Buket Uzuner ile ‘Hava’yı konuştuk: İnsan, en büyük aşkı Tabiat’a ihanet etti!

Buket Uzuner‘in “Tabiat Dörtlmesi” olarak adlandırdığı ve ekoloji, çevre mücadelesi, iklim değişikliği eksenindeki konuları kadim Kamanlık öğretisi üzerinden ele aldığı serinin 3. romanı “Hava – Uyumsuz Defne Kaman’ın maceraları” geçtiğimiz günlerde okurla buluştu.

İklim değişikliğini ele alan “Hava”nın yayımlanması üzerine biz de Buket Uzuner ile görüştük. Uzuner, İklim değişikliği sorununu farketmesinden, kaman geleneği öğretilerinin iklim krizine deva olan yöntemlerine, kadınların ekoloji mücadelesindeki öncü rolünden edebiyatta yeni yeni yeşermeye başlayan iklim-kurgu (cli-fi) yazınına kadar tüm sorularımıza içtenlikle yanıt verdi.

***

İklim krizini tersine çevirme şansımız hala var!

*Buket Hanım merhaba. Yeşil Gazete’ye zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. İklim değişikliği sorununu ilk ne zaman farkettiniz. O günden bu zamana bu konuda gelinen noktaya dair nasıl düşünüyorsunuz. Hala iklim değişikliğini tersine çevirme şansımız var mı size göre?

Buket Uzuner: Bir insan olarak baharların kısalarak kaybolduğunu, yazların uzayıp, sıcaklığının ve nemin şiddetle artmasını birçoğumuz gibi ben de aşağı yukarı son on yıldır farkındayım. Fakat benim bu konuda hem şans hem de şanssızlık sayılabilecek özel bir durumum var. 1980’lerde ekoloji, biyoloji ve çevrebilim eğitimi almaya heves edip, daha sonra da bu alanda farklı üniversitelerde çalışma olanağı bulan bir biliminsanı olarak iklim değişikliği sorununun gelişine dair verilerin en az 30-40 yıldır bilim ve endüstri dünyasında çok iyi bilindiğini söyleyebilirim.

Evet, hâlâ gezegenin ve insanlığın geleceği için umut var. Bu, sadece fosil yakıtlardan vazgeçmek, et ve plastik tüketimini hemen ve çok çok azaltmak, sürdürülebilir temiz enerji kullanmaya geçmek gibi önemli değişimler kadar, bilim ve teknolojiden yararlanarak biyolojik ve kimyasal çözümlerle hava, su, toprak ve biyo-çeşitliliğe verdiğimiz zararlar konusunda hızla geri kazanım dönemine girebiliriz.

“Bu romanlar aslen bir aşk dörtlemesi”

*Yazdığınız “Tabiat Dörtlemesi” romanlarının Kamlık ve/veya Şamanlık hakkında ipuçları da içerdiği belirtilmiş. İklim Değişimi, doğa tahribatı, yaşadığımız şu “imha” çağı göz önüne alındığında Şamanizm’in bu distopyadan çıkmaya dair çözüm yolları var mıdır?

Buket Uzuner: Adına özellikle “Tabiat Dörtlemesi” dediğim ve on yıldır yazmakta olduğum Su, Toprak, Hava ve Ateş romanlarında tabiatla insan arasında bozulan aşk ilişkisini anlatıyorum. Yani aslında bu romanlar bir bakıma bir aşk dörtlemesidir.

Hikâye çok klasik: insan, en büyük aşkı olan Tabiat’a ihanet etti, o da şimdi intikam alıyor. Yalnız Tabiat’ın intikamı hiç başkalarınınkine benzemez, insan türü Sapiens’i bu gezegenden tamamen silebilir. Aslında bu benim romantikleştirdiğim bir ilişki değil, çünkü tüm dünya kültürlerinde, mitlerde, destanlarda tabiata binlerce yıl “Tabiat Ana” denmiş, onun doğurgan, güçlü ve bereketli varlığı, canı ve ruhu olan insanî dişi bir karakterle özdeşleştirilmiş.

Şunu demek istiyorum, insanlık, çok eskiden beri, bilim bizi birazcık aydınlatmadan çok önceleri Tabiat’ın canlı olduğunu anlamış ve kabul etmiş. İnsanlık tarihi içinde Tabiat’a en çok saygı duyan geleneklerden biri Şamanlık olmuş. Bizim Kızılderili dediğimiz, Amerikalı yerli halklar, Güney Sibirya’daki Türk kabileleri, İskandinavya’daki Pagan Vikingler gibi… Tabiat’ı suyuyla, toprağı, hayvanları, gökteki Ay ve Güneş’yle öz ailesi gibi benimsemişler.

Şimdi bizim bu röportajımızı okuyacak olanlarla iletişim kurduğumuz Türkçe dilini binlerce yıl önce icat eden kadınlar ve erkekler, o inançlarına Kamlık adını vermişler. Şaman, aynı geleneğin Hintçe adı. Benim açımdan bu geleneğin Tabiat’a gösterdiği saygı ve sevgi önemli. İronik olarak, o insanları ilkel, kendimizi gelişmiş sandığımız şimdiki zamanlarda o değerleri hatırlamamızı istiyorum. Özümüzdeki Tabiat saygısını hatırlarsak belki ağaçlara, hayvanlara, börtü, böceğe, arıya, yunusa, geyiğe, kartala, toprağa, suya ve havaya ihanetten vazgeçebilir, Tabiat’ın efendisi değil de sadece bir parçası olduğumuzu hatırlar ve haddimizi biliriz?

Sanat ve edebiyatın hakikati hikâye içinde anlatma ve gösterme gibi çok büyük bir gücü vardır, daima olmuştur.

“Kadının tabiatla ilişkisi ilk çağlardan beri organik ve direkt olmuştur”

Buket Uzuner, 8 Eylül 2018’de dünya çapında eş zamanlı gerçekleştirilen “İklim için Ses Ver – Rise for Climate” eylemlerine Antalya’nın Kaş ilçesinden destek vermişti

*Şahsi olarak benim Yeşil Gazete deneyimim boyunca farkettiğim bir nokta kadınların ekoloji hareketindeki etkinliği. Romanın kahramanı Defne Kaman da iklim aktivisti, hayvan-çocuk-kadın-çevre hakları savunucusu kadın bir gazeteci. Siz bir yazar olarak edebiyatta bir ekoloji mücadelesi verilebileceğini düşünüyor musunuz? Yerel ve küresel açıdan bu mücadeleyi Yeşil Gazete okurları için değerlendirebilir misiniz?

Buket Uzuner:  Çok haklısınız. Kadınların tabiatla ilişkisi, ilk çağlardan beri daima çok daha organik ve direkt olmuştur. Çocuklarının hayatta kalması ve insan türün devamı daima kadının güç alanı içinde olmuştur. Zaten kadını kontrol altına almak çabası da onun bu gücünden doğan büyük korkuya dayanıyor olmalı?

Kadının güç alanı, gıdadan, otacılığa (ilk eczacılık, fitoterapi, hatta tıp bilimlerinin temeli demektir), tarımdan tabiatın sessiz dilini kavramaya kadar çok geniş bir perspektifte milyonlarca yıllık bilgi ve beceri birikimi demektir.

Bugün derelerini, topraklarını savunan köylülerin ve tarım işçilerinin büyük çoğunluğu da yine kadınlardır. Oysa kooperatifler ve elde edilen maddi kazanç hâlâ erkeklerin tekelindedir. Bu yüzyılda değişen en önemli konuysa bilim ve teknoloji alanlarına artık kadınların girmesiyle oluşan yeni bir bakış açısı ve  bilinçtir. Henüz sayısı çok az da olsa günümüzde sorunlara bilimsel yaklaşım ve çözümler konusunda yepyeni bir kadın zekası ve kadın enerjisi ortaya çıkmıştır. Gördüğümüz değişimin ve umudun altında bu dişi dinamizm yatmaktadır.

“Yanlış yoldayız: Sürdürülebilir ve temiz enerji şart”

*Edebiyatta çevre sorunlarının işlenmesi çok geleneksel sayılmaz. İklim-kurgu, eko-eleştiri gibi yeni kavramlardan bahsedebilir miyiz?

Buket Uzuner: Evet, edebiyatta tabiatın haklarını savunma geleneği  ya da genel adıyla doğa yazını, bildiğim kadarıyla 1870’lerde Amerikan Edebiyatı’nda John Muir’e kadar uzanıyor. Bugün adına “iklim kurgu” (cli-fi) denen romanlar ve “çevreci eleştiri” (ekokritisizm) denen edebiyat alanında bizden Yaşar Kemal, Sait Faik, Fakir Baykurt, Latife Tekin ve benim 1990’larda yazdığım Yeşiller Parti’sine göndermeli “İki Yeşil Susamuru”ndan beri yazdıklarım sayılabilir. Bir de adı unutulmuş çok değerli belki ilk doğa yazarımız  Hikmet Birand’ın 1957’de yazdığı “Anadolu Manzaraları” eserini mutlaka anmalıyım.

Bu konularda çalışan birçok değerli akademisyenlerimiz de mevcut. Bizim ülkemizde çok fazla çevre sorunumuz var maalesef. Enerji için fosil yakıt, petrol ve kömür kullanıyor olmamız, ciddi sağlık sorunları yaratıyor. Her aileden en az bir kişi bu nedenlerle kanserden ölüyor ne yazık ki…

Bizim sürdürülebilir ve temiz enerjiye yönelmemiz şart.  Yanlış yoldayız. Beton yerine ağacın, GDO’lu tohum yerine atalık tohumun, HES veya TES yerine doğal akan derelerin, temiz denizin, dolayısıyla börtü böceğin önemini kavramaz, bilmez, sürdürülebilir ve yenilenebilir temiz enerji kaynaklarına yönelmezsek, sağlıksız, hasta kuşaklar yetiştireceğiz.

Ülkemizde bol bol bulunan güneş, su ve rüzgâr enerjisine bir an önce daha büyük yatırım yapmalıyız.

Haklıların mücadelesinin en önemli yakıtı: Umut

*Son olarak tabiat dörtlemesi (Su, Toprak, Hava, Ateş) serisinin oluşum sürecini bugüne kadar okurlarla paylaşılan kitaplar üzerinden değerlendirebilir misiniz?

Buket Uzuner: Kurgu sanatı, yazara ütopya ve distopya dâhil, muhteşem bir olasılıklar dünyası sunuyor. Edebiyat tarihçileri, korku ve distopya romanlarının barış dönemlerinde daha fazla yazıldığını söylüyorlar. Karamsarlığa yatkın bir kişiliği olan benim gibi bir yazarın Toprak ve Hava romanlarının satır aralarına umut işaretleri gizleyişini, belki ileride benzer bir bağlamda inceleyen araştırmacılar da çıkar?

Umut, yüzyıllardır felsefecilerin ve hekimlerin, psikologların ve yazarların ilgisini çeken bir kavram olmuştur. İnsana ne para-pul, ne de şan-şöhret, hiçbiri umut kadar büyük itki, motivasyon sağlamamıştır. Umut için her ne kadar küçümseyerek “fakirin ekmeği” dense de bence umut, tarih boyunca haklıların mücadelesinde önemli yakıt- enerji kaynaklarından biri olmuştur. Sakın unutmayalım: tarih, umutlarını akıl, bilgi ve dayanışmayla besleyenlerin kazandığı sürpriz zaferlerle doludur.

Yine tarihte en güzel kaybedenler daima mücadele ederek kaybedenlerdir. Haklı ve âdil davalar için hile yapmadan mücadele edenler her zaman vardı, daima olacak. Yeter ki, gezegenimiz, Tabiat Ana ona ettiğimiz ihanetlerin bedeli olarak insan türünü (Sapiens) silip atmasın dünyadan. İşte artık hem tabiat/gezegenimiz hem de etik değerlerimiz için mücadele ettiğimiz bir dönemde yaşıyoruz. Hepimize akıl, sabır ve sağduyu diliyorum.

Haklı olduğunuz bir konuda mücadeleden vazgeçmek, yaşarken ölmeyi kabul etmektir.

Buket Uzuner

Romancı, hikâyeci ve gezi yazarı. Çevre bilimci. Feminist, hayvan ve çevre hakları savunucusu.

Hacettepe Üniversitesi, (Norveç) Bergen Üniversitesi, (ABD) Michigan Üniversitesi’nde biyoloji ve çevrebilim eğitimi aldı. (Finlandiya) Tampere Teknik Üniversitesi ve O.D.T.Ü’de araştırmacı olarak çalıştı, ders anlattı.

Romanları on dile çevrilen Buket Uzuner 1996 yılında (ABD) Iowa Üniversitesi’nin (IWP) “onur üyesi” olmuş, 2004 yılında da ODTÜ Senatosu tarafında takdir belgesiyle onurlandırılmıştır. Yazar, 2016 yılında Ankara Üniversitesi ve Ankara Öykü Günleri Derneği’nce verilen “Öykü Onur Ödülü” nü almıştır.

Buket Uzuner, Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Kuruluş yılında  Türkiye üniversiteleri, basını, meslek kuruluşları ve 81 ilin valiliklerinden  oluşturulan jürinin oylarıyla ‘Cumhuriyetin 75 Başarılı Kadını’ndan biri olarak seçilmiştir.

“İklim değişikliği”- çevre sorunlarını ele aldığı ve Türk Mitolojisi’nden fantastik ögeler kullandığı ‘TABİAT DÖRTLEMESİ’ romanları “Su”, “Toprak”, “Hava” ve “Ateş” yayınlanmaya devam etmektedir.

Yazar, ilk Osmanlı feminist kadınlarından “Zeynep Hanım” kitabına önsöz hazırlamıştır.

Kuzey Sahra Afrikası, Kuzey Amerika, Avrupa’da uzun tren yolculukları yapan Buket Uzuner 2017’de ilk çocuk kitabını yayımlamıştır.”

**

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)