[Güney Amerika’dan Fotoğraf Hikayeleri] Ya başına bir şey gelirse

Renklerine ve müziğine yakınlık duyduğum Güney Amerika’ya adım attım. Arjantin ve Şili sınırları içinde İspanyolca bilmeden, daha önce tek başıma bir yolculuk tecrübem olmadan var oldum. Tekliği yaşadım ve şahit oldum dünyanın güzelliğine. Düşten, gerçeğe; soğuktan, sıcağa bir yolculuk bu. Ayağımın tozuyla paylaşmak istiyorum hikayelerimi fotoğraflar eşliğinde sizinle. Ben yoldan çıktım, siz de buyrun…

Yolculuğumun kısa filmi:

***

 Biz yapmadan bırakmış olduğun

Güzel işleriz.

Kuşku tarafından boğulan,

Başlamadan önce bozulan.

Yargı gününde

Öykümüzü anlatmak için orada olacağız.

Nasıl hesap vereceksin?

Kırık Saman Çöpleri / Peer Gynt

5 – Ya başına bir şey gelirse

Zor,

Başımıza bir şey gelmemesini umarak yaşamak.

Yaşadığımız dünyanın başına gelen korkunç yetenekli ve yıkıcı canlılar olduğumuz ortadayken, bilgisizlik ya da ikinci bir ihtimal doğamızın en baştan kötü olması nedeniyle yarattığımız yıkıma rağmen hâlâ başımıza bir şey gelmemesini dilemek ve bu kibirli hallerimiz, bu tutarsız beklentilerimiz…

Yolculuğuma başlamadan önce, çoğu insanın aklındaki kurt işte bu soruydu. Cesaretli olarak tescillenmem de bu yüzden olmalı zira başıma bir şey gelme ihtimaline rağmen bir şeyler yapıyordum!

Elbette başıma bir sürü şey gelebilir, gelecek ve geldi de.

Yolculuk yapma fikri, insana aynı zamanda hem çekici hem korkunç geliyor.

Yolda olmanın ruhunda; göçebilmek, sevmediğin yeri terk edebilme hürlüğü, damarlarımız çatlayana kadar haykırabilmek, neşeyi bulduğun yerde ya da hikayelerini duymak istediğin insanların içinde kalabilmek özgürlüğü var.

Anbean yaşadığımız şu düzen içinde bu serbestlikler, insanın kendi kendisiyle olabileceği zamanlar, gerçekten düşünebildiği koşullar sağlanmıyor. Özgürlüğümüz dışında her şeyimiz sigortalı. Kendimiz olmamız için çabalayan değil de kendimizden bizi sağaltmaya çalışan üç kağıtçılar dünyasında zaman bulabilirsek yalanı içinde hayallerimizi yaşamayı bekliyoruz. Başımıza bir şey gelmeyeceğini düşünerek üstelik… Her an bir kaza kurşunuyla ölebilecekken üstelik! Birileri bizim nasıl yaşamamız gerektiğine karar vermiş, en küçük aile kurumuna kadar bildirmiş tüm kuralları.

Bazen gitmek isteriz, gidebileceğimiz en uzak yerlere… İnsana çekici gelir yolculuk fikri çünkü huzursuz ve yorgunuz ve en kötüsü kalmak istemediğimiz yerleri terk etmeye cesaret bulamıyoruz. Ama yolculuk mutsuz olduğunuz yerden çekip gidebilme şansı verir; düzeni yıkar, yeniden kurar.

Elbette bir soru,

Ama, ya başıma bir şey gelirse?!

Bu sorunun alt metninde:

Tecavüz, taciz, gasp, kaçırılma, yaralanma, açlık, parasızlık, ölüm ve bir de itibarsızlık korkusu var.

Ve ben ayrıca bu soruda saklı bir ikiyüzlülük görüyorum.

Başımıza gelmesinden korktuğumuz şeyler bugün tesadüfen bizim başımıza gelmemiş olabilir ama her gün başka insanların başına geliyor.

Her gün rutin olarak kullandığımız o yolda trafik cinneti mi yaşanmadı? Kaza mı olmadı? Yolda yürürken küçük bir kız çocuğunun o güzel, tertemiz başına korunma sağlanmadığı için inşaattan tuğla mı düşmedi? Yükselen ihtişamlı binaların altında mezarsız ölüler yatmıyor mu sanıyoruz? Bir yavru köpeğin çıkar amaçlı maruz kaldığı işkenceyi de mi başımıza gelmemiş gibi davranıp görmezden gelelim. Kaçırılan ve yıllarca istismara maruz kalan çocuklara yapılan kötülüğün cezasız kaldığı haberlerde mi başımıza gelmedi? İtibarı sarsılacak, koltuğu gidecek korkusuyla kendi amacına ters hareket edip, kendisine ve kendisine inanan insanlara ihanet içinde olan insanlarda mı tanımadık hiç? Ya tecavüzler, tacizler? HANGİ BİRİNDEN BAHSEDEYİM? Terörden beslenen, terör üreten politikalar yüzünden insanları kaybettik ama başımıza gelmediyse sustuk, oturduk.

Başımıza her gün onlarca şey geliyor. Yolculukta birçok değişken var, nereye gittiğinize, ne için gittiğinize bağlı olarak beynimizi, hareketlerimizi düzenliyoruz. Hayatta kalabilmek için daha dikkatli yaşamaya başlıyoruz. Rutin içindeki hayatımızda ise, bizi hayatta kalmak için mücadele etmeye itecek dürtülerimizi kullanmıyoruz çünkü her şey standart, durağan.

Yolculuk sırasında elbette çözüm bulmak ve baş etmek zorunda olduğum durumlarla karşılaştım. Çoğunlukla rotam dağlar, denizler ve ormanlardı. En büyük sıkıntıları her zaman şehirlerde yaşadım ve söylemek istiyorum ki kendimle de sıkıntılar yaşadım. Korkularımla yüz yüze gelmek başıma gelen en öğretici sıkıntılarımdan biriydi.

Elbette canımızı koruyacağız.

Ama canımızı korumak, yaşam dostu olmaktan çıkan şehirlerde çok kolay değil.

Yolculuk yapmak daha az riskli.

Başına bir şey gelir mi sorusunu ikiye ayırmak istiyorum:

1.Ya yolculukta başına bir şey gelirse?

İnsanı insan yapan, hayatta kalmamızı sağlayan şey beynimizdi. Doğada çıplakken, kendimizi koruyabileceğimiz dikenlerimiz ya da pençelerimiz yoktu. Tehlikelere karşı uyanık olup, dikkat kesilen atalarımız yaşamlarını sürdürdüler. Güney Amerika’da da dünyanın farklı yerlerinden de yerlilerin başına “beyazlar” silahlarıyla gelmeden önce tabiata yakın olarak ve tabiatı tanıyarak yaşadılar. Hayatta kalabilmem için beynimizi kullanmak esas meseleydi. Tek başıma bir yolculuk halindeyken, yaşayabileceğim tehlikelere karşı daha uyanık bir vaziyetteyim. Okuduğum bir haberde, İngiliz bir kadının Güney Amerika’da bulunan bir nehire izinsiz olarak kanosuyla girdiği yazılıydı. O nehir, korsanlarıyla ve uyuşturucu ticareti için kullanılan bir yol olmasıyla ünlüymüş. Kadın öldürülüp, nehire atılmış. Kendimizi dünyada her şeye hakimmiş gibi görmeden hareket etmek gerek tabi. Tek başıma korsanlarla, uyuşturucu tüccarlarıyla sadece beynimi kullanarak ve onlardan merhamet bekleyerek mücadele edemeyeceğim gayet açık.

2.Ya şehirde başına bir şey gelirse?

Tesadüfen yaşıyoruz. Çok fazla uyaran var. Çok fazla dikkat isteyen durumlar içinde kalıyoruz ama hepsine yetişemiyoruz. Topraksız, havasız, gürültülü ortamların dışına çıkabilmek için şehirlerin dışına çıkmak mümkün ama iş yoğunluğu, trafik, yorgunluk, maddi olanaklar bu imkanı sınırlıyor.

Birgün İstanbul ile ilgili babama “yaşanmaz artık bu şehirde” dedim, babam bana bunun üzerine yazdığı bir dörtlükle cevap vermişti. Açıkçası insanların geçim sıkıntısı nedeniyle büyük şehirlere gelip çalışmaya başlamalarını haklı görüyorum. Ama şu an kendi neslimin hayatlarından sürekli şikayet etmesi ve bir direnç göstermeden teslim olmaları, aşırı kırılgan yapıları beni rahatsız ediyor.

Senin beğenmediğin İstanbul,

Hem ağlarım hem giderim diyen gelin gibidir güzel kızım.

Kavgamızın şehridir İstanbul.

Sessiz fırtınalı aşkların umudu,

Şarkılarımızın, şiirlerimizin maden ocağı,

Kıtalar arası köprü ve kültür hazinesidir.

Yolculuk fikri bizi bağımlı kılan her şeyi bırakıp gitmemize sebep olacak kadar çekici ama aynı zamanda bizi bu fikirden alıkoyacak kadar korkunç gelebilir.

Yolculuk benim başıma gelen en güzel şey.

Ve sadece sırt çantasıyla çıkılan bir serüven anlamına gelmez yolda olmak, insan onuruna yakışan dirençler göstererek yaşamak da bir yolculuk halidir.

***

Diyarbakır/ Silvan, Silvan Gazi İlkokulu’na 4.sınıf ve ilkokul düzeyinde okuma kitapları topluyoruz. Bir omuz vermek isterseniz, çocukların kütüphanelerini doldurabiliriz. Gitar çalmak isteyen ama gitarı olmayan çocuklarımız için de katkı sağlamak isterseniz benimle iletişime geçin, detayları konuşalım. Başımıza çok hoş şeyler gelebilir, haydi!

Müzik Öğretmeni Ömer K. Öğrencileri ile beraber

Silvan Gazi İlkokulu öğrencileri

Olur ya belki görüşemeyiz;

İyi günler,

İyi akşamlar,

İyi geceler!

 

 

Gökçe Atik

[email protected]