Sıfır açlık ulaşılabilir bir hedef mi? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Dünya Tarım Örgütü son 10 yıldır giderek azalan açlık ve kötü beslenme içindeki nüfusun tekrar artış gösterdiğini açıkladı. Her yıl 16 Ekim’de kutlanan Dünya Gıda Günü’nün bu yılki teması “Sıfır Açlık” olarak belirlendi. Açlık ve kötü beslenme oranlarının tekrar artmaya başlamasının en önemli nedenleri iklim krizi ve savaşlar.

İklim krizi nedeniyle aşırı yağış, sel, yangın ve kuraklık gibi doğal afetlerin görülme sıklığında bir artış var. Savaş ve çatışmalar ise tarımsal üretim ve gıda imalat altyapısını tahrip ederek zamanla kötü beslenme ve kitlesel göçlere yol açıyor. Dünya genelinde yaklaşık 840 milyon insan açlık sorunu ile yüz yüze. Kötü beslenme nedeniyle büyüme ve gelişme sorunları yaşayan çocuk sayısının ise 180 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler Örgütü her ne kadar sıfır açlık hedefi doğrultusunda çalışmalar yürütse de açlık ve kötü beslenme sorununun zaman içinde daha da büyüyebileceğine işaret eden bazı göstergeler var.

İklim krizi gıda üretiminde çeşitli sorunlara neden oluyor ve olacak. İklim krizinin en önemli nedeni karbondioksit ve metan gibi atmosferi bir örtü gibi sararak dünyanın ortalama sıcaklığının artışına neden olan sera gazları. Kömür, petrol, doğalgaz başta olmak üzere endüstriyel, tarımsal ve kentsel faaliyetlerde aşırı miktarlarda kullanılan fosil yakıtlar bir atık ürün olarak iklim krizinin en önemli nedeni olan karbondioksit gazını açığa çıkarıyor.

Atmosferdeki karbondioksit miktarının artmasının sadece kuraklık, sel ya da anormal yağışlar gibi ani ya da afet şeklinde görülen anormal olaylara neden olmadığı çok daha sinsi bir tehlikenin de söz konusu olduğu yeni yeni anlaşılıyor. Atmosferdeki karbondioksit oranlarının artışı bitkilerin fotosentez yapma kabiliyetlerinde aksamalar meydana getiriyor. Bu aksamalar hem ürün verimliliğinde azalmalara ve hem de ürünlerin besleyici öğeler açısından fakirleşmesine neden oluyor.

Gizli açlık tehlikesi

Verim düşüklüğü epeydir bilinen ve sıklıkla dile getirilen bir sorundu. Ancak gıdalardaki proteinlerin ve demir, çinko, B vitaminleri gibi beslenme açısından çok önem taşıyan kimyasal maddelerin sentezlenmesinde açığa çıkan sorunların önemi yeni yeni anlaşılıyor.

Bu besleyici maddeler atmosferdeki karbondioksit oranı arttıkça daha az üretiliyor. Bitkilerdeki besleyici öğelerin miktarlarının azalması durumunu bir tür gizli açlık olarak da niteleyebiliriz. Gıda üretimi yapılıyor olmasına ve yeterli miktarda gıda maddesi yenmesine rağmen yeterli miktarda besleyici öğe alamama halinin ya da eskiye kıyasla aynı miktarda gıda yenilmesine rağmen daha az demir, çinko ya da daha az protein alınması durumunun söz konusu olacağı söylenebilir.

Bu olumsuz değişim gıda güvencesi, gıda güvenliği, yeterli beslenme ve halk sağlığı açısından derin sorunlar doğuracaktır. Ve bu sorunun çözümü için yeni teknik ve yöntemlerden ziyade adil ve paylaşımcı bir toplumsal hayat için mücadele etmeye ihtiyaç var.

Toplumsal hayatın sürekliliğini güvence altına alabilmek için tarımdan, gıda imalatına, kentleşmeden, enerji ve ulaşım yatırımlarına varana dek her konunun yakın gelecekte yaşanacak sorunları odağa koyarak ele alınması gerekiyor.

Nüfus çok, kaynaklar yetersiz mi gerçekten

Bu konuda yapılması gereken şeylerin çokluğu insanın gözünü korkutuyor. Ancak kolektif ve ısrarlı bir çalışmadan vazgeçmemeli. Öncelikle de geçerliliği sık tekrarlanmasından menkul bazı argümanların terk edilmesini sağlamak gerekiyor. Örneğin dünya nüfusu hızla artıyor, kaynaklar kıt ve tarım arazileri sınırlı olduğu için gıda maddeleri üretimini artırmak, yeni yöntem ve teknolojiler geliştirmek gereklidir şeklinde özetlenebilecek argüman çeşitli akademik çalışmalarda on yıllardır yer alıyor.

Bu argümanın tarım, gıda veya beslenme üzerine yazılmış pek çok yayında yer alan standart giriş cümlelerinden biri olduğu bile söylenebilir. Tarımda kimyasal kullanımını ya da riskleri henüz yeterince bilinmeyen biyoteknolojik yöntemleri vs. savunmak söz konusu olduğunda da en çok başvurulan argümanlardan biri.

Çeşitli açılardan bu argümanı çürütebilecek yanıtlar verilebilir.

Sadece birine değineceğim. Son yıllarda üretilen gıdaların tüketicilere ulaşmadan ne kadar büyük bir kısmının heba edildiğini gösteren çalışmalar “nüfus artıyor ama gıda maddeleri üretimi yetersiz” şeklinde özetlenebilecek bu argümanın ne kadar çürük temellere dayandığını ve hatta düpedüz yalan olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Yapılan çalışmalara göre dünyada her saniye 66 ton gıda boşa gidiyor. Dünya genelinde üretilen gıdaların üçte birinin tüketime elverişli olduğu halde israf ediliyor ya da atılıyor olduğu anlamına geliyor bu durum.

İnsan doğal olarak bu bilgilerden sonra gıda ve beslenme ile ilgili akademik çalışmaların çoğuna dayanak oluşturan bu argümanın değişeceğini umuyor. Ancak açlık sorununun gıda maddelerinin yetersiz üretilmesinden değil uygulanan yanlış politikalardan, adil ve paylaşımcı bir sistemin yokluğundan kaynaklandığı geçmişte pek çok yayında dile getirilmişti.

Buna rağmen gıda beslenme ve tarım konuları ile ilgili akademik dergilerde yayınlanan çalışmalarda nüfus artıyor ve gıda maddeleri üretimi yetersiz şeklindeki temel argümana rastlamak mümkün hala.

Kamusal çözümlerde ısrar

Açlık ve kötü beslenme sorunlarının çözümü birbirine bağlı pek çok sorunun çözülmesine bağlı. En başta iklim krizine yol açan fosil yakıt kullanımını sınırlamak, bölgesel çatışma ve savaşları sonlandırmak, siyaset yapma biçimleri her ne kadar daha merkezi ve otoriter formlara doğru yol alıyor olsa da kamu fikrini ve kamusal hayatı canlandırmanın yollarını bulmak gerekiyor. İçinde olduğumuz şartlar kamusal çözümleri dayatacaktır ve bunu bir imkan olarak görmeliyiz.

Yüz yüze olduğumuz sorunların büyüklüğü elimizi kolumuzu bağlasa, bir değişim yaratma umudumuz günden güne körelse ve insanlık bir yıkıma doğru yol alıyor olsa da bu yıkımın bir anda gerçekleşmeyeceği açıktır.

Toplumsal hayat bir yandan dağılsa da bir yandan da yeni biraradalık imkânları ortaya çıkıyor ve çıkacaktır da. Yine de her şeye rağmen sonuç değişmeyebilir ve insanlığın topyekûn çöküşü vuku bulabilir elbette. Ama sonuç değişmese bile sonuca giden yolları değiştirme imkânını bulabiliriz. Ve bu imkânların neler olduğunu, nerede karşımıza çıkacağını kestirmek, bilebilmek mümkün değil. Çabalamaya devam etmeyi güzelleştiren şeylerden biri de bu belirsizliktir belki.

 

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

 

Bülent Şık