[Doğum ve Ötesi] Nilüfer ve Doğa’nın hikayesi – Nilüfer Akıcı

[Doğum ve Ötesi] yazı dizisinde okuyacağınız hikayeler annelerin ağzından anlatılmış olacak. Bu diziyi doğal doğumun anne ve bebek açısından öneminden yola çıkarak başlatmaya ve Yeşil Gazete’nin konvansiyonel olmayan bakış açısını doğum hikayelerine de taşımaya karar verdik.

Bununla birlikte gerektiğinde hayat kurtarıcı olan sezaryen hikayelerine de yer vereceğiz. Bu deneyimlerin kadınların kendi içlerindeki güce güvenmeleri için cesaret verip, doğumlarını sahiplenmeleri, mutlu doğum hikayelerine sahip olabilmeleri için destekleyici olmasını ümit ediyoruz.  

***

Bu haftaki yazı 2015 senesinde anne olmuş bir konuk yazara ait. Nilüfer doğumuna okuyarak, araştırarak, gerektiğinde ‘hayır’ diyerek, bilinçli bir şekilde hazırlananlardan. Yazının orjinaline bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

***

7 – Nilüfer ve Doğa’nın Hikayesi

“Siz siz olun, beklenen doğum tarihinizi 2 hafta geç söyleyin akrabalara, eşe, dosta. Yoksa her gün arayıp daha doğmadı mı, ya olmadı sezaryen ile aldırıver muhabbetleri son günlerde canınızı sıkabilir. Erken olunca kimse neden erken oldu sorgulamasını yapmıyor çünkü.”

Tam 5 yıl bekledim. Kendimi bir insan yavrusunun sorumluluğunu almaya hazır hissetmem tam 5 yılımı aldı. Tabi maskelenmiş sebeplerim vardı, böyle çirkin bir dünyaya çocuk getirme fikri saçmaydı filan evet ama özündeki sebep kendimi hala çocuk gibi hissediyor olmamdı ve tabi mühendislik kariyerim. En nihayetinde 29 yaşımda, evlendikten 5 yıl sonra hamile olduğumu öğrendim. Şaşkınlık ve sevinç, daha tanımlayamadığım birçok duygular ile karşıladım bu haberi. Eşim de bir o kadar şaşkındı, şimdi ne olacaktı, hiç bir fikrimiz yoktu. Yani direkt kadın doğum uzmanına gidebileceğimi bile benden 1 sene önce doğum yapmış arkadaşımın tavsiyesi ile öğrendim. Yoksa kan tahlili ile gebelik testini teyit ettirmek için aile hekimine gitmekten başka bir şey aklıma gelmemişti.

Hamilelik süreci, özellikle de ilk defası gerçekten ilginç bir deneyim. Çok fazla hastane ve doktor ile vakit geçirmemişken birden kendinize bir doktor, hastane seçmeniz gerekebiliyor. Ve bu durum doktorlar için de bir o kadar çok olağan. Kime gideceğimi bilemezken sülalemizin kadın doğum uzmanına gitme fikri daha ağır basmış ve hamile olduğumu öğrendiğim gün hemen bir randevu almıştım. Ne de olsa hala hamile olup olmadığım kesinlik kazanmamıştı benim için. Gittik, etrafımızda karnı burnunda birçok çift ile sıra bekledik ve sonunda bizi doktorun odasına aldılar. Ve evet ultrasonda küçük bir noktayı gösteren doktor bunun bebeğimiz olduğunu söylediğinde dört göz dört çeşme ağlayarak odadan çıkmış ve bir heyecanla herkese haber vermiştik. Herkes bu habere çok şaşırmıştı özellikle annem ve kayınvalidem. İkisi de benden bu konuda çoktan umudu kesmişler meğer. Çocuk yapmaz bu kız demişler.

Bu haberden sonra çok da memnun olmadığım, zaten değiştirmek istediğim şirketimle yollarımı ayırdım ve şehir dışındaki okulda yaptığım yüksek lisansımı bıraktım. Mesleğimi çok seviyordum ancak ağır şartlar altında çalıştığım ve yönetim sıkıntıları olan şirketimle devam edemeyeceğimi biliyordum. Hamilelik bu konuda karar vermem için itici bir güç oldu. Birçok iş başvurusunda bulundum ve hatta iş teklifi aldım. Ve pek tabi hamile bir kadın mühendisi kimse işe almak istemedi. İyi ki öyle olmuş. O kadar çok yorulmuşum ki. Bedenim hamilelik hormonları ile nadasa girdi sanıyorum:) Hamileliğimin ilk 3 ayını bebekler gibi geçirdim. Gerçekten bebekler gibiydim, sürekli uyuyordum. Sadece acıktığımda ve tuvalet ihtiyacım olduğunda uyanıyordum. Harika günlerdi :)

Bu günlerde çok sevgili arkadaşım, Güneş’im, benden 1 yıl önce bebek sahibi olan sevgili dostum hemen bir whatsapp grubu kurdu ve hamile başka bir arkadaşımızla sık sık bizi bir araya getirdi. Ah ne önemliymiş hayat görüşleri birbirine yakın olan anneler ile vakit geçirmek. Onlardan bebeğin bezi nasıl değiştirilir öğrendim, hem bebek emzirip hem de yemek nasıl yenir, emzirmek için özel bir alana ihtiyaç olmadan her durumda her koşulda nasıl emzirilir hepsini gördüm ve normalleştirdim. Hatta kafede, restoranda bile emzirilip, alt değiştirme yeri olmayan tuvaletlerde çocuğun bezi nasıl değiştirilir… Bebekli hayat deneyimleri, doğum deneyimleri, eşler ile ilişkiler, ah harika bir şansmış benim için bütün bunlar şimdi anlıyorum. Tabi bir de sevgili iş arkadaşım, meslektaşım Nilay. Onun da o samimi doğum hikayesi anlatımı, “doğuma bir daha girecek olsam şunları yapardım” diye açık açık ifadeleri yol göstermiş bana. Çok şanslıydım bu konuda.

Günler bu şekilde ilerlerken, uykulu geçen ilk 3 aydan sonra enerjimin yeniden ve hatta fazlasıyla geldiği 2. üç aylık dönemde hamilelik hormonları ile beraber anne olmaya gerçekten hazır olduğumu iliklerime kadar hissediyordum. Rahmimdeki mucizenin gelişimini hafta hafta takip ediyor, belgeseller ile bu gelişimi gözümle görüyor ve hayran kalıyordum. Evet kadın bedeni gerçekten tam bir mucizeydi. Buna fazlasıyla ikna olmuştum. Anne olmak için kodlanmıştık, artık bu beni tedirgin etmiyordu. Ancak her konuda olduğu gibi hayatımın bu çok önemli görevinde de bilimsel bilgiler ışığında ilerlemek bana iyi gelecekti. Okumalarım böyle başladı. Zaten sevgili arkadaşım hamile haberimi alır almaz bana hamilelik ve doğum kitaplarını hemen getirmişti. Ayşe Öner ile bu kitaplar sayesinde tanıştım. İnternetteki bilgi kirliliğinin farkındaydım, hafta hafta hamileliğimi kitaptan takip ettim. Ah Ayşe Öner’e bayılmıştım, sosyal medya hesaplarından takip ediyor, radyo BabyJoy’dan her hafta programlarını dinliyor ve onun yönlendirmesi ile yeni kapılar açılıyordu benim için. Doğal ebeveynlik ve Keşkesiz Doğum Akademisi’nin varlığından haberdar olmam da bu açılan kapılardan biri oldu. Harika bir kapıymış meğer bu, artık anahtar kelimeyi biliyordum, “doğal ebeveynlik” okumalarımı bunlar üzerine yapmaya başladım. İlk edindiğim kitap “Bilinçli Bebek” oldu. Okuduklarıma hayran kalmıştım, etrafımdaki çocuk yetiştirme tarzında beni rahatsız eden bir şey vardı ve o şeyi artık tanımlayabilmiştim. Evet her bebek bir evrendir ve kendi hayatları üzerinde karar vermeye hakları vardır, her bebeğin bir bilinci vardır. (NOT: Şahane bir kitaptır ancak doğal ebeveynlik akımı gibi lanse edilmiş olmasına rağmen aslında farklı bir ebeveyn tarzına aittir ve bebeği ağlatma kısmına şüphe ile bakmanızı tavsiye ederim) Ve doğum, bebekleri ömür boyu etkileyebilecek bir deneyimdir. Ah bu bölüm çok şaşırtıcıydı benim için ve daha önce bu konu üzerinde hiç bu kadar düşünmemiştim. Evet doğum bebekler için zor bir deneyim, bir de üstüne müdahaleli bir doğumun ciddi bir travma yaratabileceğinden bahsediyor kitap. Bu bilgiler doğum için benim ışığım oldu. Sonrasında nasıl denk geldiğimi şimdi hatırlayamadığım çok değerli ebe ve doulaların sayfalarını takip etmeye başladım (GebbePınar, DoğumMeleği, BlogcuAnne). “Doğal doğum” tanımını bu sayfalar sayesinde öğrendim. Normal doğum da kendi içinde ikiye ayrılıyormuş meğer. 1. Tıbbi müdahaleli ve hatta bebeğin gelme zamanına dahi karar verilebilen doğumlar, 2. Kendi akışında ve müdahalesiz doğumlar ve doğumdan hemen sonra hayati önem taşıyan ilk 1 saat boyunca ten tene temas. Ah, işte o zaman anlamıştım annemin ısrarla neden bana sezaryen olmamı tavsiye ettiğini. Annem bizi dünyaya getirirken çok zor, hiç saygılı olmayan ve travmatik bir vajinal doğum gerçekleştirmiş.

Hummalı bir hazırlığa başladım, önce çok üzüldüm. Çünkü takip ettiğim sayfalarda doğuma hazırlık eğitiminin ne kadar önemli olduğundan bahsediliyordu ancak Eskişehir’de eğitim alabileceğim birileri yoktu. Sonra daha sıkı araştırma yapmaya başladım. Pozitif doğum hikayeleri okumaya başladım. Bu hikayeler bana yol gösterdi. Doğum tercihi mektubunun ne olduğunu oralardan öğrendim. Hastane prosedürlerinin varlığından ve bu prosedürlerin doktor ile konuşulup esnetilebileceğinden bu kaynaklar sayesinde haberim oldu. Son haftalarda doktor değiştirme cesaretinin gösterilebileceğini, sezaryen oranlarının çok yüksek olduğunu ve nedenlerini, çatı darlığı terimini, doktor ile doğum konusunun son haftalarda değil başlarda konuşulması gerektiğini de oradan öğrendim… Başladım doğal doğum videoları izlemeye :) Ve doğumun fizyolojisini öğrenmeye. Doğada doğum yapan kadınlar, suda doğum yapan kadınlar, bayram havasında doğum yapan kadınlar… Doğum algısı bende ciddi şekilde değişti. Gerçi öncesinde de kötü hikayeler duymadığımdan (bundan kendimi nasıl izole etmişim bilemiyorum, sanırım bu annemin başarısı) doğum da hamilelik gibi bir mucizeydi benim için ve müdahalesiz bir doğum şartlar uygunsa denenebilirdi. Bütün bu hazırlıklardan sonra doktorum ile konuşmak için cesaretim gelmişti. Bu bilgilerden sonraki ilk kontrolde doğum konusunu açtım; doğum konuşmak için erken olduğunu söyledi ve konu kapandı. Sonraki kontrolde doğum tercihlerimi yazmak istediğimi söyledim; tabi yaz lütfen üzerinden geçeriz dedi. Diğer kontrolde “Doğum tercihlerimin üzerinden geçelim mi, ben her şey yolundaysa vajinal doğum, hatta müdahalesiz vajinal doğum istiyorum” dedim; ne oldu bilmiyorum sırtımız sıvazlanarak konu değişti. Tabi her kontrolün arasında 3-4 hafta var ve ben bir türlü doğum tercihlerim konusunda konuşamıyor ve bu durumdan çok rahatsızlık duyuyordum. En sonunda doktor randevusunu alırken sekreterine şunları söyleyebildim: “Doktorum çok yoğun biliyorum ancak doğum hakkında da konuşmak istiyorum”. Geniş zamanında bir randevu saati istediğimi özellikle belirtip bir randevu aldım. Üzerinden geçtik, ten tene temas için çocuk doktoru ile görüşmem gerektiğini söyleyip diğer konuları da onayladığını söyledi. Tabi ben bu arada hastane ile de ücret konusunu görüşmeye başlamış, o konuda da bana bir net cevap vermedikleri için başka hastane ve doktor arayışına girmiştim bile. Ancak gitmek istediğim doktorlar öyle yoğunlardı ki bir türlü randevu alamadım. 36. haftama geldiğimde artık biraz ikna olmuş ve biraz da başka doktora gidemeyecek olduğumu düşünmemden dolayı yine aynı doktor ile kontroldeydim. Odaya girer girmez, henüz ultrasonda ölçüm bile yapmamışken bilgisayarına bakarak bana “Nilüfer’ciğim gözün aydın bebeğine 8 Mayıs’ta kavuşuyorsun” dedi. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Ne demek 8 Mayıs’ta bebeğime kavuşuyorum, hiç mi aklında kalmamıştım, her kontrolde söyledim vajinal doğum istediğimi, işler yolunda gitmezse bebeğimin istediği tarihte sezaryen olabileceğimi, hiç mi dinlememişti beni?! Zaten az kalan güvenim bu bir cümle ile tamamen yok olmuştu. “Nasıl yani? Siz bana sezaryen mi teklif ediyorsunuz!?” diyebildim. “E, Nilüfer’ciğim biliyorsun bebeğin iri, daha çatı muayenesi yapmadık ama…” diyemeden araya girdim, “Ultrason ölçümlerinin artı eksi % 15 yanılma payı var biliyorsunuz, hem ben çatıma güveniyorum” kelimeleri ağzımdan dökülüverdi. Ama neye uğradığımı şaşırmıştım ve bu cümleler ağzımdan nasıl çıktı hala şaşırıyorum. “Siz önce bir çatı muayenesi yapın, sonra konuşuruz bunu, hem sezaryen olacaksa bile bebeğimin gelmek istediği zamanda olmasını tercih ederim” diyebildim. Ultrasona geçtik, 36. haftamdayım ve bebeğim 3,800 kg imiş. Öyle söyledi. Sonra “Herkes sezaryen istiyor, sen normal doğum mu istiyorsun?” dedi. Bende müthiş bir şaşkınlık… Haftalardır aklında kalmaya çalışıyordum, ne yazık ki hiç başarılı olamamıştım. En sonunda söylemek durumunda kaldı, kendisi benim due date’imde 1 haftalığına Amerika’da kongrede olacakmış. Muhtemelen doğuma yetişirmiş ama o hafta takip etmesi için başka bir doktora yönlendirecekmiş beni. Ben de şöyle söyledim “Benim için hangi doktorun olduğu fark etmez, doğumu yapacak olan benim”. Ve odasından çıktık. Moralim acayip bozulmuştu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Bana açık açık Amerika’da olacağını söylemesini daha samimi bulurdum, şimdi doktoruma hiç ama hiç güvenim kalmamıştı. Varsayıyorum ki doğumuma yetişti, doğum istediğim gibi gidiyor ve bir müdahale yapması gerekti, bunun gerçekten gerekli olduğuna nasıl emin olabilecektim, güvenim kalmamıştı, buna beni nasıl ikna edebilirdi ve en önemlisi ben bütün bu tedirginlik ve güvensizlikle nasıl doğum yapabilecektim?!

O akşam ağladım, çok ağladım. Annem ile farklı şehirlerde yaşıyoruz, doğum için gelecekti ama bu moral bozukluğundan sonra hemen gelmesini istedim. Sevgili arkadaşım Güneş’i aradım. Ona ağladım, anlattım ve yeni bir doktor bulamama korkumu, umutsuzluğumu anlattım. Bana birkaç doktor ismi verdi. Ancak o gece bir türlü uyku tutmadı beni. Kalktım bilgisayarı açtım ve İstanbul Doğum Akademisi sayfasında bulduğum tüm uzman mail adreslerine bir doğum tercihi mektubumun olduğunu ancak bu mektubu kime nasıl verebileceğimi, bu isteklerimin karşılanması için neler yapacağımı bilmediğimi ve doktorum ile yaşadıklarımı anlattım. Hepsine aynı yazıyı mailledim :) Gece Hakan Çoker’den bana mail gelmişti, “Yarın beni bu numaradan arayın, konuşalım. Aynı maili tüm merkeze atmışsınız, arayın yardımcı olmaya çalışayım” yazmıştı.

Ertesi gün aradım, doktorların da bir insan olduğunu bana kendisi hatırlattı. Evet keşke böyle bir şey yaşamasaydım ama olabilir böyle şeyler, o da bir insan. Bu beni rahatlatmıştı. Bu yaşadığım olayın benimle ilgisi yoktu, doktorların da işi zordu. Uzun uzun konuştuk ama bana yol gösteren mesaj bu oldu. Ha bir de neden Ankara’daki eğitimlere katılmadığım konusunda azar işitmiştim :) Kitap okuyarak doğuma hazırlandığımı, doğum tercihlerimi nasıl hastaneye iletebileceğimi bilmediğimi söylediğimde hangi kitabı okuyarak doğuma hazırlandığımı sormuş ve bunların doğuma hazırlık kitabı olmadığını söylemişti. Doğum tercihlerinin ise doktora güven ve iletişimle alakalı olduğunu, belki bir gün kek yapıp doğumhane hemşireleri ile tanışabileceğimi ve isteklerimi empatik bir dil ile ifade edebileceğimi söylemişti. Bu kısa telefon konuşması bana farklı bir ufuk açmıştı. Tekrar gücümü topladığımda hastanenin doğum koçu ebesi ile görüşme talep ettim ve doğumhaneyi gezmek istediğimi söyledim. Randevuya gittiğimde de doğum tercihlerimden bahsettim. Ne şanslıyım ki o sıralar sevgili Özgü Namal hypnobirthing yöntemi ile evde doğum yapmış ve magazin haberleri bununla çalkalanmıştı. Aslında doğum koçu ebe ile daha önce de görüşmüştüm ancak taleplerimin çoğunu reddetmişti. Bu görüşmemde ise magazin haberleri sağ olsun, çoğunu kabul etmişti, ve bunun organizasyonunu üstleneceğini, bebek hemşirelerine ve doğum hemşire/ebelerine iletebileceğini söylemişti. Bonus olarak da doğumda kullanabileceğimiz masajları anneme öğretmişti. Sonrasında arkadaşımın tavsiye ettiği doktor ile tanışmak için ayaküstü bir görüşme yaptım. Yaşadıklarımı, isteklerimi, benim için bunların neden önemli olduğunu anlattığım samimi bir görüşmeydi. Doktorum eğer her şey yolunda giderse ve anne bu konuda hazırlıklıysa ben annenin isteklerini desteklemeye hazırım dedi. Bu görüşme beni çok rahatlattı, artık doktoruma karar vermiştim. Tüm test sonuçlarımı ve ultrason kontrolü için bir muayene tarihi alıp oradan ayrıldım. Eski doktoruma da çıkıp başka bir doktor ile devam edeceğimi, bugüne kadar yaptığı yardımlar için teşekkür ettiğimi söyleyip tokalaşarak vedalaştım.

Artık kendimi tamamıyla rahatlamış hissediyordum. Ina May Gaskin’in Doğuma Hazırlık Rehberi kitabını okuyor, doğumumda kullanacağımız masajı annem ile pratik ediyor, tek maaşa düştüğümüz için gidemediğim yoga derslerini telefonuma indirdiğim bir uygulamadan ya da Youtube’dan takip edip yoga yapıyor, kendimi rahatlatıyor, her gün yürüyüş yapıyor ve yine internetten doğum pozisyonlarını öğrendiğim bir siteden eşimle ve annemle pozisyonları çalışıyorduk. Tamamıyla hazırdım ve artık doğurabilirdim :) Yeni doktorumun yaptığı kontrollerde de zaten bebeğimin iri olmadığı ortaya çıkmış ve çatı muayenesinde herhangi bir problem olmadığı sonucuna varmıştık (Çatı muayenesinin sadece bir tahmin olduğu unutulmamalı, belki bu muayenenin doğum esnasında bile yapılabilir olduğu tartışılıyor artık). Her şey istediğim gibi gidiyor ve doktoruma güveniyordum.

19 Mayıs’ta sabah kahvaltısını yaparken bir şeyin sızdığını hissettim, benim kontrolümün olmadığı bir şey veee evet suyum sızmıştı. Annem, anneannem, kuzenim bizde kalıyorlardı ve sabırsızlıkla doğumun başlamasını bekliyorlardı. Keza yanımızda olmayan ama her gün telefon edip soran uzak yakın akrabalarımız da neredeyse yanımızdaymış gibilerdi, eksikliklerini hiç hissettirmediler sağolsunlar :) Siz siz olun, beklenen doğum tarihinizi 2 hafta geç söyleyin akrabalara, eşe, dosta. Yoksa her gün arayıp daha doğmadı mı, ya olmadı sezaryen ile aldırıver muhabbetleri son günlerde canınızı sıkabilir. Erken olunca kimse neden erken oldu sorgulamasını yapmıyor çünkü:) Neyse tabi bizim evde bir bayram havası 39+4’teyim ve suyum geldi, kızıma kavuşmaya az kaldı, çok heyecanlı. Ama hazırlıklar tamam değil. Kızımı görmeye gelenlere süslü kurabiyelerden vermek istiyorum, henüz onlar hazır değil, manikür pedikür yaptırmadan doğuma girmem imkansız :) kuaföre de gitmem gerek. Anneannem ve kuzenim hızlı bir şekilde kurabiye işine giriştiler, annem ile ben de kuaföre gittik. Kuaföre rica ettik, işte “acelemiz var, bizi öne alın”. Sağ olsunlar kırmadılar, ama yok olmuyor, suyum gelmeye devam ediyor. Ben kuaförün koltuğunu bayağı ıslattım :)

O arada manikür yapan abla anladı, sohbet ettik filan, doğal karşıladı Allahtan. Neyse sonunda eve geldik, biraz kurabiyelere yardım ettik, onlar da bitti, artık hazırdım, doktorumu aradım haber verdim. Henüz sancımın olmadığını söyledim. Tamam, suyun gelmemiştir senin dedi, akşam tekrar haberleşelim. Biz tabi dört gözle sancı bekliyoruz, şöyle biraz kıpırtılar var ama düzenli değil, saat tutuyoruz filan ama yok öyle ciddi bir şey. Hastaneye geçtik, bir muayene için ebe NST’ye bağladı, sancı yok, muayene etti, açıklık yarım cm. Benim moral sıfır tabi. Aldı bir korku, suyum sızdı, sancım yok, bu işin sonu sezaryene gitmez umarım diye dua ediyor ve kızımla konuşuyordum. Yine bir arkadaşlar ile telefonda görüşme ve moral depolamanın sonunda zar zor uyuyabildim heyecan ve korkudan. Ama gece işler gayet yolunda gidiyor ve bu dinlenme beni doğuma hazırlıyormuş meğer. Ve doğumu ilerleten hormon oksitosin gece karanlığını çok severmiş.

Manikürsüz doğuma gitmem abi

 

Suyum gelmiş olabilir bu kurabiyeleri hazırlamaya devam etmeyeceğimiz anlamına gelmez

Sabah ezanında sancı ile fırladım yataktan. Aman Allahım bir gün önce sancım gerçekten yokmuş:) Ve ben o kadar mutluyum ki sancım geldi diye, güle oynaya karşılıyorum. Pilates topunda biraz kalçamı kıvırıyorum, biraz boğazını açan müzisyen edasıyla ses çıkarıyorum, oh bitiyor. Sonra yarım saat hiç bir şey yok, yatıyorum bu yarım saatlik arada. Yarım saat sonra tekrar geliyor tekrar kalkıyorum pilates topuna filan, bu böyle devam etti. Tabi sesime eşim uyandı ama hadi sen yat uyu, bugün kızımızı kucağımıza alırız, senin iyi dinlenmiş olman lazım diye yatırdım eşimi. Annemlere haber vermedim, uyandırmadım onları. Zaten sancı araları uzun ve ben bu aralarda uyuyordum. Bu durum annemler uyanıp kahvaltıyı hazırlayana kadar böyle devam etti. Sabah müjdeyi verdiğimde yine bir şenlik havası. Ama tabi sancılar gelip ben ses çıkarmaya başlayınca biraz ürktüler. Sonra kuzenime açıkladım, bak bunlar normal şeyler ben acı çektiğim için ses çıkarmıyorum, boğazımı açtıkça vajinam da açılıyor bu nedenle ses çıkarıyorum dedim, sakinleştirdim onları. Kuzenim henüz çocuk sahibi değil bu nedenle doğumdan korksun istemiyordum. Eşimi işe gönderdik, güzelce bir kahvaltı yaptık. Sancılar geldikçe de kuzenimle saat tutuyoruz. Bu arada kuzenim de doğumda fotoğrafçımız :) Eşim de doğum müziklerini ayarlayacak. Tüm ekibe görevlerini dağıttım, kayınvalidem ve kayınbabam da bizi hastaneye götürecekler.

Neyse, kahvaltı yaptıktan sonra sancı araları 15 dakikaya düştü. Ben pilates topunun üstündeki hareketler ile gayet iyi üstesinden geliyorum ve her sancı bittiğinde de kızımı görmeye biraz daha yaklaştığım için seviniyor ve şükrediyordum. Sonra tuvalete kendimi zor attım, ishal olmuştum. Sonra da kendimi duşa attım. İçgüdüsel olarak sanırım kadın kendi vücudunun ihtiyaçlarını dinleyince neyi ne zaman yapabileceğini anlayabiliyor. Duşta da kusunca annem çok telaş yapmış. Hastaneye gitmemiz için neredeyse yalvardı. Oysa ki duştan hiç çıkmak istememiştim. Ancak çok telaşlandıklarını görünce kabul ettim. Kayınvalideme haber verdiler ve hastaneye gitmek için hazırlıklarımızı yaptık. Kayınvalidem bir başına eve geliverdi, hastaneye gitmek için araba ve kayınbabama ihtiyacımız varken tek başına gelmiş :) Yani herkes panik halinde ve sadece benim aklım başımda ve insanları ben organize ettim :) Kayınbabamı arayın gelsin, hastaneye gideceğiz dedim, kayınvalidem ben gidip alayım onu dedi :) “Anne dedim sen niye gidiyorsun? Babam gelsin alsın bizi” :) Sonra ayakkabıları giyip çıkıyoruz dışarı, annem eşarbını örtmeyi unutmuş, anne dedim eşarbın nerede:))) Düştük hastane yoluna. Hastane ile evimiz 5 dakika mesafede ancak ben arabanın lastiklerine dokunan her taşı kasıklarımda ağrı olarak hissettiğim için biz saatte 20 km hızla 20 dakikada vardık sanırım.

Asansör beklemeye başladık ama ben yerimde duramıyorum, hadi dedim merdivenden çıkalım. Doktor muayene etti, ben tabi inlemekten çekinmiyorum, bu sanırım doktoru rahatsız etmiş olacak ki “Nilüfer Hanım bir muayene ediyorum sadece bunda bağıracak ne var” dedi, biraz içerledim bu söze. “Ben muayeneden şikayetçi değilim, inlemek bana iyi geliyor” diyebildim. Ancak çok takılmadım bu duruma, ne de olsa odada sürekli yanımda olmayacaktı :) Her fırsatta “Doktor bey hatırlıyorsunuz değil mi, ben müdahalesiz doğum istiyorum” diye tekrarlıyordum, kuzenim en büyük destekçim, her sağlık görevlisine doğum tercihlerimi hatırlatıyordu filan, harika destekçilerim vardı :) Doktor muayene etti, 3 cm. açılmam olduğunu söyledi. İstersem eve gidebileceğimi belirtti. Ben o yolu 20 km hızla tekrar geri gidemeyeceğimden emindim, yatış vermesini istedim, bir de yoğunluğu artmıştı doğumun, hissediyordum yakındı. Eve gitmedim. Yatış verdiler ancak 20.05.2015 tarihinde doğum yapanlar çok olduğu için doğum katında boş oda yoktu. 5. katta bir odayı geçici olarak kullanacaktık (doğum katı 3. kat). Doktorun odasından dışarı çıktığımda tekerlekli sandalye ile bir görevli beni bekliyordu. Ah doğum sancılarım var ve tekerlekli sandalyede oturmak mı? İmkansızı istediler benden. Kabul etmedim. Asansörü beklemeyi yine hiç istemedim ve merdivenleri kullandık. Görevli bana uzaylıymışım gibi bakıyordu :) Merdivenleri çıkıyor ve sancı gelince annemin boynuna asılıyor, sancıları karşılıyordum. Göbeğime doğru yani bebeğime doğru nefes alıyordum ve anneme asılmak çok iyi geliyordu. Sonunda odaya yerleştik. Odaya geçer geçmez hemşireler geldi ve hastane önlüğü giydirip damar yolu açmak istediler. İkisini de istemediğimi söyledim. Tekrar ısrar ettiler, “Anlıyorum görevinizi yapıyorsunuz ancak benim doğum tercihlerim var ve bunu doktorum ve doğum koçu ebem ile konuştum, lütfen ısrar etmeyin” diyerek kibarca durumu açıkladım. Doğum koçum ile görüşmek istediğimi ve pilates topu talebimi dile getirip uğurladık hemşireleri. Onlar da bana uzaylıymışım gibi bakarak ayrıldılar yanımdan. Çok anlamsızdı benim için bunlar. Sağlıklı bir gebelik geçirmiştim, zaten gebeydim sadece, hasta değildim. Hastane ortamında doğum yapmak bile mantık hatasıydı benim için. Hasta değildim sadece doğuracaktım. Sonrasında bir görevli daha geldi odaya, bu kadar rahatsız edilmeyeceğimi ummuştum ama olmamıştı, bu defa da hastane prosedürleri için bana anlamsız birçok soru soran görevli vardı karşımda ve ben sancıları karşılamaya devam ediyordum. Kuzenim devreye girdi hemen, “Eşi birazdan gelecek, bu soruları ona sorabilirsiniz” dedi. Görevli kuzenimi duymazdan geldi, ben de sinirlenip ortamı bozmak yerine ve görevli ile gerginlik yaşayıp daha fazla gerginliğe sebep olabileceğini hissettiğimden kibar bir şekilde sorularla dalga geçerek cevap verdim. 2 koca sayfa sorular bitmek bilmeyince de eşim geldiğinde devam edebileceğimizi söyleyip odadan ayrılmasını sağladık. Sonunda kendi kendimize kalmıştık. Eşim de gelmişti işten. Pilates topum da gelmişti. Sancı esnasında kalçamı topun üstünde kıvırıyor, sancı aralarında da annemin masajı ile güç topluyordum. Her sancı sonrası da atlattığım için şükredip, kızımı görmeye az kaldığını kendime hatırlatıyordum. Eşim gelince hamilelik boyunca rahatlamak için dinlediğim piyano müziklerini açmış müzik ile de rahatlıyordum. Sonra tekrar odamız değişti ve doğum katına indik. Sancılar yoğunlaşmıştı. Doğum koçum gelmiş ve doğum tercihlerimi ilgili herkese ilettiğini söylemişti. Vajinal muayeneden sonra her şeyin yolunda gittiğini ve ıkınma hissi geldiğinde haber vermemiz gerektiğini söyleyip yanımızdan ayrıldı. Artık sancı araları daha da kısalmıştı. Hafif şeyler yiyip su içiyor, aralarda da uyuklayıp güç topluyordum. NST takibini de çok sık olmaması ve oturur pozisyonda olması koşuluyla kabul etmiştim. NST için gelen hemşire bir şeyler yediğimi görünce bizi uyardı, benim konuşacak halim kalmadığı için doğum tercihimi okumadığına yorup bir şey söylemedim ancak bu konuda eşim çok endişelenmişti. Israrla bir şey yememem üzerine telkinler vermeye başlamıştı. Hastane personeline o kadar çok güler yüzle konuşmuştum ki eşime güler yüzüm kalmadı ve ona çıkıştım. Eşim de kendimi ve kızımı tehlikeye attığımı düşünerek doktora gitmiş ve beni şikayet etmiş :) Siz siz olun doğuma hazırlanırken eşinizi de hazırlamayı atlamayın:) Doktor kalabalık bir ekip ile beni ziyarete geldi. Bir şey yememem için konuşmaya gelmiş, eşim sağolsun! Bu istek de çok ama çok anlamlı gelmiyor bana. Doğum bir kas hareketidir ve doğum yapan bir kadın 60 km yol yürümüş kadar enerji harcar. Yeme içmeyi yasaklamak doğuma ket vurmak olabilir, ben yemeden nasıl ıkınacaktım!

Doğum ekibim-kuzenim fotoğraf çekiyor

Doktora yine cici kız ifademi takınarak “Doktor bey zaten çubuk kraker ve sudan başka bir şey yemiyorum” diyebilmiştim. Artık eşimi de bu konuda ikna ettikten sonra tamamıyla doğumuma odaklanabilirdim.

Ah nasıl bir his, nasıl bir sarhoşluk. O hazzı ömür boyu yaşayamam sanırım, artık söylenenleri duymuyor, tamamen kendi içimde dalgalar ile birlikte akıyordum. Her dalgada biraz daha açılıyor, ve her dalgaya geldiği için şükrediyor ve onları memnuniyetle uğurlayıp, kendimi dinlendiriyordum. Bir ara “Anne daha çok var mı?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Annem “Daha var kızım” demiş ve annemin koluna bir şaplak geçirmişim, doğum yapan kadına böyle denir mi?! Ve sonra yine içime dönüp kızımla konuşmaya başladım. Bu bana çok iyi gelmişti. “Az kaldı kızım az kaldı seni görmeme az kaldı. Hadi Doğa’m bana yardım et, az kaldı kızım”… Sonra kendi içimde acaba sezaryen mi olsaydım, geç mi kaldım, sezaryen talep etsem olur mu acaba düşünceleri geçmeye başladı. Sonra içimden bir ses bana hatırlattı “Nilüfer işte o aşamadasın, doğuma az kaldı vaz geçmeyi düşündüğüne göre”. Ve evet iki dalgadan sonra birden bire gelen bir ıkınma hissi. Artık topun üstünde durmak istemiyordum, birden ayağa fırladım ve çömelmek istiyordum. Çömeldim, çömeldim, anneme ebeyi çağırmasını söyledim. Ama çömelmek çok yorucuydu, bacaklarım dayanmadı. Eşim yatağın karşı tarafından elini uzatıyordu, ona asılıyordum. Sonra bu da yetmedi ve tuvalet ihtiyacım için tuvalete gittim, Aman Ya’rabbi ne büyük rahatlık. Klozette oturmak ve ıkınma hissini bu şekilde karşılamak. Ah harikaydı. Kendime en iyi gelen pozisyonu bulmuştum. Bir de hastane tuvaleti olduğu için iki yanda tutunma yerleri vardı, çok rahatlamıştım ki annem oracıkta doğuracağımı düşündüğü için beni tuvaletten kaldırmak istedi. Onu kovdum. Doğum yapan bir kadının neye ihtiyacı olduğunu anlamanıza gerek yok : ) Doğum yapan bir kadın neye ihtiyacı olduğunu açık açık size söyler. Ah annem ne kadar azarımı işitti doğum esnasında. Sonrasında ebe geldi ve muayene ettiğinde tam açıklık vardı ve çok şaşırdı bu kadar hızlı ilerlediğine. Doğumhaneye geçme zamanı dedi. Dedim yürüyerek gideceğim, kabul etmediler. Doğumhaneye eşim de girecekti, hazırlandık ve girdikten 15 dakika sonra kızım kucağımdaydı. Saat 13.15’te kızım kucağımdaydı. Aman Allah’ım ben hayatımda böyle bir aşk, böyle bir heyecan, böyle bir güç, böyle bir gurur, böyle bir sevinç yaşamadım. Cennet kokuyordu, doğdu ve hemen çıplak göğsüme aldım. Çocuk doktoru kızımı benim kucağımda muayene etti. Doğar doğmaz neredeyse hiç ağlamadı ve şaşkın şaşkın bana baktı sadece. Kendiliğinden oluşan bir yırtığım olmuştu (eğer çatal yerine çömelerek doğum yapsaydım eminim o da olmazdı, bir de yönlendirilmiş ıkınma yerine içgüdüsel ıkınma yapmama fırsat verilseydi). Doğumdan sonra kızım göğsümden hiç ayrılmadı, beraber odamıza geçtik. Karnımdan çıktı, göğsümde yaşamaya başladı :) Odamıza geldiğimizde ilk kakasını yapmıştı bile. Ve ilk emzirmeyi gerçekleştirdik. 1.5 saat boyunca durmaksızın emdi, sonra da sızdı kaldı. O uyuduktan sonra ben de duşumu aldım, makyajımı yaptım ve giyindim. Ah kendimi küçük dağları yaratmış gibi hissediyordum, harika bir histi. Sonra kızımın kontrolleri ve aşıları için aldılar babası da ona eşlik etti. Bu arada kızım doğum kilosu 3,350 kg. : )

Doğumdan sonra makyaj ve banyo yapılmış :)

Harika destekçilerim vardı, kuzenim, annem, eşim, kayınvalidem, kayınbabam, doktorum ve ebem. Her birine büyük bir naziklik ile ihtiyaçlarımı ilettim, doğum yapabilmem için hangi koşulların gerekli olduğunu anlattım, onlar da bana destek oldular. Çok uğraştım, keşke bu enerjimi lohusalık dönemine hazırlık için harcayabilseydim, ancak yaşadığım ülkenin koşullarını kabullenip elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Evet hastaneler iyi ki varlar, obstetrik alandaki gelişmeler harika ancak bu müdahaleler gerçekten gerektiğinde kullanılırsa harika, yoksa her şey yolunda gidiyorsa bir kadının doğum yapması için ihtiyacı olan tek şey ona fırsat (alan) tanınmasıdır.

Memnuniyet, gurur ve keyifle hatırlayacağınız doğum hikayelerinizin olmasını dilerim <3

Sevgiyle,

Doula Nilüfer Akıcı

NOT 1: Annem ile doğum hikayem üzerinden konuştuğumuzda annem tekrar doğumuma girmek istemediğini söyledi. Canı çok yanmış kızını o halde gördüğü için. Oysa ben acı çekmiyor doğum şarkımı söylüyordum:) Ben de şükrediyorum, iyi ki annem bu acısına yenik düşüp müdahale etme hatasında bulunmamış. Çok şanslıydım. Annemi doula olarak seçmekten başka bir şansım yoktu ancak bu büyük bir hayal kırıklığı da yaratabilirdi bende, ya da annemde nasıl yaralar açtığını bilemiyorum. Doğum ekibinizi oluştururken bu detayları da düşünmenizi tavsiye ederim.

NOT 2: Ben çok şanslıydım, hastane oldukça kalabalıktı ve beni 5. kata almaları tercihlerimin gerçekleşmesini daha da kolaylaştırdı.

NOT 3: Doktorum ve ebeme doğum tercihlerimi iletirken “Ben şunu istiyorum bunu istiyorum” diye asla ifade etmedim. Sezaryen ya da vajinal doğumun bir başarı-başarısızlık durumu olmadığının farkındaydım. Ben sadece tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece yani anne ve bebek sağlığı yerinde ise müdahalesiz doğumu denemek istiyordum ve bunu ifade ettim. Ancak doktorum bir risk görürse eğer, tıbbi müdahaleleri kabul etmeye hazır olduğumu ve ona bu konuda güvendiğimi her fırsatta dile getirdim ve gerçekten böyle hissediyordum.

Doğum tercihi mektubuma buradan ulaşabilirsiniz. Bu mektubu bir örnek teşkil etmesi için paylaşıyorum, örneğin o zamanlar henüz öneminin farkında olmadığım göbek kordonunun geç kesilmesi konusunu eklememişim. Ve oldukça uzun bir mektup, daha kısa ve özet bir mektup işinizi kolaylaştırabilir. Ayrıca bunlar benim için önemli olan konulardı, ancak araştırmaya başlarsanız bu müdahalelerin sonu gelmez, bu nedenle doktorunuza güvenmek ve hastane prosedürlerini öğrenmek işinizi kolaylaştırabilir.

 

 

Nilüfer Akıcı