verimliliktir. Yetiştirildiği arazinin alanına göre belirli bir mahsulün verim veya değerinin ölçülmesi çok dar bir anlayış. Gıdaların yetiştirilmesi, işlenmesi, dağıtılması ve tüketilmesi ile yakından ilgili olan tarım arazileri, meralar, su ürünleri, doğal ekosistemler, emek, altyapı, teknoloji, politikalar, pazarlar ve geleneklerin etkileşimli karmaşık yapısını hesaba katan alternatiflere ihtiyacımız var.”

Dolayısıyla, daha dayanıklı tarıma yönelik agroekolojik bir dönüşümün bir başlangıç maliyeti olsa bile, bu dönüşüm insan refahını uzun vadede sürdürmeyi mümkün kılacaktır. Artan sayıda dayanıklılık üzerine çalışan araştırmacı ve uygulayıcı, agroekolojinin hem insanlar hem de gezegen için sağlıklı bir beslenme şekli sağlamanın tek yolu olduğunu öne sürüyor.

Gonçalves’in dünya genelinde ziyaret ettiği pek çok çiftçi, dar bir üretkenlik odağından, hem daha sürdürülebilir hem de daha dayanıklı bir gıda üretim sistemine geçişin fırsatlarını temsil ediyor. Bu dönüşümün etkili olması için, mevcut tarım sistemimize meydan okuyan bu yaklaşımların, dünyanın bir sonraki kuşak çiftçilerinin eğitimine dahil edilmesi de önemlidir.

Gonçalves, “Okul müfredatlarında, eğitim merkezlerinde, ziraat okullarında, okul bahçelerinde ve aynı zamanda üniversite seviyesinde tarımsal yaklaşımları bütünleştirerek, gençliğin katılımı ve eğitimi yoluyla, dayanıklılığa daha fazla yatırım yapmalıyız.” diyor.

Referanslar

  1. IPES-Food. 2016. From uniformity to diversity: a paradigm shift from industrial agriculture to diversified agroecological systems. International Panel of Experts on Sustainable Food systems.Raporun bağlantısı

  2. Jonathan A. Foley, Navin Ramankutty, Kate A. Brauman, Emily S. Cassidy, James S. Gerber, Matt Johnston, Nathaniel D. Mueller, Christine O´Connell, Deepak K. Ray, Paul C. West, Christian Balzer, Elena M. Bennett, Stephen R. Carpenter, Jason Hill, Chad Monfreda, Stephen Polasky, Johan Rockström, John Sheehan, Stefan Siebert, David Tilman & David P. M. Zaks. (2011) Solutions for a cultivated planet. Nature. doi:10.1038/nature10452. Makalenin bağlantısı

  3. Altieri, M.A., Nicholls, C.I., Henao, A., Lana, M.A., 2015. Agroecology and the design of climate change-resilient farming systems. Agron. Sustain. Dev. 35, 869–890. doi:10.1007/s13593-015-0285-2

  4. AASTD, McIntyre, B.D. (Eds.), 2009. Synthesis report: a synthesis of the global and sub-global IAASTD reports, Agriculture at a crossroads. Island Press, Washington, DC.

  5. De Schutter, O. 2010. Report submitted by the Special Rapporteur on the right to food to the Human Rights Council at the Sixteenth session of the UN General Assembly, 20 December 2010. United Nations, New York.

  6. UNCTAD, 2013. Trade and Environment Review 2013: Wakeup before it is too late. Make agriculture truly sustainable now for food security in a changing climate. UNCTAD, Geneva.

  7. FAO, 2015. Agroecology for Food Security and Nutrition Proceedings of the FAO International Symposium 18-19 September 2014, Rome, Italy.

  8. Francis, G. Lieblein, S. Gliessman, T. A. Breland, N. Creamer, R. Harwood, L. Salomonsson, J. Helenius, D. Rickerl, R. Salvador, M. Wiedenhoeft, S. Simmons, P. Allen, M. Altieri, C. Flora & R. Poincelot (2008) Agroecology: The Ecology of Food Systems, Journal of Sustainable Agriculture, 22:3, 99-118, DOI: 10.1300/J064v22n03_10

  9. Goncalves, A., K. Höök, F. Moberg. Applying resilience in practice for more sustainable agriculture – Lessons learned from organic farming and other agroecological approaches in Brazil, Ethiopia, Kenya, the Philippines, Sweden and Uganda. Policy brief. Swedish Society for Nature Conservation. Politika metninin bağlantısı

  10. DeClerck, F. A. J., Jones, S. K., Attwood, S., Bossio, D., Girvetz, E., Chaplin-Kramer, B., Enfors, E., Fremier, A. K., Gordon, L. J., Kizito, F., Lopez Noriega, I., Matthews, N., McCartney, M., Meacham, M., Noble, A., Quintero, M., Remans, R., Soppe, R., Willemen, L., Wood, S. L. R. and Zhang, W. 2016. Agricultural ecosystems and their services: the vanguard of sustainability?’, Current Opinion in Environmental Sustainability, 23, pp. 92–99.

  11. Biggs, R., M. Schlüter, M.L. Schoon (Eds.). 2015. Principles for building resilience: Sustaining ecosystem services in social-ecological systems. Cambridge University Press, Cambridge.

  12. Gordon, L., Bignet, V., Crona, B. et.al. 2017. Rewiring food systems to enhance human health and biosphere stewardship. Environ. Res. Lett. 12 100201

  13. Bennett, E.M., S.R. Carpenter, L.J. Gordon, N. Ramankutty, P. Balvanera, B. Campbell, W. Cramer, J. Foley, C. Folke, L. Karlberg, J. Liu, H. Lotze-Campen, N.D. Mueller, G.D. Peterson, S. Polasky, J. Rockström, R.J. Scholes, and M. Spirenburg. 2014. Toward a more resilient agriculture. Solutions 5 (5):65-75.Makalenin bağlantısı

 

Haberin İngilizce orijinali 

Makale yazarı: Fredrik Moberg

Yeşil Gazete için çeviren: Sinem Ercan Güleç

 

(Yeşil Gazete, Rethink)

 

Kategori: Manşet