[Kedi-Siz] Behiç Ak: Kedilerle çocukların yazgısı birbirine benziyor

Bir İrlanda Atasözü diyor ki; “Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.” Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

Hem yazıyor, hem çiziyor yetmiyor bir de mimarlık yapıyor…

Ama ismi geçince aklımdan ilk geçen şey; Kim kime dum duma’daki konuşma balonları öyle uzun oluyordu ki, sanki roman okur tadında okurdum. Yazdıkları beni hep mutlu eder ve ben neden bunu böyle düşünemedim diye vahlanırdım.

Çocuk kitapları, kedi sever bir çocuk kitabı hastası yaşlı ergen olan beni hep heyecanlandırdı. Çevreye, hayvanlara, iyi ve güzel olan her şeye öylesine yakın ki insan ülkedeki tüm çocuklar onu tanısın istiyor. Çoğu karikatürün bir ucunda hep kediler var.

Ayrılık isimli oyununda canım Sevinç Erbulak’ı izlemiştim. Nasıl naif nasıl kadife gibi bir metindi.

Çocuklara Yazlıkçılar adasında yaşayan kediler, kışın insanlar evlerine dönünce, aç kalırlar. Soğuktan tir tir titrerler. diyebilecek kadar da cesur bir koca kalp. Keşke Kedi Adası okullarda ders kitabı olarak okutulsa.

Çünkü o Behiç Ak

***

39 – Behiç Ak: Kedilerle çocukların yazgısı birbirine benziyor

Tolga Öztorun:  Kedileri konuşalım istiyorum. Nedendir bu kedilerin hayatımıza sızmış hali? Edebiyatta, resimde, tiyatroda, fotoğrafta, sanatın hemen her dalında ve hatta evimizin hayatımızın her yerindeler.

Behiç Ak: Kedileri olan sevgim çocukluğumdan geliyor. Samsun’da geniş bahçeli ahşap bir evde geçti çocukluğumun bir kısmı, kedilerle iç içe…

Annem ve babam çalıştığı için bize Havva adlı bir kadın bakardı. Havva tabiat anaydı bizim için. Her sabah peşine takılmış onlarca kediyle gelirdi. Şişman bedenini örten kat kat giysilerinin içinde tohumlar, kediler için mamalar, taşırdı. Kediler evimizin bahçesi içinde Havva’nın çıkmasını bekler, sonra akşamüstü onunla birlikte geri dönerdi. Havva’nın vücudunun bir uzantısı gibiydiler.

Ben de kedilere onun sayesinde alıştım, onların insanlar gibi olduğunu öğrendim. Hepsinin ayrı kişiliği, birbirine benzeyen ve benzemeyen hareketleri vardı. Her birine farklı isimler takardık. Onlarla tıpkı arkadaşlarımızla konuşur gibi konuşurduk.

İstanbul’a gelince doğadan koptuk, Havva’yı ve kedileri terk ettik, apartmanda yaşamaya başladık. Bahçeli, ahşap bir evde yaşamayı, kedileri, Havva’yı özlemle anar olduk. Yeri doldurulamaz bir boşluktu bu. Bu eksikliği hep hissederek büyüdüm. Daha sonraki dönemlerde hep bir kedim oldu. Bahçeli evlerde yaşadım ve kedileri besleme alışkanlığımı sürdürdüm.

Tolga Öztorun: Her şeyin daha da geri geri gittiği günümüzde çocuklara kedi sevdirmek, çevreyi öğretmek, iyi insan olmaları için neler yapmak lazım?

Behiç Ak: Kediler bir ortamın parçası olduğu zaman güzel. Bahçelerin, doğal parkların, ağaçların dallarından süzülüp yan bahçeye geçmelerin, sobanın kenarında miskin miskin pineklemelerin, aniden çevikleşmelerin…

Kediler bize bir canlı olduğumuzu hatırlatıp duruyor… sokağı, evi ve bahçeyi aynı anda kullanmayı öğretiyor. Büyük şehirlerde çocuklar neredeyse sokaklara kendi başlarına hiç çıkamıyorlar. Evlerinin önünde sabahtan akşama kadar oynayacakları bahçeleri yok. Kedilerle çocukların yazgısı birbirine benziyor. Evlerde güvenceli bir ortam bulabiliyorlar. Sokak tehlikelerle dolu. Her an bir otomobilin tekeri altında kalmak mümkün. Sokakta yaşayan kedilerin yaşam süresi çok kısa, şartlara dayanmaları çok zor. Kediler evin çocuğu gibi, çocuklar da ev kedisi gibi…

Çocuklara kedileri ve çevreyi sevdirebilmek için önce şehri çocukların kullanabileceği bir hale getirmek lazım. Okuluna servisle değil, yürüyerek gidebileceği, evinin önünde otomobil altında kalma korkusu olmadan oynayabileceği, mahallesinde kendini güvende hissedebileceği bahçelerin bulunduğu bir ortamı oluşturmak lazım.

Çocuklar, sokak canlılarını ve kendisini doğanın bir parçası olarak hissettiğinde hayat güzelleşiyor. Kendi çocukluğumdan biliyorum bunu.

Tolga Öztorun: Türkiye’de hala hayvan hakları kanunlarının Türk Ceza Kanunu dâhilinde olmamasını, Kabahatler Kanunu içinde olmasını, mal gibi değer görmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Behiç Ak: Hayvanların alınıp satılması, kendi ikliminden ve coğrafi çevresinden koparılması korkunç bir şey. Pazar ekonomisi egemen olduğu için bu çok doğal karşılanıyor. Tıpkı köleci sistemde kölelerin alınıp satılmasının doğal karşılanması gibi. Bu konuda gerekli bilinç tam oluşmadı.

Hayvan sevgisi olan birçok insan hayvanların satın alınmasını normal karşılıyor. Evindeki köpeği satın aldığı için bunu sorgulama gereksinimi duymuyor. Soğuk iklimde yaşayan bir canlıyı sıcaklığın 40 derecelere çıktığı bir bölgede yaşamaya zorlamayı normal buluyor. Pazar ekonomisini benimsemek birçok şeyi benimsemeyi de peşi sıra getiriyor. Örneğin suyun şişelenerek satılmasını normal bulmak gibi. Oysa çocukluğumuzda “neredeyse suyu bile şişeleyerek satacaklar” derlerdi.

Sadece ceza kanunuyla sorunları çözmeye çalışmak gerçekçi değil. Hayvan hakları birbirine bağlı birçok mücadelenin içinde yer aldığında bir anlam taşıyor. Bir kuşu yiyen aç bir kediyi yargılayamayız. Aynı şeyi aç bir insan yaptığında da. Ama silah piyasasının bir dalı olan “avcılık”la ilgili söyleyeceğimiz çok şey vardır.

Ne yazık ki piyasa ekonomisinin esaslı bir eleştirisine dayanmıyorsa karşı çıkışlarımız, çıkarılacak cezalar, “avcılık piyasasını öldürmeyelim” korkusunu yenemez ama “kuşu yiyen aç insanı” cezalandırır. Hayvan hakları derinlemesine incelendiğinde, “insan haklarını savunamıyoruz bari hayvanları koruyalım. İnsanlar kötü, hayvanlar masum ve iyi” gibi klişelerin ötesine geçmek gerektiği ortaya çıkıyor.

Hayvan haklarını savunmak, doğal çevreyi korumak, insan haklarını savunmak, zengin fakir ayırımını kaldırmak, piyasa ekonomisine karşı durmak, birbirine paralel ve birbirlerinden ayrılması zor olan mücadele alanları. 

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız.

 

 

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)